Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Kayıp Zamanın Telafisi Mümkün mü?
Salı, 12 Temmuz 2005 - (11:43)
Abdulaziz Tantik
İslam Dünyası

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Eğer siz hayatın sürekli bir devinim olduğunu düşünüyorsanız veya Allah'ın sürekli bir “oluş üzere” olduğuna inanıyorsanız telafi sorununu nasıl yorumlayacaksınız? Bir nebevi hadiste belirtildiği gibi: “keşke demeyin” niye yapmadım diye yakınmayın, ne yapmanız gerekiyorsa onu yapın.


An'ın zihnimize düşüreceği anlamı kaybedenler, neyi kaybettiklerinin farkına varmadan zaman'la ilgili sorunlarını sürdürmüş olurlar. Sorun; fark etmenin yetersiz kalmasından mütevellit olarak kalamasa da önem arz eden bir durum sergilemektedir. Zaman ve telafi sözcüklerini yan yana getirerek neler ifade edebileceğinin imkânlarını yoklamak önem kazanmaktadır. Zaman telafi edebilecek bir durum olarak kendini izhar ediyor mu?   Sorulması gereken temel sorun olarak önemli hale gelmektedir. Telafi etmek nedir? Bir şeyin yerine bir başka şey koyma imkânı var mıdır?

 

Zaman üzerine yeterli bir düşünüş gerçekleştirilmiş midir? Zaman ile ilgili kitap ve makaleler okunuyor mu? Hâlbuki zaman meselesi gerçekten çok önem kazanan bir felsefi sorun olarak da önemini muhafaza ediyor. Bu meseleyi can evinden vuran bir fıkra aktarabilirim size; sufi felsefesinde zaman sorununu da ifade eden bir mükâleme: insan için zamanı nasıl değerlendiriyorsunuz? Zamanı şöyle değerlendiriyoruz: dün geçmiştir, yarın meçhuldür, bugün sizin tercihlerinizle biçimlenecektir. Daha özlü olarak: aldığınız nefes geçmiştir, bir sonraki nefesinizin alınması (gaybi bir durum) sizin elinizde/bilginizde değildir, ama siz şu an ki nefesten sorumlusunuz, diyerek muhteşem bir zaman idraki veriyorlar. Bu zaman anlayışı gerçek anlamda sadece Müslüman zihin dünyasında ve özellikle de sufi düşüncesinde yerini bulan bir anlama kavuşuyor. Böyle bir zaman idrakine sahip Müslüman nesillerin bugünkü hallerine bakıldığında nasıl bir durumla karşı karşıya kaldıklarının yorumunu yapmak kolaylaşacaktır.

 

Nereden nereye? Hangi idrak dünyasından bugünkü idrak seviyesine gelindiğinin altı çizilmelidir. Her meselede olduğu gibi bu meselede de gerçekler, sınıfta kaldığımızın kanıtı olarak orta yerde durmaktadır. Modern sorunların giriftliği içinde kendimize ait çözüm arayışlarına yönelik bir atak gerçekleştiremiyor, kendi geçmişimizle bir hesaplaşma gerçekleştirmeden modern sorunların ağırlığı altında ezilmeye razı bir durum sergilemek insanın zoruna gidiyor. Fakat bu durumun tersine dönmesi için gereken reflekslerin gösterilmesi de geciktikçe gecikiyor…

 

Telafi kelimesi kendi başına bir sorun olarak ortaya konmalıdır. Telafi; bir şeyin yerine konulması için devreye giren şey olarak isimlendirilir. Buradaki temel ölçü; hiçbir şey aslının yerine oturtulamaz. Siz ne yaparsanız yapın; o, ne ise; yerine bir başka şey koymanız asla o'nun yerini tutmaz. O yüzden sıkı bir markajla vakti gelen şeyi yapmanız sorunu aşmanız bağlamında önem kazanacaktır.

 

Eğer siz hayatın sürekli bir devinim olduğunu düşünüyorsanız veya Allah'ın sürekli bir “oluş üzere” olduğuna inanıyorsanız telafi sorununu nasıl yorumlayacaksınız? Telafi gerçek anlamda kaybettiğiniz şey her ne ise onun yerine bir başka şey koyma olarak değerlendiriliyorsa bu mümkün görünmemektedir. Kaybolan yıllar bir deyim olarak kayıtlara geçiyorsa eğer telafisi konusunda ki sorunlar doğası gereğidir. Yapılması gereken şeylerin vakti zamanında yapılması, ertelenmemesi ve bunun bir bilinç olarak yaşama katılması gerekiyor. Bir nebevi hadiste belirtildiği gibi: “keşke demeyin” niye yapmadım diye yakınmayın, ne yapmanız gerekiyorsa onu yapın.

 

Bir şey vaktinde yapıldığında bir anlam kazanır. Kayıp zamanın telafisi mümkün görünmemektedir. Kayıp giden zaman ise; telafisi konusunda yapılacak bütün imkânlar kendiliğinden kaybolur gider. Adı üzerinde kayıp giden zaman, geri getirmek mümkün olmasa da bu durumdan ders alıp içinde bulunduğun zamanı doğru kullanma konusunda kendini hazır hissetmelisin. Varlığını kuşatan zamanı an be-an gerçekleştirmeli ve bu idrak ile hayatını süslemelisin ki; zamanın kayıp olmasını engelleyebilesin. Keşke sözcüğünü böylece lügatten silme imkânı elde edesin.

 

Fakat meseleyi İslam düşüncesi bağlamında değerlendirmeye başladığımızda sorun farklılaşır. Yaptığınız yanlışların üzerini çizmeniz için gerek şart; sahih bir tövbe gereksinimidir. Gerçek bir pişmanlık ve bir daha aynı hatayı (yanlışı) yapmamaktır. Yani; düştüğünüz hatalara bir daha düşmeme konusundaki samimiyetinizi belirtmeniz yeterlidir. Bu yaptığınız yanlışı ortadan kaldırmasa da, bir ahlak olarak sizi temize çıkarır. Bir değer olarak o yanlışı yapmamış olursunuz. Bu durum/duruş ancak İslam düşüncesinin, yani; Allah (cc)'nün insana bir lütfüdür. Çünkü insan her an tercihlerini değiştirme imkânına sahip olarak sürekli bir devingenlik üzeredir. Buradaki temel sorun; insanın yaptığı hatadan samimiyetle ve katiyetle vazgeçtiğinde, hayatına ilahi buyruklara uygun bir ahlakla devam ettiğinde yeni doğmuş gibi kabul görür…

 

Sorunu kökünden kavramak için; insan hata yapma imkânına sahiptir. Hatayı terk etmekle yükümlü olduğu gibi... Bu paradoksal durum insanın diğer varlıklar karşısındaki ayrıcalığıdır. Bu ayrıcalığın farkında olan insan; hem bu dünyada ve hem öbür dünyada kurtuluşu sağlayacak eylemler gerçekleştirebilecek psikolojik zemine sahip olacaktır.

 

Evet! Zaman telafi edilmezse de insan yeni zamanları oluşturma imkânına sahip bir varlık olarak varoluşa katılmaktadır. Bu bilinç ile varoluşun kesintisizliğine teslim olan insan; insan olma haysiyetine sahip bir varlık olarak sahnedeki yerini alacaktır. O yüzden dikkat edilmesi gereken şey, yapılan hataların farkına vararak bir daha aynı hatalara düşmeme becerisini gösterebilme inadı olmalıdır. Varlık hiyerarşisinde biricik konumuna sahip olmanın yüklediği sorumluluğun kazandıracağı şuur seviyesi ile 'hakka' yönelmeyi ilke haline getirip bir Müslüman olarak canı teslim etmenin yollarını bulmalıyız… Sarsılmaz bir iman, parçalanmayan bir teslimiyet, yolun doğruluğundan eminlik, sürekli bir 'yakaza' halini yaşamın anlamı ve ruhu haline getirip yürümeliyiz ve kiminle yürüdüğümüzün farkına vararak…

 

Başlıkta ifadeye kavuşan sorunun mahiyeti böylece bir anlama kavuşmuştur. Ama her insanın kendisi bu soruyu kendisine sorarak bir tecrübe sahibi olması gerektiğini unutmadan…

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Abdulaziz Tantik'in Son 10 Yazısı
   Varolma / yokolma aynasında İslam Dünyası
   İslamcılık ve Geleceğimiz Üzerine Düşünme
   Okumanın Düzeyi ve İnsan
   Tarih Üzerine Notlar
   Krizden Kurtuluş Yolu: İman
   Düşüncenin derinliğinde gündemi yorumlamak
   İslam Birliği Vaciptir
   Sığınak, Mekân ve Zaman İlişkisi
   Mazeretim Var...!
   İslami Serüvenin Nihilist Yaklaşıma Yenik Düşmesi ve/veya Nihilist Yaklaşımın Damardan Girişi
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.