Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Tayip beyin Kıbrıs resti ve muhtemel getirileri
Pazartesi, 19 Haziran 2006 - (13:43)
Selahaddin Eş Çakırgil

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Tayyîb Erdoğan, AB’nin Kıbrıs’la ilgili ısrarlı talebleri karşısında nihayet patladı:

‘AB, Kıbrıs için dayatma yaparsa, kabul edemeyiz ve müzakereler durursa-durur!.’

Özü itibariyle yanlış olmayan bir yaklaşım.. Genelde alkışlanışı da bu yüzden..

Ancak, meselenin daha başka yönleri de bulunuyor..

Eski başbakanlardan Mesud Yılmaz, ‘İslamî bir kökenden gelen Erdoğan AB’ye girmek istediğinde esasen samimî değildi.. O, Türkiye’deki iç dengeleri değiştirmek ve TSK’nın gücünü zayıflatmak için AB ‘den istifade etmeye çalışıyor..’ demişti, geçen hafta.. Bu da bir çok çevrelerde ısrarla belirtilen bir görüş..

Kıbrıs konusunu ‘çıkmaz’a sürükleyen, ve ‘Bizim ‘evet’imiz olmadan rum tarafını AB’ye üye alamazlar..’ diye kesin beyanlarıyla, Türkiye’yi onyıllaaar boyu oyalayan Denktaş ise, kendisini hâlâ bir kahraman olarak tezgahlıyor ve ‘23 senelik devletimiz (KKTC)’den vazgeçmek şerefsizliktir..’ diyor..

Ancak, burada bir noktaya dikkat etmek gerekir..

Kıbrıs’la ilgili olarak, rum tarafından yapılan hata itirafları TC medyasınca manşetlere çekilir de; Türkiye tarafının Kıbrıs siyasetindeki yanlışlarına dikkat çekilemez ve herhangi bir hata itirafı da yapılamaz.. Halbuki, bu siyaset de yanlışlarla doludur..

Oyunu, biraz biraz, usûlüne göre oynayarak, Türkiye’nin elini açmaya çalışan bir siyaseti Erdoğan Hükûmeti gösterdi.. 2004 sonundaki referandumda BM ve AB’nin de desteklediği çözüme, ağır iç suçlamalara rağmen, ‘Evet!’ dedirten Erdoğan Hükûmeti, uzlaşmaya yaklaşmayan tarafın rûm tarafı olduğunu ortaya koşmuştu..

Ancak, buna rağmen, AB, hâlâ, uzlaşmaya yaklaşmayan Rûm tarafını destekliyor ve Türkiye’ye baskı yapıyor.. Bu durumda da, Tayyîb Erdoğan, ‘rest’ini çekti.. Şimdi, AB şaşkın ve bunu ‘Tayyîb Erdoğan’ın dikbaşlılığına ve küstahlığına’ bile veriyorlar..

Ancak, Kıbrıs mes’elesinin iyi anlaşılabilmesi için İngiltere, Türkiye ve Yunanistan garantörlüğünde kurulan Kıbrıs devletinin ilk anlarından beri Türkiye’nin yaptığı temel hatalar da görülmelidir. Yoksa inandırıcı olunamaz..

Şöyle ki: Kıbrıs Devleti, bütün kamu yönetim birimlerinde, Rumlar üçte iki, Türkler üçte bir nisbetinde yer alacak şekilde, 1959-60 Londra-Zurich Andlaşmaları’yla hukukên ortaya çıkarıldıktan hemen sonra, Türkiye, 27 Mayıs 1960’da büyük bir askerî darbe geçirdi ve Kıbrıs andlaşmaların imzacısı olan Başbakan Adnan Menderes ve Dışişl. Bak. Fatin Rüşdî Zorlu öldürüldü..

Bu, Türkiye’nin iç zafiyetini yansıtıyordu. Bu durumdan, Kıbrıs Cumhuriyeti devleti’nin C. başkanı olan Başpiskopos Makarios elbette ki ustaca istifade edecekti..

Nitekim, o, türk tarafının devlet çalışmalarına katılmasına fiilî engeller çıkarıyordu.. Halbuki ortada hukuken bir devlet vardı ve bu mekanizmanın işletilmesi lâzımdı.. 1963 -Yazı’nda, Başbakan İsmet İnönü, Makarios’un bu entrikalarını bozmak ümidiyle, Kıbrıs üzerine savaş uçaklarını gönderip, bazı yerleri bombardıman ettirdi.. Ve hukuken varolan ama, fiilen kurulamamış ilişkiler böylece, başlamadan koptu..

Makarios, Birleşmiş Milletler’e yaptığı bir müracaatta, ‘yeni devletin işlerlik kazanabilmesi için, türk tarafının katılmasının sağlanmasına kadar, rum tarafının Kıbrıs devletinin tamamını temsil etmesinin kabulünü’ teklif ediyordu.. BM ve dünya kamuoyu da, ‘kendi başbakanlarını asan bir Türkiye’nin siyasî taraf olarak alınmasının zorluğunu’ kabul ediyordu, esasen.. Ve bu teklif, Mart 1964’de, BM Genel Kurulu’nda kabul edildiğinde, Türkiye tarafı konuyu önemsememişti bile..

Türkiye dâvayı taa o zaman kaybetmişti.. Çünkü, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin, -türkler yönetime katılıncaya kadar- sadece rumlar tarafından temsil edileceği, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nca kabul edilmişti..

Ve Türkiye, 1974’de, 1959-60 Andlaşmaları’ndaki ‘garantörlük’ andlaşmasına dayanarak adaya müdahale etmişti.. Atina’daki askerî cunta ile ihtilafa düşen Makarios devrilmişti.. Yunanistan’da da 7 yıllık askerî diktatörlük yönetimi çökmüştü.. Türkiye’nin karşısında birkaç yüz kişilik rum milis güçleri hariç, hiçbir askerî ve silahlı güç yoktu.. Böyleyken, Türkiye, garantörlük hakkını kullanarak, adanın tamamında güvenliği sağlamak için hareket geçmek yerine, adeta, ‘ileride bölebiliriz ve şu bölgeler bizim olsun..’ der gibi bir niyeti yansıtacak şekilde, adanın sadece kuzey bölgesini kontrolü altına almakla yetiniverdi.. Halbuki, Kıbrıs’ın tamamının garantörü idi, Türkiye..

Ancak, Türkiye, o hatayı kimlerin, nasıl yaptığını hâlâ da tartışamıyor.. Kıbrıs çıkarması sırasında, ‘Kocatepe Zırhlısı’nın bizzat Türkiye savaş uçaklarınca batırılmasının ancak 25 sene sonra açıklanmasında olduğu gibi bir gizleme..

Ve problemin uluslararası hukukî çerçevelere oturtulması önemsenmemişti, bile.. Hattâ, ünlü Dışişleri Bak. İhsan Sabri Çağlayangil’in Denktaş’a, ‘Rauf, bizim bu Kıbrıs siyasetimizde, diplomatik açıdan çıkış yolumuz yoktur, sen oyalabildiğin kadarıyla oyala..’ deyişi meşhurdur.. Denktaş da bunu yapmış ve dahası, Türkiye’yi de 40 yıla yakın bir süre, bir ‘ulusal kahraman’ edâsıyla hep oyalamıştır.

Kıbrıs konusundaki en büyük yanlış ise, 1983’de, KKTC’nin kurulması idi.. Çünkü, Türkiye, bu devleti uluslararası planda kabul ettiremiyeceğini de, bunun bir ‘ölü doğum’ olacağını da düşünmeden; bizzat garantörü olduğu Kıbrıs Cumhuriyeti’ni de, Londra -Zurich Andlaşmaları’nı fiilen katlediyor; o devleti yok sayıyordu. Ama, ‘ölü’nün nüfus kaydı hukuken silinemiyordu, ‘ölüm’ halini BM kabul etmiyordu.

Ama, Denktaş, C. Başkanı olmuş ve Türkiye’nin yönetici kadrolarını/ askerlerini istediği gibi yönlendiriyordu ya, o yeterdi.. Üstelik, her yıl, Türkiye’den 400 milyon dolar yardım da alıyordu, ne de olsa.. Ve şimdiki KKTC Başkanı M. Ali Tal’at, Kıbrıs’ta ‘birlik’ten yana olduğunu söylüyor, ama, bunun nasıl olacağı bilinmiyor.

İçerden ‘ulusalcı’ların, dışardan AB’nin zıdd yönlü baskıları altında kalan Erdoğan ise son ‘rest’ini çekti.. Bu doğru, ama, içinde çözümü olmayan bir tavır..

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Selahaddin Eş Çakırgil'in Son 10 Yazısı
   Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
   Allah’ın diniyle savaşta olanların, o dinin terimlerinden istifade kurnazlığı..
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   Kalblere hükmedilemiyeceğini hâlâ anlamıyan zavallılar..
   Emperyalizm, Lübnan’da yenilmeye mahkûmdur!
   ''Kutsal'' karşıtları, sahiden de ''dua''sız mı?
   ‘Kişilere tapma hastalığı’, başka nasıl olur ki?
   Kosova, bir çetin 'devlet' yolculuğuna çıkarken..
   -Zulm, şirk ve küfrün hâkim olduğu-; ’Her yer Kerbelâ, her gün Âşûrâ..’
   ‘Modern klanlık / kabilecilik’ anlayışının çizgisinde..
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.