Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
‘Devlet’, ‘taife-i laicus’un tahakküm mekanizması mı?
Pazartesi, 26 Haziran 2006 - (12:22)
Selahaddin Eş Çakırgil

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Başbakan Tayyîb Erdoğan, Berlin’de geçen ay, vatandaşların dertlerini dinlerken, bir hanım kızın, ‘İslamî örtülerinden dolayı TC elçilik ve konsolosluklarında mâruz kaldıkları kötü muameleler’e dair şikayeti üzerine, hemen, orada bulunan Büyükelçi İrtemçelik’e dönüp, ‘öyle bir uygulamanın olup olmadığını’ sormuş ve B. Elçi’nin de, ‘Merkez’den gelen talimâtı uyguluyoruz..’ diye cevab vermesi üzerine, vatandaşlardan ‘yuuuhhh’ tepkisi almıştı..

Orada, Başbakan, o ‘yuuuuhh’ları susturup, sonra da B.Elçi’ye, ‘Ben öyle bir talimât olduğunu sanmıyorum, onu göreceğim..’ demesi bile yetmemiş ve Başbakan’ın, ‘B. Elçi’yi azarladığı ve buna hakkının olmadığı’ yazılıp çizilmişti..

Çünkü, bütün ‘yüksek bürokratlar, kuvvetli silahlar’ gibi, Hâriciye’deki ‘monşer’ler başta olmak üzere, ve bütünüyle ‘atanmışlar’ da ‘dokunulamazlar taifesinden olduklarından ‘seçilmişler’ce sorgulanamazlardı.

Gönül ister ki, Erdoğan’ın bu gibi sorgulamaları, ‘dokunulamaz’ zannedilen herkese yönelsin. Ve gelecekteki yöneticiler için de bir teamüle dayanak teşkil etsin.. Çünkü, sistemin adı ‘cumhûriyet’tir ve cumhûr’un iradesi adına temsil yetkisi olanlara hesab veremiyecek ‘dokunulamazlar’ın olmaması, olamaması gerekir, bu sistemde..

Ama, bu gibi ‘tahakkümce gelenek’ sürüyor.. Öyle bir-iki çıkışla, müdahaleyle bertaraf olacak gibi de değil..

Eski siyaset meydanının renkli isimlerinden Prof. Besim Tibuk, 5 sene öncelerde, ‘Ankara’yı yoketmek gerek..’ demişti, bir tv. proğramında; orada, milletin tepesine çöken ve çöreklenen ‘yüksek bürokrasi’yi kasdederek.. Başbakan Erdoğan da, zaman zaman ‘yüksek bürokrasi’nin tahakküm ve tasallutundan dert yanmakta, onlardan ‘bîzâr olduğunu’ gizlememektedir. Bunu, TRT’ye geçen hafta verdiği mülâkatta da açıkça dile getirdi..

Buyrunuz, bu gibi kadroların tahakkümcü ve çarpık uygulamalarına bir diğer örnek.. Berlin’deki ‘sorgulama’nın üzerinden henüz 1 ay bile geçmeden, bir tuhaf ‘tahakkümcü devlet anlayışı’ yeniden ortaya çıkmış bulunuyor..

Ancak, önce bir noktaya açıklık getirmek istiyorum..

‘Dialog’ kelimesinden bile korkanlardan değilim.. Dialog, birbirinin aynı olmayan, karşı ve karşıt tarafların birbirlerini anlamak yolundaki çabalar manzûmesi olarak anlaşılmalıdır.. Kendi inanç veya düşüncesinin gücünden emin olmayanlar başkalarıyla görüşmekten korkabilir ve kendi etraflarında ördükleri kalelerin içine hapsedebilirler kendilerini..

Bu çerçeve içinde, ‘bir dinin en iyi temsilcisinin, o dinin peygamberi olabileceği’ gerçeğinden hareketle ‘Dinlerarası dialog’ değil ama, çeşitli dinlere mensub insanlararası dialogdan kaçmamak gerektiğini düşünüyorum..

Bu dialog çaba ve çalışmaları cümlesinden olmak üzere, Hannover’deki Protestan/ Evangelist Kilisesi, o eyaletteki öteki dinlerin mensublarıyla bir dialog toplantısı tertibler.. Bu toplantıya, Diyanet’in Almanya’daki uzantısı durumunda olan DİTİB (Diyanet İşleri Türk-İslam Birliği) isimli resmî dernek de katılacaktır.. Çeşitli Müslüman teşekkülleri, -tabiatiyle, İslam’ı değil- müslümanları temsilen, o toplantıya, Goettingen Üniversitesi’nde okuyan bir hanım kızımızın katılmasını kararlaştırırlar.

Ancak, yapacağı konuşma için uzun süredir hazırlanan bu hanım kıza, DİTİB yetkilileri, kendisinin o proğrama katılamıyacağını son anda bildiriverirler..

Şoke olan bu hanım kız, engellenmesinin sebebini öğrenmekte ısrar eder, verilen cevab ilginçtir.. ‘TC Konsolosluğu, onun hakkında olumsuz görüş belirtmiştir!’

Niye mi? Sebebi, bu hanım kızın babasının, ‘müslümanlara aid’ ve herhangi bir devlete bağlı olmayan bir sivil toplum kuruluşunda bir ara başkanlık yapması da değil!

Bu hanım kızımız, Goettingen’de okurken, boş zamanlarında, merkezi o şehirde bulunan bir insan hakları kuruluşunda çalışmış ve maişetini temin etmiştir!

Efendim, bu kuruluş, ‘Türkiye’nin Güneydoğu’sunda cereyan eden hadiselerle ilgili olarak, zaman zaman TC rejimini suçlayan bildiriler de yayınlamış’ imiş..

Evet, şifahî, sözlü olarak belirtilen gerekçe, bu!

‘İslamî örtüye dikkatle riayet eden bu hanım kız’ın öyle bir toplantıda yapacağı bir konuşma, ne konsolosluğu ilgilendirir, ne de DİTİB’i..

Ama, şimdi, o hanım kız, adeta, kendi ülkesine karşı bir komplonun içine girmiş gibi bir duruma düşürülüyor..

Şimdi, bu, olacak şey midir?

Kaldı ki, o kuruluş, sadece Türkiye’yle ilgili olarak değil, Bosna, Çeçenistan, Kuzey İrlanda, Ruwanda gibi, dünyanın çeşitli yerlerindeki ‘insan hakları ihlalleri’ konularında da bildiriler yayınlamıştır..

Ve, öyle bir kuruluşta, karar mekanizmasında etkili olması da sözkonusu olmayıp, sadece yazışmalara yardımcı olan bir üniversite öğrencisinin bu şekilde yolunun kesilmesiyle, devlet mi korunmuş mu oluyor; yoksa, bir beyin ve bir kalb daha, resmî ideolojinin soğuk duvarlarına çarparak, oradan gönlü kırılmış olarak uzaklaştırılmış mı oluyor? (Kaldı ki, bu hanım kız kavim itibariyle kürd de değildir..)

Ve, ‘DİTİB’, ‘monşer’lerin mi emrindedir ki, böyle bir cevab verebilir?

Birilerinin hoşuna gitmek için, bir takım istihbarat bilgilerine göre, üniversite çağındaki bir gencin dünyasıyla oynamak, onun kalbini rencide etmek, konsolosluğun veya DİTİB’in mi vazifesidir? ‘Gözlerimi kaparım, vazifemi yaparım..’ mentalitesiyle hareket eden bir takım ‘memur zihniyetli’ kişilerin bu yaklaşımıyla belki bir yerler hoşnud edilebilir; ama, ülke ve milletin geleceği olan beyin ve kalbler fethedilemez..

İlgili ‘Bakan’lar Mehmed Aydın ve Abdullah Gül beylerin bilgi ve ilgisine sunulur..

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Selahaddin Eş Çakırgil'in Son 10 Yazısı
   Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
   Allah’ın diniyle savaşta olanların, o dinin terimlerinden istifade kurnazlığı..
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   Kalblere hükmedilemiyeceğini hâlâ anlamıyan zavallılar..
   Emperyalizm, Lübnan’da yenilmeye mahkûmdur!
   ''Kutsal'' karşıtları, sahiden de ''dua''sız mı?
   ‘Kişilere tapma hastalığı’, başka nasıl olur ki?
   Kosova, bir çetin 'devlet' yolculuğuna çıkarken..
   -Zulm, şirk ve küfrün hâkim olduğu-; ’Her yer Kerbelâ, her gün Âşûrâ..’
   ‘Modern klanlık / kabilecilik’ anlayışının çizgisinde..
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.