Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Birileri, iddialı nutuklar atmaya; İsrail de zulmüne devam edecek!.
Salı, 18 Temmuz 2006 - (17:42)
Selahaddin Eş Çakırgil

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Siyonist İsrail rejiminin Filistin ve Lübnan’da her tarafı yakıp yıkmasını, yeniden bir ‘kan denizi’ oluşturmak histerisine kapılmasını yadırgamıyorum. Hattâ, ‘Ben olmayacaksam, isterse bütün dünya yansın!.’ diye, bu yangını her tarafa da yaymaya da çalışabilir; bir çağdaş Neron mantığıyla..

İlk İsevîler (hristiyanlar), Roma’yı ele geçirirken, çaresiz kalan son imparator Neron da, bizzat ateşe verdirdiği şehrin alevlerini, bir kuleye çıkıp, ‘Ben olmayacaksam, isterse bütün Roma yansın!..’ diye ‘lyr’ / saz çalarak ve sadist bir zevkle temaşa etmemiş ve bir taraftan da, ‘Roma’yı hristiyanlar yaktı!.’ diyerek, halkı o ilk İsevîler aleyhinde kışkırtmamış mıydı?

Siyonist yahudiler ve Amerikan emperyalizmi de bugün, bir çağdaş Neron mentalitesiyle, ve sadist tıynetlerinin, cibilliyetlerinin gereğini yerine getiriyorlar..

Siyonist İsrail rejimi, bugünün dünyasında, tıpkı Amerikan emperyalizmi gibi ve hattâ onun bir yapışık kardeşi halinde, bir gerçek, bir ‘realité’.. Ama, bir ‘hakikat’, bir ‘verité’ değil.. Çünkü ‘hakikat’e ve adâlete değil, zorbalığa dayanıyor..

Elbette, yahudilerin de bu yerküre üzerinde kendi inanç ve iradelerine göre yaşayacakları bir vatanlarının olması hakkı kabul edilmelidir. (Biz Müslümanların anti-semit/ yahudi düşmanı olamıyacağımızın bir delili de budur..) Bizim karşı çıkışımız, yahudilerin, asırlarca dile getirdikleri, ‘topraksız insanlara, insansız topraklar’ bulmak şeklindeki ideallerini çarpıtıp, başkalarının topraklarını, vatanlarını zorbalıkla, cinayetkârlıkla işgal ve gasbederek gerçekleştirmelerine;hiçbir adâlet ölçüsü kullanmaksızın, ideallerini başkalarını ezmek pahasına da olsa gerçekleştirmeyi öngören ‘sionistlik’lerinedir.. Biz bunun için ‘anti-siyonist’iz.. Ve, ‘siyonizm’ ve ‘siyonist yahudi’ler, başka halkları, tarihte, hristiyan toplumların kendilerine uyguladıkları zulüm örnekleriyle ezmek çabasındadırlar.

Evet, emperyalist entrikalarin 100 yılı aşkın korkunç, akıl almaz cinayetleri sonunda, ‘İsrail’ diye bir ‘kanser uru’nun bölgemizde boysalmıştır ve bu, günümüzün bir realitesidir, ama, bu onu bir ‘hakikat’ haline getirmez.. Siyonist İsrail rejiminin hem kendi yahudi halkına ve hem de Filistinlilere ve emperyalistlerce yerleştirildiği bütün Ortadoğu bölgesine yaşattığı acıların, sıkıntıların, zulümlerin temeli, onun bu ‘hakikat’sizliğinden, haksızlığından, zulmünden kaynaklanıyor..

İki ünlü yahudi olan (fizikçi) Albert Einstein ile (psikiatrist) Sigismund Freud arasında yazılmış,1937’lere aid bir mektubu hatırlıyorum.. İsrail rejiminin varlığını dünyaya devlet olarak ilan etmesinden 10 yıl kadar öncelerde, yani.. Einstein, dostu Freud’a, (özetle), ‘bir yahudi devleti’nin kurulmasının, yahudilerin tarihi boyunca zulüm gören, mazlûm bir topluluk olması görüntüsüne son vereceği ve devlet olmanın kaçınılmaz olarak getireceği zulümleri işleyen bir topluluk haline getireceği ve bu açıdan, yahudiler aleyhinde olacağı’ görüşünü dile getiriyordu..

İlginçtir, 1955’de ölen Einstein, geçenlerde yayınlanan son mektublarından birinde de, ‘yahudilerin mazlûmiyetinden değil, beyin güçlerinden korkulduğunu’ yazıyordu. Doğrudur ki, yahudiler geçmiş asırlarda, devletleri, orduları/ askerî savunma mekanizmaları olmadığı için, kendilerini, altın gücü ile ve diğer toplumları da kültürel ve ideolojik çelişkiler içine sürükleyerek zayıf tutmak sûretiyle koruma yolunu seçmişler ve bu alanda kazandıkları özellik ve kabiliyetlerin irsî / genetik olarak nesillerden nesillere intikal ettiğine kendileri de inanmışlardı.

Bugün ise, ellerine bir de silah ve ordu gücü geçip, uluslararası hukuk açısından bir devlet statüsü kazanınca ve Amerikan emperyalizminin yapışık kardeşi durumuna da gelinince, geçmiş asırlarda yahudilere nisbet olunan o kabiliyetler, entrikacılıklarından çok daha öteye, bir korkunç zulüm mekanizması ortaya çıkarmış ve Einstein’ın öngörüsü doğrulanmış bulunuyor.. (İsrail devleti kurulduktan sonra, Einstein’ın, oluşmasına karşı çıktığı bu realiteyi kabul ettiğini de bu arada belirtelim.)

Siyonist İsrail rejiminin bu zulümlerinin her birisini, ânında, ve bütünüyle, ‘İsrail’in kendini savunma hakkı’ olarak görüp destekleyen Amerikan emperyalizminin bu korkunç zulüm mekanizmasının işletilmesindeki rolü ise, tartışılamamalıdır bile..

Ancak, Ortadoğu’daki ülkelerin rejimlerinin İsrail rejimiyle ilgili iddialı sözlerinde de ölçüyü kaçırmamaları, siyonist rejimin kurulduğundan bu yana 60 yıla yakın zamandır alıştığımız ‘nutuk edebiyatı’na yeni örnekler katmaktan, yapılamıyacak şeyleri laf kalabalıkları halinde dile getirmekten kaçınmaları temenni olunur..

Çünkü, açık söyleyelim, siyonist İsrail rejimine karşı ölçüsüz iddialı sözler söyleyen yöneticiler önce, ‘kendi ordularına hâkim olup olmadıklarını’ ve kendi kamuoylarının siyonist odaklarca yönlendirilip yönlendirilmediğini bilmeli ve ayrıca da, Amerikan emperyalizmiyle karşı karşıya gelmeyi göze alıp alamıyacaklarını unutmamalıdırlar.. Aksi halde, umutlandırdıkları kitleleri yarı yolda bırakmak gibi bir duruma düşebilirler.

Yani, uluslararası hukuk açısından, yapılacak fazla bir şey var mıdır, yok mudur; bu düşünülerek konuşulmalıdır.. HAMAS ve Lübnan Hizbullahı, bu açıdan, bu uluslar arası şeytanî çemberçe kuşatılamadıklarından siyonist rejimi zorluyor ve o da, onları daha fazla güçlenmeden etkisizleştirmek için zulüm ve cinayetlerine yenilerini ekliyor.

Bu mücadeleden, inancı uğrunda gerektiğinde dünya hayatını terketmeyi göze alacak kadar kesin kararlı ve ‘şehadet’i saadet bilen ve kendisini haklı konumda gören, zulmetmeyen ve amma mazlûm olan ve amma, mazlûmiyeti de kendileri için bir acındırma noktasına düşünmeyen taraf, başarılı çıkacaktır..

Unutmayalım, siyonist yahudilerin mücadelesi 2000 yıldır sürüyor; Müslümanlar ise, Filistin konusunda, mücadelenin henüz başındalar..

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Selahaddin Eş Çakırgil'in Son 10 Yazısı
   Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
   Allah’ın diniyle savaşta olanların, o dinin terimlerinden istifade kurnazlığı..
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   Kalblere hükmedilemiyeceğini hâlâ anlamıyan zavallılar..
   Emperyalizm, Lübnan’da yenilmeye mahkûmdur!
   ''Kutsal'' karşıtları, sahiden de ''dua''sız mı?
   ‘Kişilere tapma hastalığı’, başka nasıl olur ki?
   Kosova, bir çetin 'devlet' yolculuğuna çıkarken..
   -Zulm, şirk ve küfrün hâkim olduğu-; ’Her yer Kerbelâ, her gün Âşûrâ..’
   ‘Modern klanlık / kabilecilik’ anlayışının çizgisinde..
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.