Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Düşmanın da asîl olmasını isteriz; ama, merhamet beklemek?
Çarşamba, 19 Temmuz 2006 - (14:05)
Selahaddin Eş Çakırgil

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Bush, Hitler’den bile tehlikeli bir mantığa sahib.. Saint Petersburg’da G-8’ler toplantısında, bir cehenneme çevirdikleri Irak’ı ‘özgürlük ve bağımsızlık ülkesi’ olarak tanıtması da bunu gösteriyor..

Hitler en azından, I. Dünya Savaşı’nda ülkesinin yenilmesinin meydana getirdiği sosyal dengesizliklerin giderilmesi için ortaya çıkmış gibi gözüküyordu.. İlk planda da, alman halkının büyük desteğini o yüzden elde etti.. Ama, en büyük yanlışı, nerede duracağını bilemeyişi idi..

Bush ise, Hitler’in elindeki argümanlardan hiçbirisine sahib değilken, 11 Eylûl 2001’de New York’daki İkiz Kuleler’e ve Washington’da, Pentagon’a, yani kendi ülkesi içinde yapılan saldırıların hayâlî suçlularını cezalandırmak adına, bütün dünyayı kendisinin savaş alanı yapabileceği bir anlayış sergiledi ve İslâm dünyasına karşı 1990’larda başlatılan ‘Soğuk Savaş’ı olabildiğince palazlandırdı..

İngiliz başbakanı Margareth Thatcher, 16 Haz. 1990’da Moskova’da, Sovyet lideri Gorbaçev’le görüştükten sonra, ‘Bundan sonra, Doğu ve Batı blokları arasındaki Soğuk Savaş sona ermiştir; Soğuk Savaş’ın bundan sonraki mihveri Batı dünyası ile Doğu Akdeniz’deki fundamentalist cereyanlar arasında olacaktır..’ diyordu.. Evet, Soğuk Savaş zannedildiği gibi sona ermemiş, sadece mihveri değişmişti.. Nitekim, Thatcher’dan hemen sonra NATO’nun o zamanki Gen. Sek. Willy Claise de, açıkça, ‘NATO’nun yeni düşmanının İslam dünyası olduğunu’ söylüyordu. (Türkiye böyle bir askerî pakta üye.. Ve İsrail, bu pakta üye değil, ama, NATO’nun bütün sırlarını İsrail’le paylaştığını Amerika açıkça belirtmiştir.) Yani, USA emperyalizmi ve NATO, düşmansız kalmanın, kendisini mânasız hâle getireceğini bildiği ve sahib olduğu dev maddî gücünün dışarıda harcanmaması halinde, iç sürtüşmelere dönüşeceğinden korktuğu için, yeni bir ‘Soğuk Savaş’a kesinlikle ihtiyaç duyuyordu..

Bu sırada, 8 yıl süren ve bütün emperyalist/ şeytanî güçlerin tam desteğini kazanan Saddam’ın saldırganlığıyla başlayan 1980-1988/ İran -Irak Savaşı’nın sona erdiği bir zamanda, dünyada gerilimin düşmesi beklenirken, Saddam’ın Kuveyt’i işgal etmesiyle ortaya çıkan yeni durum, Amerika’ya aradığı fırsatı verdi..

Kendisini ‘dünya lideri’ sayan (Baba) Bush’un başkanlığı döneminde BM ve Güvenlik Konseyi bile kenara itildi ve 1991 / Irak-Amerika Savaşı ile yeni bir dönem ve yeni ‘Soğuk Savaş’ın yeni mihveri de belirmeye başladı..

Ancak, daha sonra, Amerika’daki 8 yıllık Clinton yönetiminin, bu yeni ‘Soğuk Savaş’ı sınırlı ve ılımlı tutmaya dikkat ettiği, kendisinden sonra iktidara gelen (Oğul) Bush’un siyasetlerindeki çılgınlıklarla daha iyi anlaşıldı..

Ve tekrar edelim, bugün, Ortadoğu’da, asıl savaşan güç, İsrail’in -ayrılması mümkün olmayan şekilde- yapışık kardeşi durumundaki Amerika’dır.. Birinin ölümü diğerinin de ölümü olacaktır.. Bush’un, siyonist İsrail rejiminin her cinayetine ‘savunma hakkı’ diye sahib çıkması ve uluslar arası her adımı derhal veto ederek etkisizleştirmesi bu yüzdendir. Amerikan emperyalizminin bu durumu kavranmadan, ileri sürülecek çözüm önerilerinin bir pratik değeri yoktur.. Ve hele, İsrail rejiminden savaş ahlâkı, , merhamet, insaf ve savaş hukukuna riayet beklemek acziyetin ötesinde ‘abes’tir..

Çünkü onlar, bugünkü adâletsiz ‘uluslararası hukuk’ ve BM düzenine göre devlet olmanın avantajına sahibler.. Ama, karşılarında devlet olmayışı da çaresizlikleri.. Efendim, ‘Ama, İsrail rejiminin de üç askeri kaçırıldı..’ diyenler, yazık ki, hâlâ var..

Asker kaçırdılarsa, askerî hedeflere saldırı anlaşılabilir.. Evet, asker kaçırılır da, öldürülür de, öldürür de..

Siz ise, sivilleri öldürüyorsunuz.. Bahaneleri de, karşılarında bir devlet değil, örgütün olması, bir ‘asimetrik savaş’la karşı karşıya bulundukları gerekçesi.. Bu gerekçeyle, savunmasız sivil kitlelerin bombardımanlar altında ezilmesi insanlığa uygundur diyorsanız, yuff olsun sizin o insanlığınıza!.

Burada unutulmaması gerekir ki, siyonist yahudiler ve yahudi olmayan (Bush gibi) öteki siyonistler, yalanlasalar oda, bu çağın en büyük ırkçılarıdırlar..

Onlar bu konuda, Hitler’i de aştılar.. Evet, Hitler yahudileri sürdü, baskılar uyguladı, toplama kamplarında ölüme terk etti.. Açlıktan, hastalıktan, soğuktan, sıcaktan yüzbinler öldü.. Ama, ben Hitler’in, yahudilerin oturduğu mahalleleri, şehirleri bombardıman ve üzerlerine tanklar ve buldozerler sürüp onların yerleşim birimlerini yerle bir ettiğine dair bir bilgiye ulaşamadım, bugüne kadar..

Ama, siyonist yahudiler 1948’den beri, Filistin’de, Deyr Yâsin’de, Tel Zaatar’da, Sabra ve Şetila’da, Cenin’de sivil savunmasız insanları binler-onbinler halinde katl ve evlerini, şehirlerini yerle bir etti..

Siyonist yahudilerin belki biraz abartarak da verdikleri rakamlara göre, Hitler bir canavar ise; siyonistler ve Bush, Adolf Hitler’in ve Nazi’lerin bile yüzünü ak ettiler..

-*Bu vesileyle, Saadet Partisi’nin evvelki gün Diyarbakır’da düzenlediği ve yüz binden fazla insanın katıldığının bildirildiği ve kızgın Diyarbakır sıcağında, 3,5 saat devam eden ‘İsrail’i tel’in, Filistin’e destek..’ mitingine de değinmeliyim.. O mitingde, konuşmacıların, ‘İslam ülkelerindeki hükûmetlerin artık harekete geçmesi yolundaki temennilerinin, bugünkü dünya düzenine karşı çıkmayı göze almadan mümkün olamıyacağını hatırlatmadan konuşmalarının hayalciliği’ bir tarafa..

Bu mitingi özellikle Diyarbakır’da düşünenlere teşekkürler.. Çünkü, Diyarbakır deyince, aklımıza ilk getirilen, ayrılık ve fitne tohumlarının hâkim olduğu bir şehir idi.. Bu miting ise, bize, sessiz çoğunluğun, milletin ‘İslam’ inancı ile nasıl bir sıkılı yumruk haline gelebileceğinin, İslam potasında bütünleşeceğinin işaretini de verdi..

Evet, aslî kimliğimiz bu bizim!. Çeşitli kavmî farklılıkları ‘aslî kimlik’ imiş ön plana çıkarmaya çalışanlara karşı, milletin bağrından yükselen ‘İslamî kimlik’ bildirimidir, bu..

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Selahaddin Eş Çakırgil'in Son 10 Yazısı
   Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
   Allah’ın diniyle savaşta olanların, o dinin terimlerinden istifade kurnazlığı..
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   Kalblere hükmedilemiyeceğini hâlâ anlamıyan zavallılar..
   Emperyalizm, Lübnan’da yenilmeye mahkûmdur!
   ''Kutsal'' karşıtları, sahiden de ''dua''sız mı?
   ‘Kişilere tapma hastalığı’, başka nasıl olur ki?
   Kosova, bir çetin 'devlet' yolculuğuna çıkarken..
   -Zulm, şirk ve küfrün hâkim olduğu-; ’Her yer Kerbelâ, her gün Âşûrâ..’
   ‘Modern klanlık / kabilecilik’ anlayışının çizgisinde..
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.