Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Yok etme psikolojisi
Çarşamba, 26 Temmuz 2006 - (11:38)
Mehmet Kamış
Zaman Gazetesi

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Yok etme duygusu nasıl bir psikolojidir? Kendi haricinde hiç kimseye hayat hakkı vermeme saplantısı... Herkes bir şeyleri yok etmeye çalışıyor.

Kendi varlığını sürdürebilmek için başkasını yok etmesi gerektiğini düşünüyor. Öldürme duygusu, tarih boyunca bu kadar acımasız ve kirli olmamıştı. İnsanoğlu hem hemcinsini hem de tabiatı büyük bir hızla ve acımasızca yok ediyor. Kimileri çıkarlarını tehdit edenleri, kimileri de enerji yollarını tehdit edenleri yok ediyor. Velhasıl herkes kendinden olmayanı, kendi gibi olmayanı yok etme gayretinde. Yaşatmak derdinde olanlar ne kadar da az.

Yok ederken hiçbir kuralları, ilkeleri yok. Bir savaş uçağı, sınırdaki bir köyden kaçmaya çalışan insanları taşıyan bir minibüsün tepesine bombasını bırakıveriyor. Sonuç malum; bir sürü sivil, bir sürü masum, hemen oracıkta can veriyor. Başka bir pilot düğün yapan eve, başka bir tanesi de sığınaktaki insanların üzerine atıyor bombalarını. Ve başka birisi de, hastanenin üzerine sorti yapıyor olanca yok ediciliğiyle. O bombayı bırakan pilotun ruh halini çok merak ediyorum. “Birkaç böceği daha yok ettik” diye mi düşünüyordur? Evine vardığında küçük kızına gönül huzuruyla sarılıyor mudur, acaba? “Benden olmayanın canı cehenneme” diye mi düşünüyordur? Yoksa “Ben öldürmesem büyüyüp, o beni öldürecek” diyerek mi vicdanını rahatlatıyordur? Attığı bomba ile mini minnacık bedenleri ya toprak altına gönderen ya da en azından yüzünde, ruhunda silinmez ve asla da silinmeyecek izler bırakan İsrailli pilot, kendi çocuğunun oyuncak ayısıyla rahatça oynayabilmesi için mi yapıyordur bunu? Misket bombasını atarken, Kızılhaç ambulansını vururken, 5 kişilik, 4 kişilik, 7 kişilik aileleri topluca yok ederken biraz olsun üzülüyor mudur? Kendi çocuğunun oynamasının bedelinin bütün çocukları öldürmek olduğunu mu düşünüyordur?

İsrail iki askerinin kaçırılmasını gerekçe göstererek bütün Güney Lübnan’ı yerle bir ediyor. Sivrisinek kondu diye tabancasını çekip herkesi öldüren bir psikopat gibi davranıyor.

Sahi insan başkasını niye yok etmek ister? Hayat bir mücadeleden ibarettir de ondan mıdır? Ya o, ya ben, diye mi düşünür? Ya da bu kadar kasti faulü neden yapar? Hayatta bu tarz sarı kartlık mücadeleler tabii ki olur, diye mi düşünür? Bana neden rakip olsun, diye bir kerecik bile düşündüğü olmuş mudur? Nasıl olsa kırmızı kart gösterecek bir hakemin olmadığına mı inanır? Yaptıklarının bir gün Gayretullah’a dokunacağını hiç düşünmez mi bu insanlar? Birlikte yaşayabilme kültürünü kim alıp götürdü bizden? Kim “Farklı olan tehlikelidir” mikrobunu soktu ruhumuza?

Bir gün sokağa çıktığında 500 yıldır orada olan bir camiyi, 200 yıllık bir çınarı ya da bakkal amcayı bir daha göremeyecek olmanın; sevdikleriyle birlikte bir daha türkü dinleyemeyecek olmanın; özgürlüğünün Paris’te tatile gitmek yerine, kafasına bomba düşmeden komşuya geçmeye indirgendiği bir ülkede nefes almanın ne demek olacağını hiç düşünmüyorlar mı acaba? Niye hiç kimse yaşadığı dünyaya sahip çıkmayı, o dünyada soluk alıp veren herkese sahip çıkmak olarak algılamıyor? Beyaz adam özgürlük getirecekti ama petrolü aldı. Bu sefer almasak, kabul etmesek onların gümüş tepside ya da daha doğrusu nükleer başlıklı füzelerde sundukları özgürlüğü...

Bağdat, yüzyılların yaşanmış hikâyelerini içinde saklayan masallar ülkesiydi. Bugün kan revan içinde. Her gün patlayan bombalar, düğünlerin ve derneklerin içine giren kurşunların alıp gittiği canların kenti. Ey Bağdat, ey Beyrut, ey Şam, ey bütün Ortadoğu... Osmanlı’dan sonra yok mudur sığınacağınız bir babayiğit? Ve ey yok ediciler... Bilmez misiniz dünya hiçbirinize kalmayacak...

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Mehmet Kamış'in Diğer Yazıları
Yazarın başka yazısı bulunmamaktadır.
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.