Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Hizbullah kukla değil
Çarşamba, 26 Temmuz 2006 - (12:44)
Rıza Aslan

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Hizbullah'ı İran ve Suriye'nin desteklediği doğru. Fakat, Hizbullah son yıllarda meşru bir siyasi partiye dönüştü ve tüm Lübnan'ın birliğini istiyor; dış güçleri tatmin etmek için iç desteğini tehlikeye atmaz.


Beyrut'un tüm güney mahalleleri boyunca, Hizbullah'ın ateşli ruhani liderinin posterleri asılı. Arka planda genellikle Kâbe'nin parıldadığı posterlerde, Suriye lideri Beşar Esad ve İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad, Hasan Nasrallah'a kanat geriyor. Posterler, İslami gücün bu üç 'mirasçısı'nın, Kutsal Topraklar'ı İsrail'in elinden almak için bir tür eksen kurduğu izlenimini veriyor.

Batılı güçlerin, Hizbullah entrikalarının ardında Şam ve Tahran'ın olduğunu varsaydığını biliyoruz. Hizbullah'ı 1982'de İran yarattı; İran ve Suriye'nin milyonlarca dolarlık yardım yaptıkları örgüt üzerinde epey etkisi var. Fakat, ABD'nin tekrar tekrar savunduğu gibi Hizbullah'ın Suriye ve İran'ın kuklası olduğunu düşünmek tehlikeli biçimde abartılı.

Hizbullah son birkaç yılda iç politikada reform aracına dönüşerek büyük siyasi başarı elde etti. Meclise sadece milliyetçi politikalara odaklanan bir gündemle girdi. Adayları, vatandaşlık görevlerini ve din üzerinde sorumlu bir yönetimi savunuyor. Diğer yandan, Lübnanlılar Arap dünyasının en laik toplumları arasında olduğu için, Hizbullah'ın meclise girebilmesinin nedeni, kampanyasını akıllıca yürütmesiydi. Fakat gerçek şu ki, Hizbullah tüm Lübnan'ı İslam üzerinden birleştirmeyi amaçlayan bir milliyetçilik gütmedi. İran ve Suriye desteğine rağmen, Arap, Şii veya İslami kökenler üzerinden kurulan ilişkilerden kaçındı. Hizbullah, Irak'taki Şii kardeşlerine askeri, maddi veya ruhani yardım sağlamadı.

Senaryo daha iyi yazılamazdı

Başbakan Refik Hariri'nin öldürülmesinden sonra Suriye, Lübnan'dan çekilmeye zorlandığında, Hizbullah hamisi için yürüdü. Yine de, bu yürüyüşte göze çarpan Suriye yanlılığı değil, Lübnan milliyetçiliğiydi. Mart 2005'te Beyrut'a akın eden yarım milyon Hizbullah taraftarı, Suriye'nin değil Lübnan'ın renklerini giymişti. Suriye'nin çekilmesinden bu yana, Hizbullah Lübnan topraklarının korunması için çağrı yapmayı, birlik için farklı mezhep ve dinden insanları birleştirmeye çalışmayı sürdürdü. Terörist taktiklerine rağmen, Hizbullah başarılı biçimde meşru bir siyasi partiye dönüştü. Örgütün, yabancıları memnun etmek için desteğini riske atması olası değil. ABD'nin, Hizbullah'ın kuzey İsrail'e bölgeyi karıştırmak isteyen Suriye'nin veya nükleer programı üzerindeki ilgiyi dağıtmak isteyen İran'ın emriyle girdiği iddiası yanlış. İslamcı siyaset bile yereldir;

Hizbullah'ın İsrail askerlerine saldırmasının nedenini iç dinamiklerde aramalıyız.

Lübnan'ın İsrail işgali ve Suriye'nin içişlerine karışmasından kurtulmasıyla, Hizbullah'ın kendinden menkul ulusun koruyucusu rolünün modası geçmişti. Ancak, İsrail'in Gazze baskını, Hizbullah'a silahlı milislerinin varlığını sürdürmesinin gerekliliğini gösterme şansı tanıdı. Tabii ki, Hizbullah'ın operasyonu, Lübnan ve Arap dünyasındaki desteğini kaybetmesine yol açacak taktiksel bir hata olarak da nitelenebilir. Arap başkentlerinden gelen eleştiriler, belki de milislerin kendi güçlerini abarttığının işareti.
Fakat, Hizbullah bu karmaşadan eskisinden daha da güçlü çıkacak. Bu değişken bölgede sabit bir şey varsa, o da İsrail'in egemenliğine yöneltilen tehditlere abartılı güçle karşılık verdiği. Lübnan'ın havaalanlarının, trafolarının, köprülerinin, hatta bir süt fabrikasının bile sürekli ateşe tutulması, Lübnanlılara kavgayı kimin başlattığını unutturdu.
Nasrallah senaryoyu daha iyi yazamazdı.

Tüm bunlar, Suriye ve İran'ın bu çatışmada rol oynamadığı anlamına gelmiyor. Esad'ın da, Ahmedinecad'ın da, şiddetin tırmanmasından elde edeceği çok şey var. Fakat, Batı'nın bu savaşın Suriye ve İran tarafından durdurulması talebi sorumsuzca.

İki taraftan da yüzlerce sivil öldü ve Lübnan'ın altyapısı bir kez daha moloza indirgendi.

Bu, en azından şimdilik vekâleten yürütülen bir savaş değil. Fakat, uluslararası müdahale yapılmaz ve bir ateşkes derhal dayatılmazsa, bölgesel düzeyde başlayan bu karmaşa, kısa sürede kontrol edilemez bir savaşa dönüşebilir. Bu da Suriye, İran ve diğer yerlerdeki aşırılık yanlılarının işine gelir.

(25 Temmuz 2006)
Radikal

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Rıza Aslan'in Diğer Yazıları
Yazarın başka yazısı bulunmamaktadır.
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.