Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
‘Yeniçeri mantığı ve çizgisi’ değiştirilemedikçe; gerisi boştur!
Cuma, 04 Ağustos 2006 - (19:02)
Selahaddin Eş Çakırgil

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Gen. Kur. Başkanlığı’na Org. Büyükanıt’ın getirilişinde takib olunan usûl tartışılıyor.. Aslında, ‘milletin savunma mekanizmasının, milletin temel hayat değerleriyle mutabık bir çizgide olması gerektiği’ni düşünenler için, önemli olan kişiler değil, benimsenen, bayraklaştırılan değerlerdir.. Nitekim, Osmanlı sonrası dönemdeki yüksek komutanlar arasında, halkın değerleri ve inanç dünyasıyla, -10 Nisan 1950’de öldüğünde, İstanbul’da cenazesi, milyonların tekbîr sadâlarıyla kaldırılan- Mareşal Fevzî Çakmak’tan daha fazla bütünleşen yoktu denilir; ama, o bile, en azgın laik uygulamaların ‘bekçibaşılığı’nı yapmıştır. Bu bakımdan, ‘keşke’li, ‘eğer/meğer’li değerlendirmeler yersiz olsa gerek..

Elbette ki, kişilerin uygulama özellikleri ve rolleri de önemlidir.. Bir Hilmi Özkök ile bir Çevik Bir veya benzeri generaller arasındaki mizaç farklılıklarının hadiselerin gelişmesinde farklı etkiler yapacağı da gözden ırak tutulmamalıdır.. Ancak, beslenilen kaynak aynı olunca, yine de temelde çok farklı şeyler beklenmemelidir.. Çünkü, Türkiye, Osmanlı’nın son asırlarında mübtelâ olduğu ‘Yeniçeri hastalığı’ndan, zorbalık mantığından hâlâ da kurtulamamış ve silahlı güçler kanunlara değil, kanunlar ve hukuk silah gücüne tâbi olagelmiştir.. Hele ‘28 Şubat’tan beri bu, daha bir böyledir.. Böyle olunca da, en üstün niteliklere sahib olan komutanların bile, ‘resmî ideoloji’ tarafından ‘ikon’laştırılmış bir isim ve resimden ileri geçmemeye göre kurgulandıkları, daha bir açıkça ortaya çıkmaktadır.

Bu durumda, temel bir tavır değişikliği nasıl beklenebilir?

Bu bakımdan, şahısların bir makama getirilmesi/ getirilmemesi üzerinde fazla durmaya gerek yoktur.. Ancak, bu makama gelinceye kadar, Büyükanıt ismi etrafında oluşan ve onun adının karış(tırıl)dığı ve hukuk kuralları dışına çıkılarak etkisi kırılan karmaşık ilişkiler yumağı tartışmayı daha bir alevlendirmişti.

Ayrıca, internet sitelerinde aylardır dolaşan iddiaların, bu zamana kadar, hiçbir komutan hakkında olmayan şekilde yoğun ve yaygın olarak dolaşması da bir diğer konu.. Ki, bu iddiaların içeriği açılmadan konu, bu sütunlarda da defalarca dile getirilmiştir. Bir örnek olarak, 6 Mart 2006 günü, bu köşede yazılanlardan birkaç cümleyi tekrarlıyalım.. ‘…Meclis’in ‘Şemdinli Komisyonu’ raporunda önce açıkça suçlandığı halde, daha sonra, ismi ‘bir Kuvvet Komutanı diye imâlı şekilde zikredilen askerin Org. Büyükanıt olduğu herkesçe bilinmiyor mu? Org. Büyükanıt, elindeki güce veya Atlantik ötesi bazı odaklarla ilişkilerine değil de, haklılığına güveniyorsa, buyursun, meydan onundur..

Hatırlayalım, onun, Aralık-2005 ortasında gittiği Amerika’da, (…) ‘Bush Beyaz Sarayı’ üzerinde etkili ‘new.con./ (yeni muhafazakâr)’lardan Amerikan yahudisi stratejist Michael Rubin’in başında bulunduğu düşünce kuruluşu American Enterprise Institute/ (AEI)’daki konferansta konuşması ve övgülere boğulması, bazılarınca, ‘Amerika’nın kabul edebileceği bir komutan’ ve hattâ, bazı yayın organlarının deyimiyle, ‘ikinci derecede bir ülkenin birinci derecede etkili adamı’ olmak çabası olarak değerlendirilmemiş miydi? İmdi.. Başbakan Tayyîb Erdoğan, HAMAS’ı ‘Filistin halkının seçimle ortaya çıkan hukukî temsilcisi’ olarak gördüklerini açıklarken, işbu Org. Büyükanıt, ‘HAMAS’ın ‘terörist bir örgüt’ olduğunu da söyleyebiliyor; tam da, Amerika ve siyonist çevreler gibi.. (...) (Büyükanıt’ın soykütüğü hakkında internet sitelerinde aylardır dolaşan bilgilerin gerçeğini açıklama da kendisine düşer, elbette..)’

5 ay önceye aid bu satırlardan sonra.. Benzer iddiaların, geçen hafta da, ‘gönderen’ bölümünde ‘T. Erdoğan’ ismi yazılı, ‘Genç Subaylar’ imzalı ve ‘Dönme /sabetaisttir, yolsuzluklara karışmıştır.. Batık bankalarda bir trilyon parası vardı, TMSF'ye baskı yapıp parayı kurtardı.’ şeklindeki ve bir son dakika golü atmaya veya yememeye yönelik iddiaları taşıyan bir bildirinin, devlet kademeleri, ordu mensubları ve medyada etkili binlerce cep telefonuna gönderilmesi ilginç bir gelişmeydi.. Bunun arkasında kim mi vardır? (Em. Org. Necati Özgen, NTV’de, bunun ardında bazı tarikatlar olabileceği gibi, terfi kavgasındaki generallerin de olabileceğine dikkat çekmişti.) Hükûmet’in bu durumda, normal süreci beklemeden harekete geçmesi, konunun daha da karmaşık hal almasının önlenmesinde etkili olmuş olabilir. Ama, kendisiyle ilgili kısmı ört-bas olunan ‘Şemdinli İddianâmesi’ndeki ve diğer iddialardan kurtulması onun Gen. Kur. Başk. olmasıyla mümkün olabilir mi? Bunu kendi uygulamaları ve zaman gösterecek..

Böyle bir ortamda, (Hürriyet’ten E. Ç. gibi) bazı kalemlerin, Büyükanıt safdışı bırakıldığı takdirde Türkiye'de kıyamet kopacaktı. Bunu göze alamadılar..’ gibi Hükûmet’i töhmet altında bırakan iddialarla ve Bakan’ların haberlerinin bile olmadığı bir boş kağıdı imzalayarak; -yani, kendilerinin kemalist yönetim anlayışına pek yakışan bir uslûbla- gerçekleştirildiği şeklindeki iddiaları karşısında, Başbakan’ın, ‘Biz güdümlü Hükûmet değiliz.. Tâyini Hükûmet yapmıştır. Bu hususta C. Başkanı’yla en küçük bir görüşme olmamıştır..’ demesi, tartışmayı kesmekte etkili oldu..

Ki, Hilmi Özkök’ün hizmet süresinin 1 yıl uzatılması da gündemde idi ve o zaman TSK’daki terfi silsilesi alt-üst olacaktı. Ancak, bunun gerçeklememesinde Özkök’ün ‘Danıştay Saldırısı’ sonrasındaki laik azgınlıkları teyid etmesi ve Erdoğan’ın ‘Her sözün bir sorumluluğu ve bir bedeli vardır.’ diye beklenmedik bir tepki vermesinin etkili olduğu da düşünülebilir. Nitekim, Org. Özkök de, hâtıralarını yayınlamıyacağına gerekçe gösterirken, ‘iki ay önceki değerlendirmelerin bile sonra tamamen farklı noktalara varabildiği’ gibi, dolaylı itiraf gibi bir açıklama yapabilmiş bulunuyor.

Ülke ve halkımızın bu ‘yeniçeri hastalığı’ndan bir an önce şifâ bulması ümidiyle..

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Selahaddin Eş Çakırgil'in Son 10 Yazısı
   Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
   Allah’ın diniyle savaşta olanların, o dinin terimlerinden istifade kurnazlığı..
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   Kalblere hükmedilemiyeceğini hâlâ anlamıyan zavallılar..
   Emperyalizm, Lübnan’da yenilmeye mahkûmdur!
   ''Kutsal'' karşıtları, sahiden de ''dua''sız mı?
   ‘Kişilere tapma hastalığı’, başka nasıl olur ki?
   Kosova, bir çetin 'devlet' yolculuğuna çıkarken..
   -Zulm, şirk ve küfrün hâkim olduğu-; ’Her yer Kerbelâ, her gün Âşûrâ..’
   ‘Modern klanlık / kabilecilik’ anlayışının çizgisinde..
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.