Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Siyonizm kesinlikle kaybetti ve amma, biz de kazanamadık!
Pazartesi, 14 Ağustos 2006 - (18:03)
Selahaddin Eş Çakırgil

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Bir Afrika masalıdır: Ceylan her sabah uyandığında, ‘Bugün, en hızlı koşan canavardan daha hızlı koşmazsam, öleceğim..’ derken; Canavar, ‘Bugün, en yavaş koşan ceylandan daha hızlı koşamazsam, açlıktan öleceğim.’ diye düşünür..

Ortadoğu’da, özellikle de son 60 yıldır devam eden kanlı boğuşmaların taraflarının durumu budur. Herkes, tarafları bu masaldaki yerine, kendi eğilimine göre yerleştirir.

Siyonist İsrail rejimi başbakanı Olmert, ne diyor: ‘Bizi yoketmek isteyen bir Hizbullah’ı yoketmek hakkımız tartışılamaz.. Biz onları yoketmesek, onlar bizi yok edecekti..

Doğru oturup doğru konuşalım.. Bu sözün yanlış olduğu söylenemez.. İki taraf da birbirini yok etmek istiyor.. Çünkü, iki bin yıl ‘lânetli kavim’ görülüp, hrıstiyanların zulmü altında vatansız yaşıyan yahudilerin de bir devletlerinin olması, yani ‘sionizm’ düşüncesinin sistematik şekilde ilk ele alındığı ‘1897-Basel Kongresi’nden hemen sonra, bu ideal için en münasib yer olarak, artık ‘çökme süreci’ne girdiğine inanılan Osmanlı topraklarından Filistin’in ‘göze kestirilmesi’nden kaynaklanan bir buhran, bu..

Siyonist haydut çeteleri’nin iki bin yıl öncelerdeki yaşadıkları yerlerde bir vatan kurabilecekleri zann ve ümidiyle girdikleri kanlı silahlı mücadeleler, I. Dünya Savaşı Osmanlı’nın kesin yenilgisiyle sonuçlanınca ve İngilizler (o zamanki İng. Dışbakanı Balfour’un adıyla anılan bir deklarasyonla)yahudilerin Filistin’e göç etmesi’ne izin verildiğini açıklamasıyla daha bir kızışmış ve II. Dünya Savaşı sonrasındaki yeni dünya dengelerinin oluşması furyasında, 15 Mayıs 1948’de, İsrail devletinin varlığının dünyaya ilan edilmesiyle yeni bir sürece girmişti. Bu kanlı boğuşma o günden beri sürüyor ve bundan sonra da sürecektir; taraflardan birisi yok oluncaya kadar..

(Hürriyet’in çok bilgiç yazarlarından Ö. İ., dünkü yazısında, ‘yahudilerin Filistin’e dünyanın çeşitli yerlerinden göçederek geldiklerinin sanıldığını, halbuki, binlerce yıl önce zâten oradan gitmiş olduklarını ve kendi eski topraklarına döndüklerini’ yazıyordu özetle, çok yeni bir keşfiyatta bulunuyormuşcasına bir mantıkla..

Eğer öyleyse, yalnızca 500 yıl öncelerden itibaren Avrupa’dan Amerika’ya giden ve on milyonlarca yerliyi katlederek yerleşen ve bugün sayıları yüzmilyonlar Avrupa’ya; Orta Asya steplerinden geldikleri ileri sürülen türk kavimlerinin de yine oralara ve keza, özellikle Anadolu’nun orta-batısı ve Doğu Karadeniz sahillerinin Bizans, Pontus devletlerinin dominant/ hâkim unsuru sayılan rumlara terk edilmesi gerekir, öyle mi? Ki, ‘helenizm’ ideali de esasen bu mantığa dayanmıyor mu? Keza, Van’dan Kars’a kadar uzanan Doğu Anadolu’nun ve hattâ oradan Kelkit vadisine ve Yozgat, Sivas, Amasya ve Merzifon’a kadar uzanan yerlerin de Urartu’ların bugündeki uzantısı olan ermenilere mi terki gerekir? Bu mantık, binlerce yıllık beşer tarihinin geçmişteki boğuşmalarının tekrarlanmasından başka ne gibi bir netice verir ki? Yahudilerin Ken’an diyarından, Mısır ve Filistin’den, Babilonya’dan göçettirildiğini, koğulduğunu bilmeyen, zâten câhildir.. Ama, bunu bir gerçeği keşfediyormuş gibi, binlerce yıl sonrasındaki bugüne bir hakk istirdadı gibi taşımaya kalkışmak, bir kalem hokkabazlığı değilse, ‘siyonizmin gönüllü propagandacılığı’dır..)

Dünya üzerinde kendi inançlarına göre yaşayabilmeleri için, yahudilerin de, bir sosyal üst yapı organizasyonu olan devlet kurma arzuları olursa, bu onların bileceği bir iştir.. Ama, öyle bir niyetleri var idiyse, Basel Kongresi yıllarında da dile getirildiği üzere, dünya üzerinde, bomboş olan pek çok alanlar vardı; bugün de var.. Bizim karşı çıktığımız husus, onların bu hakklarını, Osmanlı’nın yıkılmasından sonraki dünya dengesinin yeniden kuruluş yıllarında, entrika ve katliâmlarla, para gücüyle, müslümanların toprakları üzerinde kurmaya kalkışmalarınadır..

Son kapışmaya gelince.. Anlaşılıyor ki, son kapışma, bazı yayın organlarının ısrarla 2 yahudi askerinin kaçırılmasına bir tepki olarak gösterildiği gibi değil.. Uzuuun bir planla, hattâ öyle bir tahrikin ortaya çıkması adeta istenmiş ve azmettirilmiş gibi..

İsrail açısından bakıldığında, Hizbullah’ın, -her ne kadar iddia ettiği derecede etkili olamadıysa da-, korkulacak bir güç olduğu, tahmin etmedikleri derecede bir ‘çetin ceviz’le karşılaştıkları görülmelidir.. Ve bugün, sadece arab dünyasında değil, bütün İslam dünyasında ‘Hizbullah yıldızı’ parlamaktadır..

Nitekim, bugün sadece şiî ve sünnî toplumlar nazarında değil, hattâ yahudileri itiqaden ‘lanetli kavim’ niteleyip, hep dışlayan hristiyanların Ortadoğu’da yaşayan kesimleri bile, Hizbullah’ın gücünün ve Nasrullah’ın karizmasının manyetik alanına girmişlerdir.. Bu açıdan, ‘El’Ehram Stratejik Araşt. Merkezi’nden Muhammed Abdusselam’ın, ‘Arab rejimlerinin çürümüşlüğünü ve halkların da lider arayışı’ içinde olduğunu anlatan ve ‘Bugün şiî Hizbullah lideri Nasrullah, sünnî arab ülkelerinin devlet başkanlığına aday olsa, kesinlikle kazanır..’ şeklindeki sözleri ilginçtir..

Evet, İsrail + USA emperyalizmi’, Hizbullah tehlikesini, Filistin’deki HAMAS’dan da daha tehlikeli saymış ve önce onu yoketmek için, ‘sinekleri tek tek öldürmek yerine, havuzu kurutmak’ taktiğiyle Lübnan’ı -hele de orta ve güney’ini- yaşanmıyacak şekilde, baştan başa harabeye çevirip, ‘yaşama alanı’ olmaktan çıkarmış ve akla -hayâle gelmez bir zulümle bütün yerleşim birimlerini, o güzelim şehirleri yerle bir, milyonlarca sivil insanı perişan ve binlercesini de katletmiştir.. Bütün bunlar da, kendisini ‘üstün insan’ gören anlayışın kendilerine, daha fazla ‘yaşama hakkı’ tanıdığının zannıyla hareket etmiş olmalıdırlar. Ama, ‘anti-semit’ (yahudi düşmanı) düşüncede olanları haklı çıkaracak şekilde işlenen bu vahşî canavarlıklar, ‘sionizm’e kesinlikle kaybettirmiş; ‘anti-semitizm’e benzin döküp hortlatmış, asırlardır süren ‘mazlûmiyet’ görüntüsünden kaynaklanan güçlerinin yerinde bir canavar ortaya çıkarmakla kendi kalelerine gol atmıştır.. Bugün Batı’daki büyük sessiz kitleler, bu vahşîlikleri, hrıstiyanların yahudilere asırlarca niçin ‘lânetli kavim’ olarak baktıklarının delili olarak göstermekte, derinden derine, hınçla, nefretle fısıldaşmaktalar.

Ama, siyonizmin bu kaybı, bizim kazandığımız mânasına gelmez.. O konuya da yarın, inşaallah..

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Selahaddin Eş Çakırgil'in Son 10 Yazısı
   Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
   Allah’ın diniyle savaşta olanların, o dinin terimlerinden istifade kurnazlığı..
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   Kalblere hükmedilemiyeceğini hâlâ anlamıyan zavallılar..
   Emperyalizm, Lübnan’da yenilmeye mahkûmdur!
   ''Kutsal'' karşıtları, sahiden de ''dua''sız mı?
   ‘Kişilere tapma hastalığı’, başka nasıl olur ki?
   Kosova, bir çetin 'devlet' yolculuğuna çıkarken..
   -Zulm, şirk ve küfrün hâkim olduğu-; ’Her yer Kerbelâ, her gün Âşûrâ..’
   ‘Modern klanlık / kabilecilik’ anlayışının çizgisinde..
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.