Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Savaşlar olmasın ya da yaşasın zalimler
Cuma, 18 Ağustos 2006 - (00:04)
Akif Emre
Yeni Şafak Gazetesi

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Bir ayı aşkın süre devam eden Lübnan katliamının ardından geriye dönüp baktığımızda, kimin nerede durduğu, hangi gerekçelerle tavır belirlediğini ele veren bir ‘zihin ve vicdan testi laboratuvarı’ gibi işlev gören bir siyaset ve medya ortamıyla yüzleştik her gün. Kimin hangi gerekçelerle savaştan öte katliama alkış tutabildiğini, kimin hangi stratejik hesaplarla bu insanlık dramından çıkar hesabının yaptığına şahit olduk. Hepsinden önemlisi neocon ağzıyla bölgeyi değerlendirmek bir yana ahlak gibi evrensel ve insani bir kavramın dibe vuruşunu da gördük. İsrailli sivillerle Lübnanlıların ahlaki olarak bir tutulamayacağını söyleyen, bir vicdanın iflasına buradan alkış tutanlara…

Açık biçimde katliam alkışçılığı yapanların bu çabalarını rasyonelleştirme adına sergiledikleri zavallılık üzerinde durulmayacak kadar ciddiyetten uzak.. “Sahibinin sesi” türünden Amerika’dan çok Amerikan çıkarlarını açık biçimde savunurken stratejik analiz adına düştükleri zavallılık en küçük zeka kırıntısı sahiplerini bile hazmedemeyeceği düzeyde gezindi…

Daha Lübnan’da yaşanan çatışma görüntülü katliamdan kendi siyasal ve sosyal konumları adına endişeye düşerek iç politikaya yönelik ideolojik ihtar anlamı çıkaran türün yeryüzünde başkaca türdeşinin kaldığını sanmıyorum. İnce İngiliz siyasetinin ürettiği “yeni terör dalgası” kampanyasına karşı en azından aklı başında herkes kuşku ile karşıladı. Ortada olmayan bir suç üzerinden en azından kitlelerin derin bir korku psikolojisine sokulmak istenmesine itiraz etmesini bildi İngilizler..

Ama bizdekiler ‘daha derin ve bize özgü bir korku’nun peşindeydi. Türkiye’nin kendine özgü şartları gibi korku siyaseti de kendine özgü ortaya çıktı. Mesela durumdan vazife çıkarmak isteyenler ne ölen masumların hayatıyla ne de bir ülkenin hayasız bir saldırıyla yerle bir edilmesiyle ilgiliydi. Ne suçlunun cezalandırılması ne de mazlumun ahına ses vermekle ilgiliydiler. “Çağdaş değerlerimizin tehdit altında olması”ndan dem vurarak esas tehlikenin bombalar altında ezilenlerden geldiğini söyleyecek kadar bize özgü bir vicdan türedi…

Tüm bu tartışmalara taraf olanlar bir şekilde uç örmekler gibi algılanmaya müsait olsa da genel geçer söyleme ters düşmemek için geliştirilen ilginç bir dil ortaya çıktı: savaş ne kötü be birader…

Madem savaş kötü ve insanların ölmemesi gerekiyor bundan daha insani bir dilek bundan daha insani bir siyasetten söz edilemezdi… Böylece hem bir tavır koymuş oluyor hem de riskli bir tutum takınarak birilerini karşına almamış oluyorsun. Şark kurnazlığı denilen tavrın entel kurnazlığına tercümesi bu olsa gerek.

İnsanların ölmemesi, savaşların olmaması gibi kimsenin itiraz edemeyeceği bir noktadan hareket eden bu söylem aslında mazlumun yanında saf tutmamayı telkin etmektedir. Savaşın ve haksızlığın nedenlerini konuşmayı erteleyerek hümanizm telkini en azından zalime cesaret vermekten başka bir anlam ifade etmiyor bu ortamda. Muzlumun yanında saf tutmaktan kaçınanların “insanlar ölmesin” retoriği aynı zamanda yeni katliamlara yeşil ışık yakmaktan başka bir işlev görmüyor.

İnsanları yeni bir hümanizmaya çağıran, hümanizmanın yeniden keşfini gündeme getirenlerin siyasetten soyutlanmış bir hümanizmin insanlık tarihi açısından anlamını görmezlikten gelecek kadar saf olduklarını en azından büyük bir kesim için hiç sanmıyorum. Batı düşüncesinde hümanizmanın yeniden keşfi adına yeniden ortaçağa dönüş akımını bombaların altında ölenlere sessiz kalmamak adına gündeme sürülmesinin iyi niyetli yığınlar dışında siyaset erbabı açısından anlamı üstüne düşünülmeli. Kaldı ki, hümanizmi keşfeden Batının bu keşfinden sonra dünya çapında kaç katliama tanık olduğu, kitlesel savaşların bizzat müsebbibi olması gibi tarihi tecrübeyi sorgulamaktan kaçınmak ne kadar mümkün?

Beyrut’ta ölen çocukların hesabını sormaktan kaçınmak adına “insanlar ölmesin, savaşlar olmasın” demenin pratikteki karşılığı, gücü olanın istediği cinayeti tekrar işlesin demektir. Türkiye’de İsrail’i suçlamaktan kaçınmanın yolu “savaş ne kötü” söylemine sığınmaya dönüştü. Adaletten kaçınan bir dünya sisteminin güç sayesinde her şeyi meşrulaştırmasının başka bir yüzü… Başka cinaletler işlenmemesi isteniyorsa eğer zalimin hesap ödemesini isteme cesaretini göstermek gerekir. İnsanlık gerçeği bunu gösterir.

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Akif Emre'in Son 10 Yazısı
   Annapolis'ten yeni bir savaş çıkabilir
   Derin kitle yahut derin millet
   Milli şairi sürgüne giden ülke…
   Papa'ya yazılan 40 yıllık mektup
   Toplumsal şizofreni
   Sadece İsrail mi suçlu?
   Toynbee'den Cansever'e ''vahşi batı''yorumu
   Seküler ahlak mümkün mü?
   İsrail'in ''daimi sınırları'' nereden geçer?
   Medyatik laiklik ya da toplumun sekülerleşmesi
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.