Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Keşke, bu zorbalığa kendi irademizle ‘Dur!’ diyebilseydik!.
Salı, 22 Ağustos 2006 - (15:16)
Selahaddin Eş Çakırgil

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Evet, Lübnan’daki, Filistin’deki trajediye karşı keşke, Müslüman toplumlar tek bir irade belirtip, ‘siyonist haydutlar çetesi’nin, İsrail rejiminin buradaki zorbalık ve canavarlığına karşı kendi iradeleriyle ‘Dur!’ diyebilselerdi.. Keza, Irak, Afganistan ve diğer Müslüman coğrafyalarında da..

Filistin, Irak, Lübnan ve diğer yerler, oradaki halklarla 5 asra yakın bir süre birlikte yaşadığımız, toprakların bir parçası..

Sonra, I. Dünya Savaşı ile birlikte, İngilizlerin liderliğindeki emperyalist güç odaklarının çizdiği uyduruk sınırlarla hepimizin ayrı koğuşlara hapsedildiğimiz bir acı döneme geçtik.. Ve ilginçtir, her koğuş, kendini özgür sanıyor, diğerini suçluyor.. Hapishanelerde, bazı koğuşların kendilerini gardiyanlar gözünde diğerlerinden daha üstün görmeleri gibi bir traji-komik durumla teselli bulanlarımız bile var..

Ve bu gibi, kendisini ayrıcalıklı gören koğuşların, yine kendilerini gardiyanlar gözünde ‘ayrıcalıklı’ olduklarını düşünen yönetici kadrolarının, ‘uluslararası iradeye boyun eğmeme’ iradesini sergilemek gibi bir eğilimi bile olmuyor..

Böyle bir atmosferde, başını kaldırmak isteyenlere de zaman zaman, ‘harâmîler çetesi’ rolündeki ‘siyonist haydutlar çetesi’nce dayak attırılıyor ve koğuşların bir kısmı harab ediliyor.. Ama, yangının bütün hapishaneyi kaplaması halinde, kontrolün elden tamamen çıkabileceği korkusuyla yangının daha bir yayılmasını önlemek için, emperyalizm devreye uluslararası güçleri davet ediyor..

İlginçtir, bu güçlerden birisi de, yan koğuşlardan birisi olan Türkiye’nin askerî güçleri..

Onlar, orayı mahvedecek, size de onların harab ettikleri o yapıyı korumak vazifesi verilecek.. Zorba ve zâlimlere gözcülük yaptırmak fonksiyonunu üreten mekanizma..

Bu durumda, yine de, ‘Lübnan’a asker gönderilme(me)si’ konusunu tartışıyoruz.

Amerikan emperyalizmi, Afganistan’ı da yakıp yıktıktan sonra da, Afganistan’daki yeni düzeni ayakta tutabilmek için, NATO güçlerine ve dünya ülkelerinin diğer güçlerine sığındı. Amerika’nın mâruz kaldığı ‘11 Eylûl Saldırısı’na karşı ‘savunma’ adına, Afganistan emperyalizm tarafından ‘kurtarıldı.’ Bu ‘kurtarma operasyonu’nda vazife alabilmek için, M. Kemal’in Afganistan üzerinde söyledikleri bulup çıkarıldı, Ecevit döneminde..

Şimdi de, M. Kemal’in 1937 yılında Filistin üzerine söyledikleri ortaya çıkarılıyor.. Anlaşılan, ‘TSK’nın ancak, oralara böyle zemin hazırlıklarıyla gönderilebileceği’ sanılıyor; zavallı bir ‘resmî ideoloji’ putlaştırmacılığına devam hevesiyle..

Ama, yine de Lübnan halkı, eminim ki, Müslüman askerlerin ve hattâ doğu dünyasının askerlerinin gelmesini isteyecektir.. Çünkü, Batı’lıların nasıl bir ahlâk anlayışına sahib olduklarını gördüler.. Nitekim, bir Afgan müslümanıyla konuşuyordum geçenlerde.. ‘Amerika Rusya’dan da kötüdür..’ dedi, yemin-billah ederek.. ‘Boş ver, emperyalistler arasında fark yoktur..’ demeye kalkıştım, ama, o ısrar etti.. ‘Rusya, yine de doğu insanının özelliklerine âşina ve saygılıdır. Bizim yatak odalarımıza saldıran bir rus askeri görmedik; ama, evlerimizin harîm-i ismetine bir canavar yırtıcılığıyla saldıran Amerikan askerlerini görüyoruz..’ deyince sustum..

Sonra, Bosna trajedisi günlerini ve NATO’nun müdahalesini düşündüm..

Bosna Trajedisi’nde, Amerika, işler, kendisinin müdahale edeceği kıvama gelinceye kadar yıllarca bekledi ve sonra NATO güçleri ve bu cümleden olmak üzere, TSK askeri de gönderildi Bosna’ya..

Ancak, Hollanda askerlerinin kontrolüne bırakılan Srebrenitsa’da, bölgenin Müslüman sivil halkından, 13 binden fazla erkeğin, ‘güvenlik gerekçesi’yle toplanıp, bir günde katledildiği bir büyük facia yaşandı.. Türkiye askerlerinin kontrolündeki mıntıkalarda ise, kimsenin burnu bile kanamadı.. Ve halk, her yerde, Müslüman askerlerin olmasını istiyorlardı, NATO emrinde olsalar bile.. Bu durumda, olumsuzluklarına rağmen, şu anda, bölgede, TSK güçlerinin de bulunmasının Müslüman halk için nisbî bir iltica imkanı oluşturabileceğini de gözden ırak tutmamak gerek..

Bu yüzden de, ‘Aman , askerlerimizi ateşin içine sürmeyelim..’ gibi sadece kendi ülkesini düşünen ve dünlerde aynı ortak hâkimiyet altında yaşadığımız topraklardaki kardeşlerimizi ateşin içinde terk etmeyi caiz gören ‘uzak durma’ çağrılarını anlamakta zorlanıyorum.. Kaldı ki, bugünkü durumda, hem Başbakan Erdoğan ve hem de Dışişl. Bak. Abdullah Gül, ‘Hizbullah’ın silahdan arındırılması gibi bir yükümlülüğün kabul edilemiyeceğini’ belirtiyorlar. Bu dikkat içinde, oraya gitmekte zararlar olsa bile, faydalar da olabilir.

Siyonist İsrail rejimi, alman askerlerinin kendilerine karşı, ‘II. Dünya Savaşı’nın kiniyle ateş açabileceği ihtimalini dahi düşünürken; TSK askerlerinin de kime karşı nasıl bir inisiyatif kullanabileceğini düşünmek gerekir..

NOT: Hürriyet’ten (E. Ç) dün ‘Medine Müdâfîi’ Fahreddin Paşa’yı yine andı.. Ama, rahmet dilemek ve minnet belirtmek değil, dimağlara zehir akıtmak için.. Fahreddin Paşa, Hz. Peygamber (S)’in ‘ravzâ-i mutahhare’sinin, kabrinin de bulunduğu ‘Medine-i Munevvere’yi emperyalistlere karşı savunmak için çırpınan ve hizmetleri hatırlatıldığında, ‘herkes vatana karşı borçlu olduğu vazifeyi yapar ve orada iş biter..’ diyebilen ve kendisini ‘kurtarıcı’, ‘baba’ filan görmeye kalkışmayan birisi..

Ancak, (E.Ç), bu komutanın hâtırasını şeytanî hedefler için kullanıp, Müslümanların kardeşliğine zehir akıtmaya kalkışıyor ve Medine’nin ve onun trajik âkıbetini ‘Haçlı-Müslüman işbirliği’ (!?) iddiasına dayandırarak, bu ‘işbirliği’nin ‘Türk ordusuna karşı sürüp gittiği’nden dem vurabiliyor ve -bilerek/bilmeyerek-, tam da emperyalist odakların istediği şekilde, kitlelerin zihnine ve kalbine eski bir zehri, türkçülük, arabçılık, kürdçülük, farsçılık gibi kavmiyetçilik, coğrafyacılık, kabilecilik vs. zehrini tekrar akıtmak taktiğinden meded umuyor. Bu sefîl mentaliteye ‘yuff’ olsun!.

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Selahaddin Eş Çakırgil'in Son 10 Yazısı
   Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
   Allah’ın diniyle savaşta olanların, o dinin terimlerinden istifade kurnazlığı..
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   Kalblere hükmedilemiyeceğini hâlâ anlamıyan zavallılar..
   Emperyalizm, Lübnan’da yenilmeye mahkûmdur!
   ''Kutsal'' karşıtları, sahiden de ''dua''sız mı?
   ‘Kişilere tapma hastalığı’, başka nasıl olur ki?
   Kosova, bir çetin 'devlet' yolculuğuna çıkarken..
   -Zulm, şirk ve küfrün hâkim olduğu-; ’Her yer Kerbelâ, her gün Âşûrâ..’
   ‘Modern klanlık / kabilecilik’ anlayışının çizgisinde..
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.