Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Sığınak, Mekân ve Zaman İlişkisi
Cumartesi, 23 Temmuz 2005 - (18:36)
Abdulaziz Tantik
İslam Dünyası

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Akşamın gizemli havasından mıdır, nedir, bilinmez, üstümde müthiş bir baskı var sanki! Kaçılacak bir mekân ve zaman bulunmayınca, bu baskı çekilmez bir hal alıyor. Sığınak arayışlarım nedense üstüme gelen bu baskı ile birlikte aciliyet kesbediyor. Aslında bu baskıyı tam olarak tanımlamış değilim. Ama huzursuz eden bir şeylerin varlığını hissetmem kendiliğinden bir baskıya dönüşüyor. Şimdi siz bu baskının ne olduğuna dair bir soru yönlendirecekseniz, bilesiniz ki; bu baskıyı oluşturan nedenler, elbette kişiye göre farklılıklar gösterir. Yani, kişiye göre baskı seçenekleri ile karşı karşıyayız. Aslında her insan bu tip bir baskı ile tanışma sürecinde ne'liği üzerine düşünme imkânı elde ederse, nasıl bir baskı ile karşılaştığını kestirebilir.

 

Baskı; nedenli veya nedensiz insanın duyduğu sıkıntı halinin insan üzerine bindirdiği ağırlık olarak yorumlanabilir. Baskının farklı boyutları olduğunu tecrübe ile biliyoruz. Yaşamın bütünlüğü içinde baskının yeri yadsınamayacak kadar önem kazanıyor. Her insan tekinin farklı bir biçimde tecrübe ettiği bu baskı çeşitleri; insanın psikolojik ve fizyolojik dengesini bozacak düzeye yükselebilir. Stres diye tanımlanan bu durumun ciddiye alınmadığı zaman birçok hastalığın en etken nedenleri arasında olduğunu bilmeyen yoktur. Ruhsal dinginliğin beden üzerindeki olumlu etkisi tartışılmaz bir gerçekliğe sahiptir.

 

Bütün sorun; insanın kendi üzerinde yeterince tanıklık etmemesidir. Çözüm; insanın kendi üzerinde yeterli bir tecrübeye sahip olmasıdır. Kendini dinleyerek, kendi duygularını ve düşüncelerini tanımlama imkânı elde etmelidir, insan…

 

Sığınma, insani bir eylemdir. İnsanın bir an, bir nefes almasını sağlayacak yönelimdir. Kendisine yönelmiş baskıdan kaçış pozisyonudur. Baskı, değişik etkenlerden oluşarak insanı kendinden bezdirme derecesine yöneldiği zaman insan kendinden de olmak üzere bir kaçış kıskacına girdiğinde sığınak gündeme gelir. Baskı bazen sanal olabilir. Baskı konusunda ki yanılsama ciddi bir yekûn tutmaktadır. İnsanların çoğu, aslında kendisine yönelen baskıyı doğru tanımlama imkânlarından uzaktır. Bu durum işi içinden çıkılmaz hale getirmeye başladığı zaman, yanlışlar kendiliğinden sökün eder. O yüzden baskı konusunda yeterli tecrübe olmadan kendimizi sıkıntıya koyma konusunda biraz daha cimri olabilmeliyiz. Hemen çabucak teslim olmak insan haysiyetine yakışmaz…

 

Sığınak ve mekân, zaman kıskacına takılma olasılığına sahiptir. Sığınak mekân ile bağlantılı olacağı gibi mekân dışı olma imkânına da sahiptir. Sığınak üzerine zorunlu hallerin dışında da ilgilenmeyi düşünmeliyiz. Halk, arasında ki bir tabir bu durumu iyi tarif ediyor: 'yumurta kapıya dayanmadan önlemini al' bu sözün kıymetini bilemeden hayatı sürdürmenin zorluklarını göğüsleyerek yaşıyoruz. Körü körüne bir tarih ve ata düşmanlığı bize miras olarak bırakılan bu güzelim atasözlerini anlama çabasına girmeden bir kenara bırakıveriyoruz. Tabi bunun faturasını da ağır ödüyoruz.

 

Sığınağın rahatlatıcı ve güven verici boyutu yanında insanın psikolojisini düzeltmesi ve kendine güvenmesini sağlaması önem kazanmalıdır. Aslında insan ve sığınağı arasındaki ilişkinin boyutu üzerinde yeterince düşünülmemiş ve düşünülmemeye de devam edilmektedir. Hâlbuki sığınacak bir liman sorunu her insanın ihtiyacı olan bir durumdur. Hiç kimse kendinden yeterli olamaz. Bu durumun farkında olarak sığınak üzerine bir düşünce geliştirmeliyiz. Kaçış niçin ve nedendir? Eğer bu niçin ve neden sorularını doğru ifadeye kavuşturabilir isek, sorunu aşma konusunda ciddi bir merhale elde etmiş oluruz.

 

Mekân üzerinde de yeterince durulmadığı gözlerden saklanamıyor. İmkânı içinde barındıran bir mekân anlayışı, insanın elinin değdiği her şeyin aslında farklı bir açılıma da sahip olabileceğini ve bu yüzden mütevazı bir duruşu içselleştirmesi gerektiği kendiliğinden anlaşılmalıdır. Sana sunulan mekâna bağımlı bir hayat aynı zamanda senin özgürlük alanını kısıtlayacaktır. Burada özgürlük ve mekân bağıntısını doğru bir okumaya tabi tutmalıyız. Batının anladığı gibi bir özgürlüğün namümkün olduğu aşikâr olarak gündeme oturacaktır. Sınırlı ve sürekli bir sığınak arayan ve kaçışı bir yaşam tarzına dönüştüren insan, nasıl bir özgürlük hayaline sahip olacağı tartışmalı hale gelmekte ve bir ham hayal olarak tasarlanabilmekte ancak. Mekân, eğer imkânların oluştuğu bir yer olarak değerlendiriliyorsa potansiyel olarak değişime tabi tutulabileceği ortaya çıkar.

 

Sorumluluk, mekânı ve zamanı doğru bir şekilde kullanabilme özgürlüğünü bahşeder. O yüzden zamansızlıktan ve mekânsızlıktan bahsetme hakkımız yoktur…

 

Zamanın bütün bu söylediklerimizle ilişkisi üzerine ise; ne söylense eksik kalacağı korkusu içimizi kemirmeli ki, hakikatin yanı başına taşınma imkânı elde etmeyi ve onu muhafaza etmeyi düşünebilelim. Yukarıdan beri söylediğimiz şeyi bir daha tekrar etmekten kaçınmadan bu zaman meselesi üzerine ve sığınak ile mekân ilişkisi üzerine düşünmeyi de akla ziyan bir şekilde unutmuş ve bir girdabın içinde debelenip duruyoruz. Sonra da neden bütün bu sorunların bizi bulduğunu sorup durmamız ise bir başka can sıkıntısı olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

Zamanı nasıl değerlendirdiğimiz ortaya çıktıkça mekân ve sığınak konusunda ki yaklaşımımız kendini ele vermeye başlayacaktır. Zamana müdahil olma hakkı var mıdır sorusu anlamlı olmalı ve insanı yeniden düşünmeye sevk etmelidir. Zaman iki ucu keskin bir bıçak metaforuyla değerlendirilecekse farklı bir durum ortaya çıkacaktır. Bu, zaman merkezli bir bakış açısından; doğru bir yaklaşım olur. Ama insan merkeze alınarak bir duruş sergilenecekse, zaman o vakit dokunulabilir ve mecrası değiştirilebilir bir durum arz edecektir. Zaman seni güderse durum farklı sen zamanı güdersen durum farklı olacaktır. Bütün fenomenlerde aynı benzer durumlar saklıdır. Çok değişik enstrümanlarla farklı sonuçlar alınabilir. Bunun bilinci ile hareket edildiğinde mahkûm olan değil, mahkûm eden bir konumu elde edersin. Bunu becerebilmenin temel koşulu ise; bilgi ile ilişkinin sahih bir zeminde kurulmasına bağlı olarak seçilecektir.

 

Sorunlarımız üzerine yeterince düşünüp meseleyi öğrenme yerine yargılama yolunu tercih ederek hayatımızı idame ediyoruz. Bu kötü alışkanlığın bizi sarmalamasına izin vererek kendimizi imha etme gerçeğine terk ediyoruz. Değişimi savunan yanımızı öne çıkarmada güçlü ama bunu kendimizde başlatmada ise çokça zayıf kalıyoruz. Hâlbuki değişimin mihveri insanın kendisidir. Kendisi değişime yönelmeyen bir insanın başkasının değişimini savunması aslında, fark ettirmeden kendi çıkarına olanı meşrulaştırma girişiminden başka bir şey değildir.

 

Unutulmayı, uyutulmayı, gözetilmemeyi, hiçe sayılmayı bir kader olarak yorumlamayı bir tarafa bırakır isek kendiliğinden bazı sorunların çözümünün kapısı açılmış olacaktır. Kendine yönelik bir değişim ihtiyacını öznelleştirerek üstesinden gelebilmeyi becermeliyiz. Hiç kimse bulunduğu yeri benimseyerek hayata devam edemez. Sürekli bir değişim vardır ve bu aynı zamanda   kaçınılmaz olarak kendini dayatıyor. Yerinde sayma olmadığına göre, ya geri gideceksiniz veya ileriye yönelik hamle gerçekleştireceksiniz. Bu dünya hayatı için olduğu gibi Ahiret hayatı içinde geçerlidir…

 

 

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Abdulaziz Tantik'in Son 10 Yazısı
   Varolma / yokolma aynasında İslam Dünyası
   İslamcılık ve Geleceğimiz Üzerine Düşünme
   Okumanın Düzeyi ve İnsan
   Tarih Üzerine Notlar
   Krizden Kurtuluş Yolu: İman
   Düşüncenin derinliğinde gündemi yorumlamak
   İslam Birliği Vaciptir
   Kayıp Zamanın Telafisi Mümkün mü?
   Mazeretim Var...!
   İslami Serüvenin Nihilist Yaklaşıma Yenik Düşmesi ve/veya Nihilist Yaklaşımın Damardan Girişi
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.