Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
İnisiyatifi saldırgana kaptırsanız, onu daha bir azgınlaştırırsınız!
Salı, 22 Ağustos 2006 - (15:20)
Selahaddin Eş Çakırgil

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Siyonist İsrail rejiminin önde gelen yayın organlarından Yedioth Ahronoth’un internet sitesinde yapılan ve 10 binden fazla kişinin katıldığı bir anket, katılımcıların yüzde 65’inin, son saldırganlıktan zararlı çıktıkları kanaatini yansıtan bir netice vermiş.. Durumu, ‘zafer’ olarak görenler ise, sadece yüzde 7’lerde imiş..

Shimon Peres de, ‘Barış için doğru bir zamanda bulunmadıkları’nı belirtmekle başarısızlığı dolaylı bir şekilde itiraf etmiş; o vahşî saldırıların karşılığında, dünya kamuoyu karşısında ‘psikolojik bir yenilgi aldıklarını’ yansıtırcasına..

Bu durumu gizlemek için, siyonist İsrail rejiminin Başbakanı E. Elmort’un saldırganlığın galibi’ olduklarını pekiştirici atraksiyonlara ve sırtını dayadığı Amerikan emperyalizminin de desteğiyle, ‘psikolojik savaş’ taktiklerine ağırlık verdiği görülüyor.. Bu cümleden olmak üzere, ‘Kendilerini resmen tanımamış (Malezya, Endonezya ve Bangladeş gibi) ülkelerin askerlerini kabul etmiyecekleri’nden ayrı olarak; BM Güvenlik Konseyi kararlarına göre Güney Lübnan’a yerleştirilecek olan ‘uluslararası güçler’e kimin komuta edeceğini sanki kendileri belirleyecek’miş gibi havalara da giriyor.. Böylece de, BM. Güvenlik Konseyi’nin de aslında, kendi hizmetlerinde olduğunu anlatmak istiyor.. Amerika da bu havayı vermiyor mu ve esasen BM. ve hele de Güvenlik Konseyi, Amerikan Dışbakanlığı’nın bir masası gibi çalışmıyor mu?

Biliyoruz ki, Amerikalılar kendi bulundukları yerlerde başkalarının komutanlığını, başkalarından emir alarak iş yapmayı asla kabullenmiyorlar.. Bu emr-i vakı’, bu zorbalık ve güç gösterisi, Amerika’nın bölgedeki bir uzantısı olsa da, şeklen bir ayrı devlet görünümünde olan siyonist İsrail rejimine de verilmemelidir.. Özellikle, Türkiye Hükûmeti, bu duruma olsun, ‘Hayır!’ diyebilmelidir.. Ancak, sanki bu durum, görmezlikten geliniyor gibi.. Nitekim, ciddî bir itiraz geliştirildiği görülmüyor..

‘Hassas siyasî dengeler var, dikkatli olmak gerek..’ denilebilir; ama, karşı tarafa inisiyatifi kaptırmamak dikkatinin bedeli de düşünülmeli değil mi? Ki, siyonist İsrail rejimi başbakanı Olmert’in, TC Dışbakanı Abdullah Gül’e, ‘Türk askerini istiyoruz..’ demesi bile bir küstahlıktır. Çünkü, Türkiye, oraya birilerinin, son çatışmadaki taraflardan birinin veya her birisinin isteği üzerine değil BM. Güvenlik Konseyi kararı gereğince ve kendi iradesiyle katıldığının dikkatinde olmalıdır..

Evet, çatışma bölgesine gidecek ‘uluslararası güç’e katılacak devletler hakkında, çatışmanın tarafları, ‘güven duymadığı ülkeleri’ belirtip, onları istemeyebilir. Ancak, böyle bir açık beyan ötesinde, oraya katılma durumunda olan ülkelere, ‘sizi istiyoruz, sizi istemiyoruz..’ denilemez.. Çünkü, o ‘uluslararası güç’, BM. kararlarına göre oluşuyor ve hukukîlik kazanıyor..

Amma, görülüyor ki, siyonist İsrail rejimi, tıpkı USA emperyalizminin dışsiyasetteki uslûbuna denk bir küstahlıkla , ‘Siz katılın..’ diye ‘irade’ belirtiyor ve ayrıca, bu ‘uluslararası güc’e kimin komuta edeceğini de kendisi belirlemeye kalkışıp, ‘bu güce İtalya komuta etmelidir..’ diyor. Ve bu duruma karşı, Lübnan C. Başkanı Emil Lahud da, ‘İsrail rejimiyle askerî işbirliği olan ülkelerin uluslararası güce katılmasını da biz istemiyoruz..’ diyerek, mukabil bir diplomatik atak geliştirmeye çalışıyor.. Bu durumda, siyonist İsrail rejimi ile mahiyet ve muhtevası tamamiyle açıklanmayan ve bir Çevik Bir yapımı ve 1996’dan sonraki bütün hükûmetlerin de ‘okey’lemek zorunda kaldıkları ve içyüzü Türkiye Meclisi’nin bilgisinden bile kaçırılan ‘askerî protokol’ gereğince daha bir sıkı-fıkı işbirliği olduğu bilindiğinden, ‘Türkiye de Lübnan tarafından istenmiyor..’ gibi bir noktaya düşmüş bulunuyor..

Bölgede etkili olmak adına, bölgeye asker göndermek eğiliminde olan Türkiye, bu gibi istiskal edici tavırların yolunu açan siyonist İsrail rejimine, diplomatik tepkilerini en anlaşılır şekilde derhal gösterebilmelidir..

Abdullah Gül’ün siyonist İsrail rejimi Başbakanı’yla görüşmesi sırasında söylediği ve ‘Son dönemde ne yazık ki çok büyük bir yıkım yaşandı. Çok canlar verildi. Ama, artık kalıcı bir barışı sağlamak için fırsatınız var!..’ şeklindeki sözleri, ‘kalıcı barış için o yıkımların, o vahşi saldırganlıkların işe yaradığı’ mânasına gelecek şekilde de yorumlanabilse bile, haydi, o, diplomatik bir yaldızlama olarak geçiştirilebilir diyelim.. Ancak, Abdullah Gül’ün ‘Harem’uş-Şerîf’ ve Mescid-i Aqsâ’yı ziyareti sırasında siyonist İsrail rejimi güvenlik güçlerinin bu mekâna girmeleri, siyonist İsrail rejiminin nasıl bir ‘psikolojik savaş’ taktiği uyguladığının çarpıcı bir örneğini oluşturmaktadır..

Harem’uş-Şerîf'te namaz kılan A. Gül, o mekan hakkında bilgi alırken meydana gelen bu tâciz hareketine karşı bir Filistinlinin ‘Biz Müslümanız, burası Müslümanların yeri..’ diye tekbîr getirip tepki göstermesi üzerine, siyonist rejim güçleri, o Filistinliyi hemen tutuklayıp götürürler ve A. Gül, bu duruma seyirci kalır!!!.
Halbuki, bu küstahlık, sadece Müslümanlara karşı değil, TC rejimine karşı da bir gövde ve güç gösterisidir. Bu küstahlık karşısında A. Gül, tutuklanan Filistin’liyi serbest bırakmamaları ve o güçlerin o mekanı derhal terketmemeleri halinde, gezisini yarıda keseceğini’ söyleyecek ve bunu gerçekleştirecek bir tepki geliştirebilmeliydi.

Hatırlıyalım, birkaç sene önce, Fransa C. Başkanı J. Chirac, bir resmî gezi sırasında, Kudüs’te, bir kilisedeyken, İsrail rejimi güçleri, ‘güvenliği sağlamak’ gerekçesiyle kiliseye girdiklerinde, ‘o mekanı derhal terketmemeleri halinde, gezisini hemen yarıda kesip ülkesini döneceğini, kilisenin güvenliğinin İsrail güçlerinin elinde olamıyacağını’ belirtmiş ve o güçlerin orayı apar topar terketmesini sağlamıştı..

Aynı tavır, Abdullah Gül’e yakışmaz mıydı?

Diplomasi san’atı, savaşın, söz ve tavırlarla sürdürülmesinden başka nedir ki?

Böyle bir savaşa her mekan ve zaman diliminde hazır olmayanlar, karşılarındakinin ‘psikolojik savaşta zafere kazanmak’ emellerini etkisizleştirememiş olurlar..

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Selahaddin Eş Çakırgil'in Son 10 Yazısı
   Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
   Allah’ın diniyle savaşta olanların, o dinin terimlerinden istifade kurnazlığı..
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   Kalblere hükmedilemiyeceğini hâlâ anlamıyan zavallılar..
   Emperyalizm, Lübnan’da yenilmeye mahkûmdur!
   ''Kutsal'' karşıtları, sahiden de ''dua''sız mı?
   ‘Kişilere tapma hastalığı’, başka nasıl olur ki?
   Kosova, bir çetin 'devlet' yolculuğuna çıkarken..
   -Zulm, şirk ve küfrün hâkim olduğu-; ’Her yer Kerbelâ, her gün Âşûrâ..’
   ‘Modern klanlık / kabilecilik’ anlayışının çizgisinde..
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.