Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Osmanlı enkazında kurulan hangi devlet, kendi iradesinin eseridir ki?
Cumartesi, 26 Ağustos 2006 - (23:16)
Selahaddin Eş Çakırgil

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Evvelki gün, Amerikan diplomatlarından ve ‘Irak uzmanı’ olarak bilinen Peter Galbraith’ın Washington’daki ‘Ortadoğu Enstitüsü’nde yaptığı ve ‘Irak’ı tekrar birleştirmenin mümkün olmadığını ve bir kürd devleti kurulmasının kaçınılmaz olduğunu’ ve esasen, Irak’da Kürdistan eyaletinin, 1991’den beri bağımsız bir devlet gibi varlığını bugüne kadar sürdürdüğünü, diğer devletlerden tek farkının, bu devletin BM üyesi olmaması olduğunu’ dile getirdiği konuşmayı okurken, M. Şevket Eygi bey’in, Millî Gazete’deki 17 Ağustos günlü yazısı geldi aklıma.. ‘Vatan var, halk var ve devlet yoksa, sömürge olunur’ diyordu.. Eygi, rejim ile devlet’in farklılığına da dikkati çekiyor, Osmanlı’nın da bir rejim olduğunu; 1300 yıllarından önce de ‘devletimiz’in olduğunu belirtiyordu, doğru bir yaklaşımla.. Ama, bu arada ‘Türk devleti’nin de 1923’de kurulmadığını, o tarihte Cumhuriyet (rejimi) kurulduğunu’ hatırlatırken, ‘devletimiz’in ‘türk devleti’ olduğunu dolaylı olarak dile getiriyordu.. Ve sonra da, devletimiz’in sevilmesi, yüceltilmesi ve ona itaat edilmesi gerektiğini; bu devletin, türk- kürd, sünnî- alevî, sağcı- solcu, dinci- laik, herkesin devleti olduğunu ve ‘asıl ve konvansiyonel devletten ayrı olarak bir de ‘Derin Devlet’ten sözedildiğini’ hatırlatıp; ‘Türkiyelilerin tek bir devletinin olduğunu, derin-merin başkasının kabul edilemiyeceğini, devlet konusunda ikilik olamıyacağını’ anlatıyordu.

Galbraith ise, ‘Kuzey Irak’da bir Kürdistan devletinin kurulmasının artık kaçınılmaz olduğunu, bir Kürdistan devletinin kurulmasından rahatsız olacak olan Türkiye’ye karşı onu Amerika’nın koruması gerektiğini, bunun için Irak’daki USA askerlerinin kuzeye çekilmesini’ öneriyor ve ‘Türkiye’nin Kürd devletini engelleyemeyeceğini; böyle bir şey yapmaya kalkışırsa, Türkiye’nin AB’nin dışına atılacağını ve ABD ile ilişkilerinin de bozulacağını’ söylüyordu..

Bu haber üzerine, türkçü eğilimli oldukları anlaşılan kişilerin internet sitelerinden dile getirdikleri görüşlere bakıyorum.. ‘Aman iyi olur, kürdler gitsinler de, kurtulalım..’ gibi uçuk laflar ediyorlar.. Bir küçümsenmiyecek bir etki gücüne sahib bir kavmiyetçi ise, geçenlerde, bir yerdeki bir sohbet ânında ‘en azından birkaç milyonu kesmek gerektiği’nden sözediyordu; ‘Bak o zaman Türkiye füze hızıyla nasıl yükseliyor!’ imiş..

Beni asıl düşündüren, ‘devletimiz’i korumak ve yüceltmek çağrısı yapan Eygi ve onun gibi düşünen milyonlarca müslümanın kafalarındaki ‘devlet anlayışı’nın akîdevî sınırlarının ne olduğu, nerede başladığı ve bittiği-biteceği hususundaki muğlaklıktır..

Yanlış anlaşılmasın; eğer kavimler adına devlet kurulacaksa, ben ona karşı değilim.. Ancak, devlet tarifinde anlaşmamız gerekiyor, önce.. Devlet denilen sosyal üst-yapı kurumunu, ‘toprak, halk ve yönetim mekanizması (rejim)’ gibi üç aslî unsurun bir arada olmasından meydana gelen bir bütünlük olarak algılamak gerekir..

Eğer, siz bir devleti, bir kavmin üstünlüğü, hâkim unsur olarak kabul edilmesi ve üniterlik fikri üzerine kurarsanız, başka kavimlerin de kendi devletlerini kurma fikirlerine karşı çıkmamanız gerekir..

Ki, 100 yıl öncelerde, Osmanlı’nın son dönemlerinde, 1860’lardan itibaren, Harbiye ve benzeri okullar başta olmak üzere, eğitimin çeşitli kademelerinde giderek artan ve ‘İttihad ve Terakkî ‘ döneminde bir ‘turancılık’ rüyasına dönüşen eğilimin de sevkıyle, Osmanlı sisteminde de, devletin türk unsurunun hâkimiyetine vurgu daha fazla yapılmaya başlandığında, müslüman unsurların içinden ‘arab devleti, arnavud devleti’ kurulması fikirleri yükselince.. İhanet suçlaması gelivermişti, haliyle.. Ama, bugün, 25’e yakın arab devleti kuruldu, emperyalistler tarafından.. 6-7 aded de türk devleti var.. Ve, şimdi bir ‘kürd devleti’ gündeme getirildiğinde, ‘savaş baltaları’ topraktan çıkarılmak isteniyor ve en muhafazakar -müslüman kesimler bile, ‘devletimiz’i korumak adına kalem silahına sarılıyorlar.. ‘Öcalan’ı size teslim edelim..’ diye, Türkiye’ye teklif edenin, Amerikan İstihbarat Teşkilatı CIA olduğunu, Ecevit defalarca itiraf etmedi mi, ‘Neden verdiklerini hâlâ da anlamadım, ama, Amerikalılar bana güvenirler, çünkü ben onlara hiç yalan söylemedim..’ diyerek..

Emperyalizmin kurduğu bu tuzağa, 100 yıl sonra bir daha düşecek miyiz?

Biz Müslümanların bir devlete ‘devletimiz’ diyebileceği ölçüleri, kriterleri şer’an da aklen de, en sağlıklı şekilde belirlemedikçe, bu gibi oyunlara düşülmesi de kaçınılmaz olacaktır..

**

NOT:

Bir televizyon proğramında, -kusura bakılmasın, başka sıfat bulamıyorum- eşşekliğin de ötesinde bir ahlâksızlık sergileniyor.. Eşşek kadar adamların değil, çocukların bile oynayamıyacakları bir -sözde- eğlence proğramında pantolon indirilmeler ve.. RTÜK’ün elindeki kanunî imkanlar sadece o proğrama 12 proğramlık bir yasaklama getirilmesiyle mi sınırlıdır?

O eşşek kadar kişi ise, ‘iş kazâsı..’ diye geçiştiriyor durumu ve yargı kurumu da konuyu hiçbir hassasiyet göstermiyor.. Bir halkın değerlerine bu kadar yabancılaşmış bir yargı mekanizmasından ne beklenebilir? Bu konularda, Hükûmet’in yargıya müdahalesi olarak algılanacağı korkusuyla sessiz kalması da ayrı bir facia..

Ve sonra.. Bir tv. kanalının asıl sunucularından sayılan ve 1970’li yıllarda Deniz Harbokulu öğrencilerinden iken, yayınladıkları ‘marksist bildiriler’ yüzünden oradan uzaklaştırılan bir kişinin, genç bir müennes kişiyle birlikteliğini, en ahlâksız ve sadistçe sahneleri gösteren bir kamera kaydı internet sitelerine ve cep telefonlarına kadar yayılıyor.. Ve ‘o kişi, artık tv. ekranlarına, hattâ insan içine çıkamaz..’ sanılırken tersi oluyor ve o, karşınızda, ‘pişmiş kelle’ gibi sırıtıyor..

Utanmak denilen büyük nimetten nasibsizlik ancak bu kadar olur..

Benzer veya daha hafif olan davranış bozukluklarını veya sapıklıkları vıcık -vıcık eden medyanın bu konuda, ‘meslekî dayanışma’ adına konuya hiç ilgi göstermemesi, bu ahlâksızlığa verilen dolaylı bir destektir de.. ‘O kerih çehreyi ekranlardan görmek istemiyoruz’ diye bir sosyal tepki ortaya koyamıyan kamuoyu duyarsızlığı karşısında da hayretlerimi belirtirken; 22 Ağustos tarihli Star’da bu duruma isyan eden Zülfikar Doğan’a, benim duygularıma da tercüman olduğu için teşekkür ediyor, ‘eline- diline sağlık..’ diyorum..

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Selahaddin Eş Çakırgil'in Son 10 Yazısı
   Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
   Allah’ın diniyle savaşta olanların, o dinin terimlerinden istifade kurnazlığı..
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   Kalblere hükmedilemiyeceğini hâlâ anlamıyan zavallılar..
   Emperyalizm, Lübnan’da yenilmeye mahkûmdur!
   ''Kutsal'' karşıtları, sahiden de ''dua''sız mı?
   ‘Kişilere tapma hastalığı’, başka nasıl olur ki?
   Kosova, bir çetin 'devlet' yolculuğuna çıkarken..
   -Zulm, şirk ve küfrün hâkim olduğu-; ’Her yer Kerbelâ, her gün Âşûrâ..’
   ‘Modern klanlık / kabilecilik’ anlayışının çizgisinde..
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.