Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Hem Şişli, hem de Anadolu’da, (‘Fatih’leşme) süreci tam gaz sürerken..
Cumartesi, 26 Ağustos 2006 - (23:17)
Selahaddin Eş Çakırgil

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Laik medyada ‘aşağılık kompleksi’ alâmetleri daha bir belirmeye başladı.. ‘Stress’e bağlı paranoid sendrom tipi psişik reaksiyonlar’ veriyorlar.. Karşılarına çıkan sosyal değişimi nasıl yorumlayacaklarını bilemedikleri için, daha bir şaşkınlığa düşüyor ve durumu nasıl izah edeceklerini bilemeyip, aşağılayıcı bir takım terimler oluşturmaya, geliştirmeye çalışıyorlar.. Kendi ruh hallerini dengeleyebilmek için de, müslüman kitleleri aşağılamaya kalkışıyorlar.. Onların bu ‘aşağılık kompleksi’ne, bir ‘karşı kompleks’le cevab vermekten kaçınmanın en hassas zamanı...

Hatırlayalım.. Müşriklerin en seçkin isimlerinden Ebû Cehl, ‘insanların en çirkini..’ dedi, Resul-ü Ekrem (S) için.. Hz. Ebû Bekr de, tam tersini söyledi, ‘O, insanların en güzelidir..’ dedi.. Bu durum, Yüce Rasul’den sorulduğunda, ‘Her ikisinin de doğru söylediğini’ ifade etti.. Çünkü her ikisinin bakışları da kalblerindeki duygulara göre şekilleniyordu.. O Yüce İnsan, nasıl olurdu da, Ebû Cehl’e güzel ve Ebû Bekr’e çirkin gözükebilirdi? İhtişam veya intifar (nefret) göze değil, görüşe göre şekillenir..

Bu ince noktaya dikkat etmezsek, karşımızdakilerin ‘açmaz’larına biz de sürüklenir ve dışımızdakilerin övgülerinden mest, yergilerinden-hakaretlerinden rahatsız oluruz..

Son günlerde, ‘büfeci İslam’ diye bir terim tutturulmaya çalışılıyor, laik medyada..

‘Biz, dini köylülere bıraktık.. Şimdi şehirliler de ona tutunuyorlar.. İslam, köylülere bırakılamaz..’ demeye başladılar.. Bu tesbit, aslında yeni değildi de, bazı ‘akl-ı evvel’ler yeni yeni farkına varmışlar.. Yine de, ‘Bonjour..’ diyebilirsiniz, onlara.. Halbuki, bu tesbiti Prof. Şerif Mardin 18-20 sene öncelerde yapmıştı, bir sosyolog olarak.. 18-19 Haziran 1988 tarihlerinde, ‘Türk Siyasî İlimler Derneği’nde, ‘2000 Yılına Doğru, Kültür ve Din’ konulu bir tebliğ sunuyor ve orada, ‘Türkiye’nin, biri laik, diğeri İslamcı, iki millete ayrılması ihtimalinin bulunduğu’ndan, ‘iki kültür arasındaki mesafenin son yıllarda daha bir arttığı’ndan ve amma, ‘tek tesellinin bu çatışmadan İslamcıların galib çıkamıyacağı olduğu’ndan söz eden Prof. Mardin, daha sonra da, bu konuda, Cum. gazetesine verdiği bir mülâkatta, görüşlerinin dayanağının sorulması üzerine şöyle diyordu:

‘Şimdi İstanbul’da bir Fatih var, bir de Şişli.. Son zamanlarda Fatih, daha çok Fatih’leşti.. Şişli de Fatihleşmeye başladı.. (…) Şişli’yi, Batı kültürünü severek izleyenler için bir simge olarak kullanırsak, Şişli kültürünün muhasara altında ve giderek savunulması gereken bir alan olduğunu görürüz.. Bu ne zamana kadar devam edecek?Şişli’ (zihniyeti) bir direniş gösterebilecek mi, gösteremiyecek mi? Onu bilemiyoruz.. Ama, bir yanda büyük şehirler, öte yanda taşrada aynı şeyin daha sert bir şekilde yaşandığı gözleniyor.. Taşra devamlı Fatih’leşiyor, kültür bakımından İslamî ögelerin karşısına geçilmez bir şekil aldığı kümeler haline geliyor.. (...) Nesnel, objektif bir araştırmaya ihtiyac var.. Bu araştırmalar yapılmadan her iki tarafın öcüleri meydana çıkabiliyor.. Ben buna çok karşıyım..’

Prof. Mardin, ayrıca, ‘Kurumların İslamlaştığını görmüyoruz, henüz.. İslamî kültür kazanamıyacaktır..’ diyordu.. (28 Şubat’a henüz 8 sene vardır..)

Evet, şimdilerde birilerinin yeni bir şeymiş gibi ve sadece söylem şeklini değiştirerek, yeni ve aşağılayıcı terimlerle gündeme getirmeye çalıştıkları büyük sosyal değişim, bu kadar derinlikli ve derinden gelişiyor.. Daha önce de, ‘Köylü İslamı, Bedevî İslamı, Çöl İslamı’ denildi.. ‘Varoş İslamı, Sosyete İslamı’, hattâ ‘Laik İslam’ lafları bile geliştirildi.. Uluslar arası boyutta ise, ‘İran ve arab İslamı, Kuzey Afrika İslamı, Pakistan İslamı, Tâlibân İslamı’ lafları da dillerden düşmedi.. ‘Avrupa İslamı (Euro- Islam), daha dar planda, ‘Fransa İslamı, Almanya İslamı, Amerikan İslamı’ gibi isimlendirme ve değiştirme çabaları da ortaya çıkmamış mıydı?

Afganistan’da da, komünizmin ve Sovyet Rusya’nın işgaline karşı direniş yıllarında, ‘mojaheed’ diye Batı terminolojisinde bile saygıyla anılan Müslüman savaşçılar, daha sonra, ‘terörist’ olarak niteleneceklerdi..

İlginçtir, Afganistan’da komünizme karşı direniş kırılamaz boyutlara ulaşınca, zamanın Sovyet lideri Leonid Brejnev, Afganistan’daki kuklası Babrek Karmal’a, ‘Ben senden Afganistan’da marksizmi hâkim kılmanı değil; bizim hâkimiyetimizi sağlamanı istiyorum; gerekirse İslamî uygulamalarla..’ diye tâlimat vermiş ve Karmal da bu ‘icâzet’ten sonra câmilere gitmiş, şeyhleri iftar sofralarına çağırmıştı.. Maksad, onları rejimle barıştırmak idi ve amma, o taktiğin tutmayacağı anlaşılınca, Karmal al-aşağı edilip, yerine, Necîb adında bir diğer kukla oturtulmuştu..

‘28 Şubat’ günlerinde daha bir ateşli ve hemoglobinli nutuklarla atılan ‘Türk İslamı’ lafı da başka bir hedef mi güdüyordu, sanki? Ya da, dünyadaki en katı laik uygulamalarından birisini sergileyen TC rejiminin bünyesinde bir DİB kurumunun oluşturulmasının hedefi, ‘İslam’a mı hizmettir; yoksa İslam’ı kullanmak mıdır?’ Bazıları, anayasada, ‘(İslam’ın gereği olan değil), kanunla belirlenen vazifeleri yerine getirmek üzere kurulduğu ve Genel İdare içinde yer aldığı’ndan söz edilen bir DİB gerçeğini asla hatırlamaksızın ve ‘Biz, rejimi kullanıyoruz!’ diye avunsalar da; kazın ayağının nasıl olduğunu anlamak isteyenler, konuya daha derinlikli olarak bakmalıdır.

İslam, elbette ki tektir. Ama, onun değişik coğrafyalar veya değişik soşyal kesimler ve değişik kültür seviyelerindeki yansıması elbette farklı ve rengarenk olabilir.. Onun ışığının kaynağı kesilince, o renkler de ortadan kayboluverir..

İslam’ın toplumumuzu derinden derine olumlu yönde yeniden inşa etmeye başladığı bir zaman diliminde, çaresiz kalan ve Müslümanları aşağılamaya çalışanların çabalarına aldırmadan; bu çetin tarihî yolculuğumuzda, etrafımızdan yükselen aykırı seslere aldırmadan, kervanımızın bütün zaman, mekan ve toplumları kucaklıyacak şekilde ilerlemesi için sabır ve idrak seviyemizi korumaya dikkat ve çaba sarfetmeliyiz.. Unutmayalım ki, bizi aşağılamaya çalışanlar dahi, korktuklarından veya kıskandıklarından öyle davranıyorlar.. Çünkü, dün aşağıladıkları nesillerin bugün, yarınları kurmakta olduklarını görüyorlar.. Evet, Anadolu ‘Fatih’leşirken’, Şişli de ‘Fatih’leşiyor.’ Ve ‘dünün büfecileri’ diye aşağılanan nesiller yarınımızı kurmakta, alternatifsizler.. Levantenler küplere binmesinler de n’apsınlar!

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Selahaddin Eş Çakırgil'in Son 10 Yazısı
   Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
   Allah’ın diniyle savaşta olanların, o dinin terimlerinden istifade kurnazlığı..
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   Kalblere hükmedilemiyeceğini hâlâ anlamıyan zavallılar..
   Emperyalizm, Lübnan’da yenilmeye mahkûmdur!
   ''Kutsal'' karşıtları, sahiden de ''dua''sız mı?
   ‘Kişilere tapma hastalığı’, başka nasıl olur ki?
   Kosova, bir çetin 'devlet' yolculuğuna çıkarken..
   -Zulm, şirk ve küfrün hâkim olduğu-; ’Her yer Kerbelâ, her gün Âşûrâ..’
   ‘Modern klanlık / kabilecilik’ anlayışının çizgisinde..
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.