Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Siyonist İsrail rejimi ve USA emperyalizmine taşeronluk mu?
Salı, 29 Ağustos 2006 - (12:58)
Selahaddin Eş Çakırgil

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

İslamî hassasiyetlerini bildiğim ‘Özgür-Der’ ve emsali bazı kuruluşların, Lübnan’a asker gönderilmesiyle ilgili gösterilerinde, ‘Zulme payanda olma, Lübnan’a asker göndermek , Amerika ve İsrail’e taşeron olmaktır..’ gibi pankartları gördükçe, yüreğim burkuluyor, kendimi yeniden süzgeçten geçiriyorum. Çünkü, ben illâ da ‘gönderilsin demiyorum, ama, ‘karşı’ da değilim. ‘TSK, millete karşı bir mızrak gibi kullanmak isteyenlerin elinde olacağına, orada meşgul olsun..’ diyenlerden de değilim..

Bugünkü şartlarda Lübnan’a asker gönderilmesine karşı çıkmayışım, Sezer’in karşı çıktığı kayguların tam aksi yöndeki gelişme ihtimallerinden kaynaklanıyor.. Ama, bunu Sezer’e inad olsun diye de söylemiyorum.. Bu, ona her konuda mutlaka karşı çıktığım mânasına da gelmez.. Ancak, ben görüşümü, ondan önce açıklamıştım.

Kaldı ki, o, Ecevit iktidardayken, yine C. Başkanlığı makamındaydı ve Afganistan’a asker gönderilirken, hiç sesini çıkarmamıştı.. Çünkü, o zaman, net bir Amerikan dayatması vardı.. Şimdi ise, en azından bu merhalede bir inisiyatif ele geçirilmeye çalışılıyor denilebilir. Ama, Lübnan’a asker gönderilmesi halinde, ‘kavimler üstü bir İslam kardeşliği’ duygu ve düşüncesinin Ortadoğu’da daha bir kökleşeceği de açık..

Bosna Faciası günlerinde de, ciddî bir şey yapamamıştık..

Sonra, o büyük faciaya 3 yıl kadar seyirci kalan ve zamanın USA Sav. Bak. Warren Christopher’in ağzından ‘Bizim ulusal menfaatlerimiz açısından Bosna’ya müdahaleyi gerektiren bir durum yoktur..’ diyen Amerikan emperyalizmi, buhranın istediği kıvama geldiğini görünce müdahale etti ve NATO’yu da devreye soktu.. Buna da karşıydık, tabiatiyle.. Çünkü, NATO kendi menfaatlerini gözetecekti.. Ve TSK da, NATO’nun/ Amerika’nın hizmetinde olacaktı.. Ama, Bosna’da onbinler de doğranıyordu..

Ve dahası, NATO emrindeki Hollanda askerlerinin gözü önünde Srebrenitsa’da bir günde 13 bin müslüman erkeğin, güvenlik gerekçesiyle toplanıp katliâm olunması faciası yaşandı.. TSK’nın bulunduğu yerlerde ise, müslim/ gayri-müslim, kimsenin burnu bile kanamadı ve Balkan halkları arasında Osmanlı hâtırası yeniden canlandı. USA emperyalizmi, Afganistan’ı yakıp yıktıktan sonra, bekçiliği NATO’ya verince de durum aynı idi. Müslüman halk, Müslüman olmayan askerlerin çizmesi altında kan kusarken, TSK’yla biraz rahatladı. Çünkü, TSK laik olsa bile, gövde Müslüman idi.

Şimdi de, Lübnan’da durum aynı olabilir.. Kaldı ki, Lübnan Hükûmeti’nin ortağı olan Hizbullah da ‘barış gücü’ne karşı çıkmıyor. Çünkü, nefes almaya onun da ihtiyacı var.. Onun karşı çıktığı, kendisinin silahtan arındırılmak istenmesi.. Ki, böyle bir plana TC Hükûmeti de karşı olduğunu belirtip; yeni bir Güvenlik Konseyi kararı bekliyor.

Buöyle bir yeni karar olursa, TSK’nın Lübnan’a gitmesi, yabancı bir ülkeye asker göndermenin çok ötesinde bir mâna taşır.. 85 yıl öncelere kadar, 400 sene birlikte yaşadığımız topraklarda, kardeşlerimizin yanında, uluslararası bir imkanla da olsa bulunmanın vereceği mesajdan Kemalistlerin, 1923’te Lozan’da kurulan emperyalist dengenin bozulabileceği ihtimalinden korkması üzerinde durulmalı değil mi?

Nasıl bir ‘barış gücü’yle karşılaşılacacağını görmek için, Lübnan’ın ‘kobay’ olarak kullanılmasını mı beklemeliyiz. Kaldı ki, bugün ‘Bu zulme karşı çıkalım!’ derken, neyin, nasıl olacağını ortaya koyamadıkça, havanda su dövmüş oluruz..

Ve dünya dengeleri yazık ki, güzel sloganlara göre şekillenmiyor..

Keşke ‘halkı müslüman ülkeler’in orduları, mesela ‘İslam Konferansı Teşkilatı’ aracılığıyla, duruma müdahale edebilecek durumda olsaydı. Bugün, ‘Hizbullah zafer kazandı..’ diyorsak, bu zafer, psikolojik alanda ve direniş planındadır, daha çok.. Yoksa, siyonist İsrail rejiminin canavarca ve ahlâksız saldırganlığının her şeyi virâneye çevirebilmesini de zafer sayacak değiliz. Yarısı, ‘hayat alanı’ olmaktan çıkan bir Lübnan’da nefes almak için, Hizbullah’ın da zamana ihtiyacı var..

-Ordular, generallere bırakılamaz!

TSK’da komutanların devir-teslim merasimlerinin yoğunlaştığı bu günlerde çekilen nutukları artık kanıksadık.. ‘Yeniçeri hastalığı’nda ateş yükselmesi gibi bir şey..

Hele Büyükanıt’ın kendisine yönelik ‘Şemdinli İddianamesi’nde yer alan iddialarla ilgili olarak, ‘Zamanı geldiğinde yasalar çerçevesinde bu kişiler ve gruplar, gereken hesabı verirler ve vereceklerdir. gibi laflar edebilmesi, ‘ihkak-ı hakk’ (bir hakk iddiasını kişinin kendi gücüyle almaya kalkışması) şeklindeki ve hukuk devletinde değil, ancak kabilelerde görülebilecek bir ilkel anlayışı yansıtmaktadır ve elinde silah bulunanların yargıyı yönlendirme çabalarının bir yeni tezahürü olarak ürperticidir.

Gen. Büyükanıt, ‘TSK’nın anayasal yetkilerini zayıflatmaya çalışan’ çevre ve çabalara da işaret ederken; yeni KKK. Gen. Başbuğ ise, Türkiye’ye ve TSK’ya bir yol haritası çizmeye kalkışan Batı’lı ülkelerin hiç birinin Türkiye gibi çetin problemleri olmadığına dair sözler etti.. Bu sözler doğruyu yansıtmıyordu.. Çünkü, Avrupa ülkelerinin hem ‘I. Dünya Savaşı’nda ve hem de ‘II. Dünya Savaşı’nda, yaklaşık 100 milyon insanın ölümüyle neticelenen korkunç boğuşmaların savaş alanı olduğu nasıl unutulabilir? Onun için, ‘Türkiye o ülkeler gibi değil..’ demek, korkutmalardan meded ummak ötesinde bir mâna taşımıyor..

Hele, Gen. Başbuğ’un, terörle mücadelede, TSK’yı, ‘bir taraf gibi göstermesi’ kabul edilecek şey değildir.. Siz, bir ülkenin ve bir halkın savunma mekanizmasısınız ve kendi başınıza buyruk değilsiniz.. Ülke Cumhûriyet sistemiyle yönetiliyorsa, sizin asker olarak, halk ve ülke üzerinde, devlet üzerinde ‘velayet ve vesayet’ hakkınız sözkonusu olamaz.. Gerçek Cumhûriyet sistemlerinde kararı, millet adına ve millet tarafından seçilmiş Hükûmet’ler verir ve hesab ve bedelleri onlar öder.. Bu emirlere uymak istemeyen askerler olursa, istifa eder.. Konu bu kadar basittir.. Evet, bir daha anlaşılıyor ki, orduların komutası, komutanlara bırakılamıyacak kadar önemlidir..

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Selahaddin Eş Çakırgil'in Son 10 Yazısı
   Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
   Allah’ın diniyle savaşta olanların, o dinin terimlerinden istifade kurnazlığı..
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   Kalblere hükmedilemiyeceğini hâlâ anlamıyan zavallılar..
   Emperyalizm, Lübnan’da yenilmeye mahkûmdur!
   ''Kutsal'' karşıtları, sahiden de ''dua''sız mı?
   ‘Kişilere tapma hastalığı’, başka nasıl olur ki?
   Kosova, bir çetin 'devlet' yolculuğuna çıkarken..
   -Zulm, şirk ve küfrün hâkim olduğu-; ’Her yer Kerbelâ, her gün Âşûrâ..’
   ‘Modern klanlık / kabilecilik’ anlayışının çizgisinde..
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.