Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
İİC-USA arası ‘topyekûn savaş’ın psikolojik cebhesinde son durum
Cuma, 08 Eylül 2006 - (15:03)
Selahaddin Eş Çakırgil

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Geçen hafta, İran’ın güneyindeki Bender Abbas’dan 160 yolcu ile kalkan -rus yapımı- bir Tupolov yolcu uçağı kuzeydoğu İran’daki Meşhed şehrine inişte alev alır ve yolculardan 30’u kurtarılamaz..

Ancak, bu haberin diğer kazâ haberlerinden farkı var.. Çünkü, bu haberin yer aldığı Hürriyet’in internet sitesinde, yazılan çok sayıda yorumun birincisi hemen gözüme çarpıverdi.. İnsanlıktan nasibi olmayan birisi, öyle bir facia karşısında bile, ‘Ne olacak, molla kafası, işte bu kadar olur..’ gibi bir cümle yazabilmişti.. O kişi böylece, içindeki kini kusuyor ve dünya çapında verilmekte olan bir savaştaki safını ortaya koyuyordu..

Halbuki, henüz o kazâdan bir hafta önce de, B. Amerika’da bir yolcu uçağı düşmüş ve kurtulan olmamış ve kimse de, ‘Ne olacak, coni veya Bush kafası işte!’ dememişti. Sadece, o hadise üzerine, İran İslam Cumhuriyeti (İİC) Dışişl. Bak. Sözcüsü Âsıfî bir açıklama yapıp, ‘o kazâ kurbanlarının ailelerine İİC adına başsağlığı dilediğini’ dile getirince; bu ‘başsağlığı’ dileğinin, ‘İİC-USA arası topyekûn savaşın gelip dayandığı bu hassas merhalede yanlış yorumlanacağı’ belirtilip eleştirilmişti, İİC’nin bazı medya kuruluşlarında.. ‘Lübnan’da siyonist İsrail rejimine, şehirleri-köyleri bombardımanla viraneye çevirten ve binlerce sivil insanı öldürten Amerika, hangi sivil ve mâsum insan karşısında acı çektiğini dile getirmiştir ki, bir uçak kazâsında hayatını kaybeden Amerikalı ailelerin acısına ortak olunduğu resmen bildirilebiliyor; bu gereksiz bir ‘mumaşaat, (alttan almak) durumu değil midir?’ denilerek..

Yukarda sözünü ettiğim internet sitesindeki ‘kabalık’, burada yine de yoktu. Çünkü, öyle bir başsağlığı’nın zamanlamasının yanlışlığına dikkat çekiliyordu, o kadar.. Kezâ, İİC‘nin nükleer enerjiye ulaşmak yolundaki çabalarında önemli bir merhale teşkil eden ‘uranyum zenginleştirme’ ameliyesinin durdurulması için Amerikan emperyalizmi ve Avrupa Birliği’nin sürdürdüğü baskılar üzerine; İslâmî İran C. Başkanı Mahmûd Ahmedînejad’ın, kendilerine 31 Ağustos’a kadar tanınan süre dolmak üzereyken yaptığı konuşmada, ‘nükleer teknoloji haklarından asla vazgeçmiyeceklerine ve bu çabalarının, nükleer silah yapmak hedefi taşımadığına, bu enerjinin bütün insanlığın hizmetine sunulacağına, hiç kimsenin bundan korkmaması gerektiğine, bu teknolojik gücün, hattâ siyonist İsrail için bile bir tehdid oluşturmayacağı’na dair sözleri de, benzer şekilde, herkesin kendi yoğurt yeme uslûbuna göre, değişik eleştiriler aldı..

Evet, bir ‘topyekûn savaş’ın bütün safha, merhale ve cebhelerinde kıyasıya bir gizli-açık savaş’ bütün ince taktik ve stratejileriyle sürüyor..

Uluslararası Atom Enerjisi Komisyonu Başk. (Mısır’lı) Muhammed el’Baradaî ise, İran’ın nükleer teknoloji konusunda BM Güvenlik Konseyi’ne sunduğu son raporunda, ‘yapılan teftişlerin ve İİC’nin sunduğu bilgilerin ışığında, endişe edilecek bir noktaya rastlanmadığı’na dikkati çekiyor; ama, USA karşısında sorumluluktan kurtulmak için, yine de ‘mübhem, üstü kapalı kalmış bazı konuların olabileceği’ ihtimali de hatırlatılıyordu, ihtiyaten.. Hatırlayalım ki, Irak’ın işgal öncesinde de, yine işbu ‘El’Baradaî’ ve İsveçli meslekdaşı Hans Blix,Irak’ta ‘kitlevî imha silahları’ üreten fabrikalar olduğu’na dair raporlar veriyorlardı.. Ve USA emperyalizmi, ‘insanlığı ve özellikle de Irak halkını, -üstelik, yıllardır bizzat besleyip canavarlaştırdığı- Saddam’ın pençesinden kurtarmak’ gibi ‘yüksek insanî’ (!?) gayeler adına, Irak’ı harabe ve kan gölüne çevirmişti ki, o korkunç kaos hâlâ devam ediyor.. Ama, işgal sonrasında o tesisler bir türlü bulunamamıştı ve Blix, -emekliye ayrıldıktan sonra ise- ‘yalan rapor düzenlemeleri için Amerika’nın kendilerine ağır baskılar uyguladığını’ itiraf etmişti.

İlginçtir, Amerikan emperyalizmi, şimdi de, ‘İran halkının mollalar rejiminin pençesinde kıvranmasından dolayı acı çektiğini’ ileri sürüyor.. Yani, ‘Irak’ı kurtardığı’ (!) gibi, ‘İran’ı da kurtarmak’ istiyor.. Lübnan’da uygulanan ve dünyanın, ‘vah-vahh’ etmekten öteye bir şey yapamadığı korkunç saldırganlığın, aslında İran için bir ‘gözdağı’ mesabesinde olduğunu bizzat Amerikalılar da itiraf ediyorlar. Ve binlerce km. uzaktan atacakları füzelerle, İran’ı da vurabilirler.. (Hatırlanmalı ki, 1964’de Türkiye Kıbrıs’a müdahale etmeye kalkışınca, zamanın Amerikan Başkanı L. Johnson, Başbakan İsmet İnönü’ye bir mektub yazarak, ‘Türkiye’nin bütün limanlarını, havaalanlarını, demiryollarını, barajlarını, sanayi tesislerini bombardıman edebilecekleri’ tehdidini savurmuş ve netice alabilmişti.. 1974’de de, ‘Türkiye’de Haşhaş ekiminin yasaklanmaması halinde, Mavi Camiin/ Sultan Ahmed Camiinin bombardıman edileceği’ tehdidinin yapıldığını, aradan 30 sene geçtikten sonra, Ecevit bizzat itiraf etmişti..) Amerikan emperyalizmi budur ve bu kadar yırtıcı bir canavar durumundadır. Yani, bugün de, ‘Amerika, İran’a karşı tehdidlerini gerçekleştiremez, dünyadan çekinir..’ filan denilemez. Hattâ, Güvenlik Konseyi’ni bile yine kaale almadan, hareket edebilir.. Bu yönde, USA emperyalizminin dosyası, hiçbir ülkeninkiyle kıyaslanamıyacak derecede kabarıktır.. Ancak, viraneler meydana getirerek, insanların kalbini fethedebilir mi? İİC ise, ‘bütün uluslararası kontrollere açık olduğunu’, ama, tabiî haklarından, izzetinden asla fedakârlık yapamıyacağını da ısrarla vurguluyor. Zafer sonunda, haklı çizgisinde sabredenlerin olacaktır..

Bu topyekûn savaşta, şimdi herkesin kendi safını bir daha belirlemesi zamanı..

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Selahaddin Eş Çakırgil'in Son 10 Yazısı
   Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
   Allah’ın diniyle savaşta olanların, o dinin terimlerinden istifade kurnazlığı..
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   Kalblere hükmedilemiyeceğini hâlâ anlamıyan zavallılar..
   Emperyalizm, Lübnan’da yenilmeye mahkûmdur!
   ''Kutsal'' karşıtları, sahiden de ''dua''sız mı?
   ‘Kişilere tapma hastalığı’, başka nasıl olur ki?
   Kosova, bir çetin 'devlet' yolculuğuna çıkarken..
   -Zulm, şirk ve küfrün hâkim olduğu-; ’Her yer Kerbelâ, her gün Âşûrâ..’
   ‘Modern klanlık / kabilecilik’ anlayışının çizgisinde..
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.