Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Lübnan’da Hamburg belki yoktu; ama, Hamburg’da Lübnan vardı
Cuma, 08 Eylül 2006 - (15:12)
Selahaddin Eş Çakırgil

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Pazar günü Hamburg’daydım.. 500 km.’ye yakın bir yolu, şiddetli bir yağmur altında kat’edip Hamburg’a vardığımızda, en azından üç-dört saat kadarlık yağmursuz bir zaman dilimi bulduk ve Hamburg’un en güzel yerlerinden Alster Gölü çevresinde gezindik. Bu arada, dev liman tesislerinin, uluslararası kumpanyalar ve bankalara aid dev binaların ve görkemli kilise kulelerinin birbirine yarıştığı ve bir ırklar, renkler, kavmiyetler koleksiyonu manzarası gösteren Hamburg’da, Alster Gölü kıyısında yer alan ve -İslam İnkılabı Hareketi’nin en büyük isimlerinden- merhûm Âyetullah Beheştî ve Muhammed Khâtemî’lerin tesis ve geliştirilmesinde yıllarca hizmetlerinin geçtiği ve imamlık ettikleri, orijinal mimarîsiyle dikkati çeken tertemiz câmii de bir daha gezmiş olduk, dostlarla..

Bu arada, MÜSİAD Alm. Başkanı Lûtfî Güler’in kerimesinin düğününe de bir teşehhüd mikdarı katılmak imkanı bulduk.. Yüzlerce ailenin katıldığı düğünde, daha çok Karadeniz havaları hâkim idi.. Biz oradayken, bir de Ahmed Yazıcı, Nû’man Kurtulmuş, Oğuz Üçüncü ve Ramazan Uçar, Mustafa Yoldaş gibi dostlar da çıka-gelmezler mi? Orada kısa bir hâzır bulunuştan sonra, o gürültülü mekandan uzaklaşıp bir başka mekânda saatlerce konuşmak imkanı bulduk..

Konu, Lübnan idi ve Lübnan’a asker gönderilmesi idi.. Diyebilirim ki, bunun dışında konuşulacak pek çok konular da olabilecekken, saatlerce, sadece Lübnan konuşuldu; Lübnan’dan binlerce km. uzaklıkta.. Yüreğimiz ve beynimiz Lübnan’a, yani, İslam Milleti’nin temel acılarından ve mes’elelerinden birine indekslenmişti.. Müslümanların birbirine aykırı görüşleri bile, birbirlerini ihanet veya uşaklıkla suçlamadan konuşabilmelerinin manevî lezzetini taddık.. Bu durum, bizim ayrı bir gücümüzdür..

Bu yazı Vakit’te (5 Eylûl Salı günü) yayınlandığında Türkiye Meclisi de, Lübnan’a asker gönderilmesi konusunu karara bağlamış olacak.. Bu konuda, çok ağır suçlamalar da yapılmıyor değil.. Hattâ, Erdoğan Hükûmeti’ni ‘İsrail+ Amerika’ya ‘uşaklık ve taşeronluk yapmakla suçlayanlar da yok değil.. Ama, bizim Hamburg’daki uzuuun sohbetlerimizde, birbirine en karşı değerlendirmeler yapılırken bile, ‘karşı görüşte olanların hainlik veya uşaklık içinde oldukları’na dair ağır suçlama iddialarına hiç yer verilmedi, buna gerek de duyulmadı. Esasen, kişiyi adeta inancıyla karşı karşıya getiren suçlamalara fırsat da vermemek gerekiyordu..

Nitekim, ben bu konudaki görüşümü, -bu sütunlarda günlerdir yazdığım yazıların genel mihveri etrafında- tekrarlarken, konuya epeyce farklı bir pencereden bakan Prof. Nû’man Kurtulmuş’un yaptığı uzun ve ince tahliller de ilginçti ve hiç birimizi diğerinin görüşünden rahatsız olmadan, kardeşçe dinledik ve bazı siyasetçilerin yaptığı gibi ağır suçlamalara hiç gerek de duyulmadı..

Bu arada, benim Cumartesi günkü yazımda, ‘Türkiye, Lübnan’a asker gönderir ve öne sürdüğü, ‘Hizbullah’ın silahtan arındırılmasına katılmamak’ gibi şartlara riayet olunmazsa, askeri geri çekmek gibi etkili bir formüle başvurabileceği’ne dair olan satırlarım, nihayet bir ‘ihtimalî’ görüştü; ama, aynı gün, Tayyîb Bey’in de, aynı noktaya değinip, ‘kesin söylüyorum, böyle bir durumda askerimizi derhal geri çekeriz..’ demesi, bir mâ’kûl görüşün paylaşılması ötesinde, pratik bir imkâna dönüşüyordu..

Keza, İKÖ’nün Malezya toplantısında, arab rejimlerinden hiç birisinin o toplantıya Başbakan veya Devlet Başkanı statüsünde hiçbir kimsenin katılmamasına içerleyen Tayyîb Bey’in serzenişte bulunurken, ‘Bugün Lübnan’a, yarın bize!.’ diyebilmesi bile, Tayyîb Bey’in diplomatik incelikleri zorlayabilecek bir taraf halinde gözükmesi, onun siyasetine karşı olanlarca bile ilginç durum olarak tesbit ediliyordu.. Bu arada, Lübnan’a yapılan o azgın ‘siyonist İsrail rejimi+ Amerikan emperyalizmi’ saldırısına karşı nasıl bir tepki verilebileceğine dair, hayâller, ümidler, temenniler, iyiniyet manzûmeleri halinde dillendirildi.. ‘Keşke, ‘İslam Konferansı Teşkilatı/ Örgütü, bu duruma kendiliğinden müdahale edebilseydi,.’ gibi.. Ama, bunun bugünkü dünya gerçeği karşısında ve halkı Müslüman ülkelerin çok büyük bir kısmının yönetici kadro ve rejimlerinin iplerinin hangi güçlerin elinde olduğu göz önüne alındığında, bunun mümkün olamıyacağı da vurgulandı.. Kaldı ki, aynı durumu, aynı saatlerde, bizzat Tayyîb Bey de, İstanbul’daki bir konuşmada dile getiriyor ve bir temenni halinde, ‘Lübnan’da AB üyesi 22 ülkenin askeri bulunurken, en azından İKÖ üyesi 22 ülkenin askeri de Lübnan’da bulunmalıdır..’ temennisi de, bir ilginç görüş idi. Ama, o rejimlerin belirttiğimiz özellikleri dolayısıyla, bunun gerçekleşmesinin bir temenni olmanın ötesinde, pratize olması ihtimali yoktu..

O halde, siyaset ve diplomasinin, ‘İdeali iste, ama, gerçekçi hareket et!’ şeklindeki formüle edilmesi ihtiyacı, bir defa daha karşımıza çıkıyordu..

NOT: (Ben bu satırları yazarken, AK Parti’nin aykırı seslerinden Ersönmez Yarbay, NTV’de, (dün 12.10 sularında,) ‘Bölge ülkeleri de artık, 60 yıldır var olan İsrail’i bir gerçek olarak kabullenmelidirler ve İsrail de işgal ettiği yerlerden çekilmelidir..’ gibi, bir görüş dile getirebiliyordu.. Unutulmasın ki, siyonist yahudiler 2000 yıl elçekmedikleri iddialarından, Filistin halkının kendi haklılığına inanarak verdiği mücadelenin tarihi henüz 50-60 yıldır.. Bu bakımdan, bu gibi iddialı görüş ve talebler konusunda daha ihtiyatlı olmak gerektiğini Yarbay dostumuza hatırlatayım..)

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Selahaddin Eş Çakırgil'in Son 10 Yazısı
   Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
   Allah’ın diniyle savaşta olanların, o dinin terimlerinden istifade kurnazlığı..
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   Kalblere hükmedilemiyeceğini hâlâ anlamıyan zavallılar..
   Emperyalizm, Lübnan’da yenilmeye mahkûmdur!
   ''Kutsal'' karşıtları, sahiden de ''dua''sız mı?
   ‘Kişilere tapma hastalığı’, başka nasıl olur ki?
   Kosova, bir çetin 'devlet' yolculuğuna çıkarken..
   -Zulm, şirk ve küfrün hâkim olduğu-; ’Her yer Kerbelâ, her gün Âşûrâ..’
   ‘Modern klanlık / kabilecilik’ anlayışının çizgisinde..
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.