Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
‘Çarşamba cinayetleri’ ve İslâm’ın değil, bazı müslümanların yanlışı!.
Cuma, 08 Eylül 2006 - (15:14)
Selahaddin Eş Çakırgil

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Elimde bir kitab var.. Tunus doğumlu ‘Abdulwahhab Mueddeb’ tarafından yazılmış.. ‘İslam’ın Hastalığı’ adıyla türkçeye çevrilmiş.. Fransızcadan çevrilmiş.. Fransızca ismi de yanlış kurulmuş, ’La Maladie de l’Islam’ adıyla.. Yani, bir takım doğru tesbitleri de ihtiva etse bile, isim, okuyucuyu daha baştan bir yanlış ve çıkmaz sokağa sürüklüyor; ‘İslam’ın hastalığı’nı kabul ettirmeyi hedef alıyor, ismen de olsa.. Halbuki, İslam’ın değil, Müslümanların yanlış veya hastalıklarından sözedilebilir.. Müslümanlar da insandır ve yanlış yapabilirler.. Ama, ortada bir yanlışlık varsa; bu, İslam’dan değil, Müslümanlardandır.. ‘İslam’ın hastalığından sözeden bir kimse ise, mantıken de, itikaqen de artık Müslüman sayılmamak gerekir.. Ancak, yazar, öyle açık bir ifade kullanmıyor, ama, ‘11 Eylûl 2001 Saldırıları’nın mahiyeti aydınlatılamamışken, 2-3 ay sonra, ilk anda yapılan iddia ve suçlamaları esas alarak yayınladığı bu kitabı, Müslümanları suçlayan bir çizgide.. Halbuki, o konu hâlâ da aydınlanmış değil..

Bu konuya 11 Eylûl’ün 5. yıl dönümü vesilesiyle, önümüzdeki günlerde yine değineceğim, inşaallah..

Ancak ben buradan hareketle başka bir konuyu, Müslümanların içinden bazılarının yaptığı yanlışların İslam’a aid sanılmamasını tekrar vurgulamak istiyorum..

İst.-Fatih/Çarşamba’daki İsmail Ağa Camii ve çevresinde hemen herkesin bildiği bir sosyal yapılanma vardır.. Sosyo-ekonomik açıdan genelde ortasınıf kesimlerin, şeklen belirli bir yaşayış çizgisi tutturmak çabaları orada daha bir belirgenleşir. Mahmûd Efendi, bu sosyal yapılanmanın sembol ismidir..

Sözkonusu camide, Bayram Ali Öztürk Hoca, Pazar günü, va’z-u nasihat ederken, cemaatten bir kişi, o yüzlerce insanın gözü önünde hocaya elindeki bıçakla bir anda saldırıyor ve bıçak darbeleri arasında onu öldürüyor.. Allah rahmet eylesin..

‘Kaatil’ bu cinayeti, taammüden (bilerek, planlayarak, kasden) mi gerçekleştirmiştir; yoksa bir ruh hastasıydı da, bir cinnet haliyle mi işlemiştir; bunları bundan sonra derinlemesine öğrenmek imkanı yok..

Ama, onu öldüren toplumun ruh hali? Sadece, saldırıdan hemen sonra medyaya kadar yansıyan ‘kaatilin sünnetsiz olduğunun belirlendiği’ gibi, bir cinayeti ma’zûr göstermekte kullanılan komik iddialar, seviyeyi daha bir ilkelleştirmektedir..

Hele de bir mâbedde, bir mescidde böyle bir cinayet şaşırtıcıdır; amma, insanların dikkatlerinin iç murakebeye daha bir çevrili olduğu bir demde, böyle bir saldırının beklenmediği için kaatilin hedefini gerçekleştirmesi, çok şaşırtıcı sayılmamalıdır.. Asıl şaşırtıcı olan ise, o saldırı üzerine, oradaki yüzlerce kişinin, o saldırganı etkisiz hale getirmekten öteye, onu linç etmesidir.

Gerçi, ilk anda hazırlanan polis raporu, saldırganın, ‘başını kürsüye vurarak intihar ettiği’ iddiasını yansıtıyordu. Ancak, daha sonraki tıbbî rapor, birincisinden daha büyük bir faciayı ortaya koymaktadır..

Çünkü, ’Genel beden travmasına bağlı yaygın yumuşak doku içi kanama’ ifadesi, tahmin edildiği gibi, saldırganın linç edildiğini göstermektedir.

Asıl facia ve cinayet, bu ikinci hadisedir..

Daha geçen hafta, 30 Ağustos törenleri sırasında, birkaç kişinin pankart açmak istemesi üzerine, kalabalıkların bu kişilere, ‘Bölücü teröristler.. Söyletmeyin, vurun!.’ isnadlarıyla saldırmaları ve bu kişilerin, linç edilmekten son anda kurtulabildikleri ve pankartlarda ise, ‘Lübnan’a asker gönderilmesi’ne karşı çıkan ifadeler olduğunun görülmesi ilginç bir vak’aydı. Amma, bu kişiler orada, trajik bir sosyal tepkiyle linç de edilebilirlerdi.. Asıl tehlikelisi, İst. Emn. Md. Celaleddin Cerrah’ın, kalabalıkların bir varsayım üzerine öyle bir tepki vermesini, ma’zur göstermeye kalkışması idi. Asırlarca saltanat gelenek ve kültürü içinde yaşamış bir toplumda, hukuk kaideleri içinde davranmak tuhaf gelebilir.. Nitekim, töre cinayetlerinde de böyle bir durum görülmektedir. Halbuki, ahlakî açıdan kabullenilemiyecek davranışlar varsa, ondan koparsın, olur-biter.. Ama, öyle olmuyor da, genelde bir takım iddia, iftira veya gerçekler üzerine, genelde de kızlar/hanımlar, ‘öldürülmek’ gibi bir tepkiyle karşılaşıyorlar ve hattâ bazen, bütün bir aile ferdleri, çoluk-çocuk bile ‘namusun temizlenmesi’ adına katlediliyor ve bu durum, toplumda anlayışla karşılanıyor..

Böyle durumlarda, ‘ahlâk ve namus adına’ işlenen cinayetlerin neredeyse anlayışla karşılanması, yanlışlığın derinlemesine anlaşılmasını engellemektedir. Halbuki, toplumumuzun bir kabile anlayış ve seviyesinden kurtulması gereklidir..

Çarşamba’daki birinci cinayet, her zaman olabilecek cinstendir. Ama, ikincisi, yüzlerce insanın gözü önünde, velev ki, saldırgan bile olsa, onu etkisizleştirmek için alınacak tedbirlerle ilgisi olmayan bir şekilde, bir kişinin muhakemesiz ve ‘dövüle-dövüle öldürülmesi’; çok daha korkunç bir cinayettir ve sadece bir cemaati değil, bütün toplumumuzu bühtan altında bırakacak bir eğilimi yansıtması açısından, üzerinde son derece ciddî şekilde düşünülmesi gereken bir husustur..

Umarım, bu gibi facialara ma’zeret ve bahane kılıfları uydurmak yerine, facianın bu boyutu anlaşılmaya çalışılır.. İslam fıkhı bu gibi toplu infaz cinayetlerinde, faillerin çok olmasını, bir tahfif/ hafifletme sebebi görmemekte ve o cinayete katılanların her birisinin ‘katl’ suçunu işlemiş kimseler olarak muameleye tâbi tutulmasını öngörmektedir.

Müslümanlardan bazılarının yanlışları veya hastalıklarının ‘İslam’ın hastalığı’ gibi görülmesine veya kabulüne vesile olan bu gibi uygulamalara karşı ‘Müslüman toplum’ olarak şer’î bakış açımızı düzeltmeliyiz..

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Selahaddin Eş Çakırgil'in Son 10 Yazısı
   Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
   Allah’ın diniyle savaşta olanların, o dinin terimlerinden istifade kurnazlığı..
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   Kalblere hükmedilemiyeceğini hâlâ anlamıyan zavallılar..
   Emperyalizm, Lübnan’da yenilmeye mahkûmdur!
   ''Kutsal'' karşıtları, sahiden de ''dua''sız mı?
   ‘Kişilere tapma hastalığı’, başka nasıl olur ki?
   Kosova, bir çetin 'devlet' yolculuğuna çıkarken..
   -Zulm, şirk ve küfrün hâkim olduğu-; ’Her yer Kerbelâ, her gün Âşûrâ..’
   ‘Modern klanlık / kabilecilik’ anlayışının çizgisinde..
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.