Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
11 Eylûl 2001, ya da, yeni ‘Amerikan vandalizmi’nin hortlayışı..
Salı, 12 Eylül 2006 - (15:26)
Selahaddin Eş Çakırgil

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Bugün, ‘11 Eylûl 2001 Saldırıları’nın, beşeriyet tarihin seyrini değiştiren ve Batı dünyasının asırlardır oluşturduğu varsayılan bütün değerlerinin, kriterlerinin her birisinin çöpe atılmasına vesile olan bir saldırının 5. yıldönümü..

O günü hatırlıyorum..

Saat 15.30 civarıydı ki, o zaman Avr. baskısında yazmakta olduğum Millî Gazete’den, ‘baskıya erken gireceklerini, yazımı göndermemi’ hatırlatıyorlardı.. Ben de yazımın son düzeltmeleriyle meşguldüm. Karşımda da, ing. tv. CNN açıktı..

Bir an, normal yayın akışının kesildiğini gördüm.. Küçük bir uçağın, New York’daki İkiz Kuleler’den birine, 120 katlı kulenin 108’nci katına çarptığı bildiriliyordu..

Biraz baktım.. Canlı yayında, uzaktan çekimle o kulenin tepesi gösteriliyordu. Duman yükseliyordu, ama, henüz o kadar fazla değildi.. Ancak, zihnimde bir anda, bu durumun asansör sistemini bozacağı ve bir faciaya dönüşebileceği gibi küçük şeyler gelivermişti..

Ama, teknolojinin imkanları vardı.. Nitekim,15 dakika kadar sonra, uzaktan bir diğer uçak gözüktü.. İşte, teknoloji ve zenginlik dediğini böyle olurdu.. Asansörler çalışmaz ve oraya aşağıdan yardım götüremezsen, dert mi yani.. İşte böyle, yukardan yardım yapacak bir uçak gönderebilirdin!!.

Ama, hayır!. O da ne? Aaaa!... Aman Allah’ım!!

O uçak da öteki kulenin gövdesine 105’nci katına filan bodoslamadan dalmaz mı?

Hemen Frankfurt’u, gazeteyi aradım, ‘baskıyı durdurun, ben de yeni bir yazı yazayım..’ dedim. Onlar baskı telaşıyla, olanlardan habersizdiler..

-Hayrola?

- Televizyonlara bakınız.. Haberiniz yok mu Amerika yıkılıyor!.. Korkunç hadiseler.. İkiz Kuleler’e saldırı oldu; kapitalizmin en büyük sembollerinden birine.. Japonların Pearl Harbour’daki ‘kamikaze’ saldırıları gibi bir durum..

Ve, hadisenin üzerinden henüz 8-10 saat geçmemişti ki, saldırının sorumluluğu ‘İslamcı teröristler’ diye nitelenen ‘Usâme bin Laden ve onun lideri olduğu söylenen ‘El’Qaide’nin üzerine yüklenivermişti!. Ki, bu örgüt pek bilinmezdi bile..

Aklıma, hemen, kamuoyunun beklemediği çapta bu gibi korkunç ve şoke edici hadiseler karşısında, yönetici kadroların veya ‘ideolojik savaş stratejistleri’nin kamuoyunu ‘dış tehlike ve büyük düşmanlara yöneltmek gerektiği’ taktiği geldi.

Aksi halde, bozulan iç dengeler içinde, bütün enerjisini iç sürtüşmelerde harcayan bir duruma düşebilirdi, Amerikan emperyalizmi.. Nitekim, Amerika’nın o zamana gördüğü en büyük terör eylemi olan ve 170 kişinin ölümüyle neticelenen Oklahoma Eyalet Valiliği binasının havaya uçurulmasını üstlenen Davidian Tarikatı’nın eylemcisi Timothy Mc Wegh’in, 16 Haziran 2001’de gaz odasında idam edilmesinin üzerinden henüz üç bile geçmemişti.. Ve Timothy, gaz odasına, ‘Bu Şeytan İmparatorluğu’yla savaşımız devam edecek..’ diyerek gitmişti..

Amerikan emperyalizmine ise, ‘Sovyetler’in dağılması ve komünizmin ideolojik planda yenilgiye uğratılması’ndan sonra, ‘yeni bir dış düşman ve ideolojik kutub’ lâzımdı.

O kadar büyük bir güç, ‘Soğuk Savaş’sız’ yapamazdı, icad olunmalıydı..

Bunun için, toplumları, dünyayı derinden etkileme gücü ve hayatiyeti bilinen İslam ve Müslümanlar’ın ‘yeni düşman ve yeni Soğuk Savaş kutbu’ olarak gösterilmesi, hiç de inandırıcılıktan uzak olmayabilirdi.. Esasen, 15 Haziran 1990’da, zamanın İng. başbakanı Margareth Thatcher, Moskova’da Gorbaçev’le görüşüp, ‘Doğu ve Batı blokları arasındaki Soğuk Savaş’ın sona erdiğini; Soğuk Savaş’ın yeni mihverinin Doğu Akdeniz’deki fundamentalist dinî akımlar olacağını’ ve hemen arkasından, zamanın NATO Gen. Sekreteri de, ‘NATO’nun bundan sonraki global düşmanının İslam olduğunu’ açıkça dile getirmemiş miydi?

Ve öyle de oldu..

O hadise olmasaydı, n’olur ve dünya tarihi nasıl seyrederdi, kimbilir?

Tarihe dönüp baktığımızda, nice hadiseler vardır ki, ‘şu veya şöyle olmasaydı, öyle olmazdı..’ gibi tahminler yürütürüz, ama, onlar varsayımlar üzerine akıl yürütmek, kar üstüne yazı yazmak gibidir; çünkü o zaman da mutlaka bir şeyler olacak ve ‘takdir-i kevnî’ veya ‘sunnetullah’ hükmünü icra edecekti..

Sadece şu son yüzyıla bakalım.. 28 Haziran 1914’de Sarayevo (Saraybosna)’da, Avusturya-Macaristan İmp. Veliahdi, bir sırb nasyonalisti tarafından vurulmasaydı, belki de, 1. Dünya Savaşı çıkmayacak ve belki de, o savaşla tarihin derinliklerine gömülen 6 asırlık Osmanlı Devleti hayatını sürdürmek imkanını bulabilecekti.. Belki de, Almanya korkunç bir şekilde yenilmeyeceği için, Adolf Hitler’in ortaya çıkmasına zemin hazırlayan sosyal şartlar oluşmayacak ve 2. Dünya Savaşı da çıkmayacaktı.. Ve keza, Aralık-1941 başında, Japonya, Amerika’nın ‘Pearl Harbur Üssü’ndeki Pasifik Donanması’na yüzlerce uçağın hedeflere çakılması şeklindeki ‘kamikaze’ dalışlarıyla, saldırmasaydı, Amerika 2. Dünya Savaşı’na belki de girmeyecek ve beşer tarihinin ilk Atom Bombası da kullanılmayacak, o iki Dünya Savaşı’nda 100 milyon insan ölmeyecek ve dünyanın güçlü/ zorbaları başkaları olacaktı; vs, vs…

Bunları tarihe, ‘şöyle olmasaydı, böyle olurdu..’ gibi tahminlerin geçersizliğini vurgulamak için tekrarlıyorum.. Yani, ‘eğer’ ile ‘meğer’ evlenmiş, çocukları keşke..’ olmuş deyimini hatırlatacak bir durum sözkonusudur.. Tarih, ‘eğer’ ve ‘meğer’lerle anlaşılmaya çalışılacak olsa, ancak bir yakınma, bir ağıt tomarı olurdu..

(Bu konuya, yarın da devam edelim, inşaallah..)

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Selahaddin Eş Çakırgil'in Son 10 Yazısı
   Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
   Allah’ın diniyle savaşta olanların, o dinin terimlerinden istifade kurnazlığı..
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   Kalblere hükmedilemiyeceğini hâlâ anlamıyan zavallılar..
   Emperyalizm, Lübnan’da yenilmeye mahkûmdur!
   ''Kutsal'' karşıtları, sahiden de ''dua''sız mı?
   ‘Kişilere tapma hastalığı’, başka nasıl olur ki?
   Kosova, bir çetin 'devlet' yolculuğuna çıkarken..
   -Zulm, şirk ve küfrün hâkim olduğu-; ’Her yer Kerbelâ, her gün Âşûrâ..’
   ‘Modern klanlık / kabilecilik’ anlayışının çizgisinde..
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.