Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Papa, ‘kutsal ve günahsız’ sayıldığı için, özür de dileyemez!
Salı, 19 Eylül 2006 - (16:32)
Selahaddin Eş Çakırgil

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Denilir ki, miladî-1850’lerde, Paris’te, zamanın Fransız İmparatoru 3. Napoleon, sefirlere, elçilere bir ‘resm-i kabul’ verir.. O günlerin Avrupa’sını da, Osmanlı’yı da derinden ilgilendiren Girit Mes’elesi, ‘şimdiki Kıbrıs Mes’elesi gibi- Avrupa ile Osmanlı arasındaki temel sürtüşme odağıdır.. İmparator, sefirlerle sohbet ederken Osmanlı Sefiri’nin salonun uzak bir köşesinde olduğunu sanıp, Osmanlı Sultanı’na kızgınlığını, ‘Le Sultan âne!’ (Eşşek Sultan!) lafı ile dile getiriverir. Amma, Osmanlı Sefiri Keçeçizâde Fuâd Paşa, hemen orada bir sütunun arkasındadır ve İmparator’un karşısına çıkıverir.. İmparator, ‘Aman efendim, boşta bulundum, oldu bir kere.. N’olur, Sultanınıza iletmeyin..’ der. Hazırcevablılığıyla meşhur Fuâd Paşa, cevabı yapıştırır: ‘Müsterih olunuz haşmetmeâb, ben son derece ketumumdur, ağzım sıkıdır; benim Sultanımın sizin için söylediklerini hiç gelip size söyledim mi?’

Papa 16. Benedicktus’un son konuşmasında, İslam ve Müslümanlar hakkında söylediklerinin tepkisi, bütün dünyada, hattâ Batı başkentlerinde bile sürüyor.. Çünkü, ‘mezheb savaşları’ndan yüzyıllarını en kanlı ve korkunç şekilde yitirmiş olan Avrupa insanı, aynı kapan’a yeniden kıstırılabileceğinin dehşeti içinde..

Bu açıdan, biz Müslümanlar da Papa ve bugünkü Kilise organizasyonu için iyi şeyler düşünmüyoruz, herhalde..

Amma, Hz. Îsâ Rûhullah (a)’a ve Hz. Meryem’e gelince.. Onlara aynen Resul-ü Ekrem (S) gibi sahib çıkarız.. Nitekim, Nikos Kazancakis’in 50 yıl öncelerde yazdığı ve kilise tarafından aforoz edilmesine vesile olan romandan, 20 yıl öncelerde de ‘Günaha Son Çağrı’ ismiyle sinemaya aktarılan filmin seyredilmesinin haram olduğuna dair ilk tepkiyi yükselten, (müteveffâ) Papa II. Juhannes Paulos değil, İmam Rûhullah Khomeynî olmuş ve Müslümanların bütün ‘enbiyaullah’ı aynı hassasiyetle sahiblenmesini anlamakta hristiyan dünya bayağı zorlanmıştı.

Papa 16. Benedicktus ise, Müslümanların değerlerine hakaret etti.. Gerçi, dün, Roma’daki Pazar Âyini’nde, ‘dünya Müslümanlarından gelen tepkilerden derin üzüntü duyduğunu, yanlış anlaşıldığını ve kasdının İslam’ın müminlerini rencide etmek olmadığını, sadece Ortaçağ’a aid bir tarihî tartışmadan bir alıntı yaptığını ve o alıntının kendi görüşlerini yansıtmadığını’ vs. ileri sürdü, ama, hiç inandırıcı değil.. O, bu hakaret tepki alırsa, onu te’vil edebileceğini zannetmiş olmalı..

Halbuki, o konuşmasında Papa, Bizans İmparatoru Mihail Paleolog’un sözlerini olumsuzlayan, ona katılmadığını belirten tek bir kelime sarfetmemiş, tam tersine, kendi görüşünü, direkt olarak ifade etmek yerine, tarihte kalmış birisinin ağzından aktarmak suretiyle, o, Bavyera köylüsü kurnazlığı yapmaya kalkışmıştı..

Papa, bunun yerine, konuşmasını doğum yeri olan Bavyera’daki ‘İslam düşmanı sosyal atmosfer’e bağlasaydı, ‘buraya gelince, çocukluk duygularım nüksetti..’ deseydi, daha tutarlı olabilirdi. Hatırlayalım ki, Osmanlı’ların Viyana önlerine kadar geldikleri dönemlerde, kendilerini Müslüman tehdidi altında en fazla gören bölgelerden birisi de, Bavyera idi ve onun için, bu eyaletin şehirlerinin hemen her birisinin ana caddelerinde, hattâ halkın evlerinin köşebaşlarında bile, ‘Haç (salîb) taşıyan hristiyan ruhbanları ve askerlerin ayaklarının altında çiğnenen ‘hilâl’ kabartmaları’nı bugün de sık sık görebilirsiniz.. Bu eyaletin, fanatizm açısından, diğer alman eyaletlerinde görülmeyen böyle bir ayrı yeri vardır. Ki, bu eyaletin başbakanı Edmond Stoiber de, Papa’dan bir hafta önce, bir toplantıda yaptığı konuşmada, ‘müslümanların ve İslam’ın hoşgörülü olmayışıyla hristiyanlıktan ayrıldığını’ açıkça beyan edebilmişti.. Papa da, aynı yöreye gelince, hemşehrilerinin duygularını okşamak için, aklınca kıvrak bir tarihî tartışmaya atıfta bulunup, söylemek istediklerini söylememiş gibi gözükerek, 500 sene öncelerdeki bir kişiye söyletmye kalkıştı.. Tabiî, Müslümanlar, bu kurnazlığı yerler ümidiyle.. Amma, o umutlar boşa çıktı.. Nitekim, zâhiren çok zayıf ve ilgisiz sanılan nice ‘isim müslümanı’nın kalblerinde bile tepki kıvılcımları uyandı. Şerr bildiklerimizden bazen böyle hayırlar da zuhûr edebiliyor..

**

-Millet, Tayyîb Bey’i sahiblendi; Başbakanlık’ı değil!

Başbakan Erdoğan, kendisine yapılan eleştirilerin hakaret boyutuna vardığını belirtirken, ‘Ben Tayyîb Erdoğan değil, T.C: Başbakanıyım.. Bana yapılan hakaretler bu makamadır ve bundan milletim de rahatsız olmalıdır..’ diyor..

Bence, Tayyîb Bey, kendisine gol atmış.. Çünkü, Tayyîb Bey’in millet vicdanındaki imajı, onun ‘başbakan’ olmasından kaynaklanmadı, onun şahsiyetinden ve sahib olduğu değerlerden kaynaklandı.. Kendisi de bilir ki, ‘Şeref’ul mekan, bil mekîn..’ diye bir söz vardır, arabçada.. Yani, ‘bir mekanın şerefi, orada oturandan, orada bulunandan gelir..’ diye..

Bu millet, o makamlara tapınma derecesinde bağlı olan nicelerini; oraya erişmeyi hayatının en büyük ideali zannedip, o uğurda nice zilletleri kabullenenleri de, nice dalavereli ve karanlık iş ve ilişkilere girişenleri de görmüştür..

Tayyîb Bey, bulunduğu makama kendi şahsiyetinden bir saygınlık katabilirse, onu yapsın derim.. Ama, bulunduğu makamdan kendi şahsiyetine bir şeyler katabileceğini umarsa, kendisine yazık etmiş olur.. Bu millet, onu, Başbakan olmadan, hattâ ‘artık muhtar bile olamıyacak!..’ diye kocaman manşetlerin çekildiği günlerdeki değerleriyle benimsedi ve herkesi bir kenara itip, onu denemeye değer buldu.. Ve unutmasın ki, Tayyîb Bey, o ‘Tayyîb Bey’i gölgelemediği derecede, millet tarafından benimsenir ve ona yapılan hakaretlerden rencîde olur.. Yoksa, ‘o artık bir başbakan..’ diye, kimse ona sahib çıkmaz.. Çünkü, bu milletin sînesi, sahiblendiği ve değer verdiği nicelerinin, sonra geldiği noktalar açısından Karacaahmed Mezarlığı’na dönmüştür..

Umarım, Tayyîb Bey, bu kardeşçe hatırlatmayı değerlendirecektir..

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Selahaddin Eş Çakırgil'in Son 10 Yazısı
   Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
   Allah’ın diniyle savaşta olanların, o dinin terimlerinden istifade kurnazlığı..
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   Kalblere hükmedilemiyeceğini hâlâ anlamıyan zavallılar..
   Emperyalizm, Lübnan’da yenilmeye mahkûmdur!
   ''Kutsal'' karşıtları, sahiden de ''dua''sız mı?
   ‘Kişilere tapma hastalığı’, başka nasıl olur ki?
   Kosova, bir çetin 'devlet' yolculuğuna çıkarken..
   -Zulm, şirk ve küfrün hâkim olduğu-; ’Her yer Kerbelâ, her gün Âşûrâ..’
   ‘Modern klanlık / kabilecilik’ anlayışının çizgisinde..
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.