Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Sevgi ve akıl
Pazar, 24 Eylül 2006 - (13:14)
Hüseyin Hatemi
Yeni Şafak

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Allah'ın varlığı esasen aklî bir apaçıklıktır, kanıtlanmaya gerek yoktur. Kur'an-ı Kerim'in Evrensel Ahlâk ve Tabiî Hukuk ilkelerinde de yine Allah'ın verdiği akla hiçbir aykırılık görmenize imkân yoktur.


Yüce Sevgili, her canlıya yapılan iyiliğin “sadaka”, Allah'ın rızasına uygun ve rahmetine sebep olacak bir davranış olduğunu buyurmuş, Emîr-ul-Mü'minîn de hayvanlardan da sorumlu olduğumuzu, En'am Suresi'nin 38. ayetinin tefsiri hükmünde olarak belirtmişti. 22 Eylül Cuma günü, Hukuk Fakültesi emekli hocası ve İstanbul Tarihi'nin büyük hayvan dostlarından Prof. Dr. İsmet Sungurbey'i inşaallah nurlu bir berzah hayatına uğurladık. Vefat ettiği hastahanenin avlusuna o gece civardan kedilerin toplandığını ve ağlaştıklarını söylediler. Beyazıt Camii'nde cenaze namazı kılınırken üç kedinin de oğlumun bulunduğu safın sonunda yan yana saf tuttuğunu oğlum söyledi. Üniversitedeki törende, Axel Munthe'nin -ki o da sevgi insanı olan bir bilim adamı idi- Hatıratının sonunda, ölümünden sonraki hayatının başlangıcını da yazdığını söylemiştim. Katı ve çetin bir yargılama ve hükümden korktuğu bir dehşet ânı içinde iken, “San Michele Tepesi”nde zalim avcı tuzaklarından kurtardığı kuşçağızlardan birisi cıvıldayarak kulağına yaklaşır ve “korkma, seni kurtaracağım” müjdesini vererek uçar ve Aziz Fransua'yı getirir. Aziz Fransua'dan intişar eden sevgi, sevgi insanı olan Axel Munthe'nin kurtulmasına yol açar. Merhum hocamız da Yüce Sevgili ve Ehlibeyti'nin sevgisine sahip olduğu için şefaat ümîdimi açıkladım ve merhum Celâl Erçıkan için de kıldığım “tedirginlik, ürkeklik” (vahşet) namazını merhum Sungurbey için de kıldım. Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş! Heyhat! Münkir ve Nekir'e müstekbir kartviziti ibraz edemeyeceğimizi, buna mukabil bir kuşçağız, köpekçeğiz, kediceğizin hayır duasının berzah âlemini ışıklandırabileceğini unutuyor, gaafil oluyoruz. Bu gibi hüzünlü törenler de müraî bir keder numarası “çektikten” sonra, tezvir, kin, ün ve servet yarışı, hased, İslâm'da olmayan “zarar verme ve başkasının acısından zevk alma” cehennemimize dönüyoruz. Böylece, cennetteki yerimizi dünyada nasıl kendimiz ayırıyorsak, 'Cehennem Şifahanesi'ndeki yerimizi de kendimiz ayırıyoruz. Hocamızın cenaze töreninde de, orada bulunmaları ile hocamızın eza duyduğunu tahmin ettiğim kimseler vardı. Daha fazla söylemem doğru olmaz. Allah, iyilik isteyenleri, “hayırlar feth ola!” diyenleri, “minel-cinneti ven-Nas” sırrı ile, bu gibilerin şerrinden korusun ve onlar da inşaallah Melek-ül-Mevt'e mülâkıy olmadan önce hasedden kaynaklanan ve dolayısı ile “şeytanî” olan “zarar verme tutkusu”nu terketsinler, nâdim olsunlar ve nedametlerini göstererek “zarar izale olunur” kuralına boyun eğsinler. Bunu yapmıyorlarsa ve benden sonraya kalırlarsa, sakın ola ki beni “uğurlamaya”, riyakârlık şaheseri hitabeler irad etmeye kalkışmasınlar. Emeklilik veda töreninde zaten riyakarlık ödevlerini hakkı ile yerine getirdiler. Merhum Bâkî devrinde “yârân” hiç değilse daha iyi mi imiş? Yoksa Bâkî merhum mu safderûn imiş de: kadrini seng-i Musallâ'da bilüp ey Bâkî / Durup el bağlayalar karşına yârân saf saf!” beytini söylemiş? Ben bu gaflet ve riya ehlinin Seng-i Musallâ karşısında da kadir bileceklerini zannetmiyorum. Ancak kendileri Seng-i Musallâ üzerinde iken -Yüce Sevgili'nin buyurduğu gibi- gaflet uykusundan uyanmış olurlar ki, artık dönülmez akşam başlamıştır ve vakit çok geçtir!

Sevgi; Yaradılış'ın hikmetidir. Yaradılış'dan sonra da insanın maksûdu, hedefi, yüce amacıdır. (İlâhî! Ente maksûdî!) Yüce Sevgili de, Yaradılış Âlemi'nde İlâhî Sevgi Nuru'nun en yüce mazharıdır. Akıl; “İlâhî sevginin ders ve imtihan sınıfı” olan dünyada, yine Vedûd ve Hakîm olan Allah'ın, imtihana tâbi olanlara verdiği zorunlu, onsuz olmaz imtihan aracıdır. Bu sebeple İmam-ı Sadık “aklı olmayanın dini de (= sınav yükümlülüğü de) yoktur” buyurur. Yüce Sevgili; İsm-i A'zam mazharı olduğu için, İlâhî Sevgi'nin en yüce mazharı olduğu gibi, Akl-ı küll'ün de en üstün hâmilidir.

Sevgi imtihanı salonunda sınava girenlere dağıtılan akıl melekesinin doğru kullanımı kılavuzu, Mülâzeme İlkesi ile özetlenir: a) Ders kitabının önceki basılarının tahrifli ve korsan basılarından kaçınabilmeniz için, önce aklınızı kullanınız. Aklınızı kullanırsanız, “Vahy”in muharref olmayan metni ile, muharref veya sahte metinleri biribirinden ayıracaksınız ve vahyi tasdik ve imza edeceksiniz. Hedef olarak da Allah'ı bileceksiniz.

b) Allah'ın varlığı esasen aklî bir apaçıklıktır, kanıtlanmaya gerek yoktur. Kur'an-ı Kerim'in Evrensel Ahlâk ve Tabiî Hukuk ilkelerinde de yine Allah'ın verdiği akla hiçbir aykırılık görmenize imkân yoktur. Şu halde Mülâzeme İlkesi'nin birinci alt ilkesi: Akıl Vahyi tasdîk eder (Hukuk Metodolojisi'nde, Usûl-i Fıkh'da, vardığınız sonuç akla aykırı ise sizin yorumunuz yanlış demektir, irdelemek gerekir) ilkesidir.

c) İkinci alt ilke; birinci ilkede itmi'nana varıldıktan sonra devreye girer: Vahyin akla uygunluğunda hiçbir şüphesi, ıztırabı kalmayan kişinin “akl”ını da “vahy” tasdîk eder ve bu akla içtihat ruhsatı verir.

Sevgi; araç değil, doğrudan doğruya “maksûd”dur. Akıl, sevgi yolculuğuna başlarken yolu gösterir ve yolculuk kurallarını bize ilân eder. Akıl ve sevgi, her ikisi de Allah'dan kaynaklanır. Yüce Sevgili her ikisini de temsil eder. Kendilerini akıllı zanneden bazı kin ve hased ehli; İblis'e kanarak, Allah'ın verdiği akla bir “transformatör” takılmasına ve “Şeytanet” haline gelmesine müsaade edenlerdir. Bunlar sevgi değil riya ehlidir. Allah, “Şeytanet”i akıl sanma gafletinden korusun!.. ve bütün insanlığın kurtuluşu için rahmet, selâm ve bereket getirsin. “Kadr” bilenlere Ramazan mübarek olsun!

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Hüseyin Hatemi'in Son 10 Yazısı
   Ilımlı İslâm'ın anlamı
   Balta sapları
   İyi ağaç
   Şerrin derin devleti
   Türkiye sırada mı?
   Kur'an
   Misyonerlik
   Kötünün kaynağı nerede?
   Fâsid daire
   Dinî referanslar
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.