Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Sen sadece saçma konuşmuyorsun, saçma da düşünüyorsun!
Cumartesi, 14 Ekim 2006 - (10:59)
Dücane Cündioğlu

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Bir kimsenin ifadeleri ne kadar karışıksa düşünceleri de o kadar karışık, sözleri ne kadar yanlışsa fikirleri de o kadar yanlıştır.


-“Düşündüklerimi tam mânâsıyla ifade edemiyorum.”

veya:

- “Bu konudaki düşüncelerim açık ve kesin; ancak yeterince açık ve kesin olarak ifade etmeyi beceremiyorum.”

Bu tür cümleler, şayet nezaket ve tevazû niyetiyle kullanılmamışlarsa saçmadır. Çünkü düşünülebilen her şey söylenebilir; yani düşüncenin konusu olan her şey, aynı zamanda dilin de konusudur! (Kavramlarımız varsa o kavramları tanıtmaya yarayacak sözcükler bulmakta, bulamıyorsak, üretmekte güçlük çekmeyiz.)

Hiç kimsenin düşünceleri açık, kesin ve fakat ifadeleri dağınık, bozuk, vs. olamaz. Başka bir deyişle, ifadelerinizin tutarsız ve yanlış, ama düşüncelerinizin tutarlı ve doğru olması mümkün değildir.

Bir kimsenin ifadeleri ne kadar karışıksa düşünceleri de o kadar karışık, sözleri ne kadar yanlışsa fikirleri de o kadar yanlıştır.

Acaba hâl böyle olmasına rağmen niçin bu tür özür bildirimleri ile karşılaşıyoruz veya düşüncelerimize yeterince açıklık kazandıramadığımızı –hadi başkaları bir yana– bizzat kendimiz itiraf etmek zorunda kalıyoruz?!

Şundan: Gerçekte açıklıktan mahrum olan düşüncelerimiz olduğu için... İfadelerimizde değil, öncelikle düşüncelerimizde kesinlik bulunmadığı için... Şayet düşüncelerimiz açık ve kesin olsaydı, ifadelerimiz de açık ve kesin olurdu. Aksi kabul edilemez.

Ne var ki insanların çoğu duyguları ile düşünceleri arasında ayrımda bulunamaz. İfade etmekte zorlandığınız hususları gözden geçiriniz, göreceksiniz ki ifade zorlukları, kapalıkları, hatta bozuklukları düşüncelerinizde değil, çokluk duygularınızdadır.

Şiddetli duygular aslâ yeterince ifade edilemez. Acı çekiyorsanız, acınızı sözcükler aracılığıyla ve pek tabii ki tam mânâsıyla başkalarına ifade edemezsiniz. İfadelerinizdeki karmaşa, düşüncelerinizdeki karmaşayı yansıtmıyorsa, yani düşüncelerinizin açıklık ve kesinliğinden eminseniz, o ifadenizin bir “düşünce bildirimi” değeri taşımadığından da emin olabilirsiniz. Yok eğer ifadeleriniz “duygu bildirimi” amacı taşıyorsa, zaten hiçbir zaman açıklık, kesinlik, yeterlilik gibi sıfatları giyinemeyecektir.

Şiddetli hiçbir duygu, yetkinlikle dile dökülemez. Mecaz, kinaye, teşbih, istiare, îma, tariz, vb. söz sanatlarına ihtiyaç duyuşumuz, duyguları dile getirmenin güçlüğündendir.

Denerseniz göreceksiniz, duyguların şiddeti her denemenizde ifadelerde de şiddet doğuracak ve bu şiddet de ister istemez 'düşünce' düzeyinde saçma, 'duygu' düzeyinde yetersiz olacaktır. Meselâ: “Beğeniyorum... seviyorum... aşığım... aşkımdan ölüyorum... geberiyorum...”

Yani?

Yanisi şu: Duygularınızın şiddetini dile getiren sözcükler olumludan olumsuza yönelerek dile gelmek isteyeceklerdir. Söz sanatı ezber bozmayı sever!

Duygularınızı açıkladığınızda, muhatabınız aynı duyguların tecrübesine sahip değilse, o duyguları hiç tanımıyorsa, ifadelerinizden hareketle duygularınızı kesinlikle anlayamayacaktır. Fakat duygularınızın tecrübesine sahipse, siz sussanız, açıklama yapmasanız bile muhatabınız sizi anlamakta hiç zorluk çekmeyecektir.

Düşüncelerinizi ifade ettiğinizde, düşüncelerinizle tanışmamış bir kişi, düşüncelerinize katılmasa bile, düşüncelerinizin doğruluğu veya yanlışlığı konusunda bir kanaat sahibi olur/olabilir. Daha önceden aynı düşüncelere ulaşmış olup olmaması ise bir kıymet taşımaz; yeter ki düşünebilme yetisi, o düşüncelerin seviyesine mutabık olsun! Duygular sözkonusu olduğunda, önceden tanışıklık, zorunlu bir koşuldur.

Duygusal yeterlilik (tanışıklık), duyguların bildiriminde ve alımında (anlama ameliyesi için) ne kadar zorunluysa, zihinsel yeterlilik de düşüncelerin karşı tarafa bildiriminde ve kavranılmasında o denli belirleyicidir.

Duymuyorsan, duygularımı sana duyuramam. Çünkü ifadeler aracılığıyla duyamazsın. Bilmiyorsan, düşüncelerimi sana pakâlâ aktarabilir, açıklayabilir, açık kılabilirim. Şayet anlamak istersen, pekâlâ anlayabilirsin.

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Dücane Cündioğlu'in Son 10 Yazısı
   Köşeyazarı şımarıklığı
   Kâse yoksa, bâde de yok!
   'ben'i bilen yine aynı 'ben' olursa...
   Asım'ın nesliymiş!
   Türkiye'nin Ruhu ve İslâmî Sol
   Türkçe, dile düştüğünde nasıl düşer?
   Kutsalın sesi
   Özgürlüğün kadıncası
   İslâm hem teşbih, hem tenzihtir!
   Gönül'ü tanımazlar ki gönlün kararına secde eden akl'ı tanısınlar!
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.