Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Türkçe, dile düştüğünde nasıl düşer?
Pazar, 29 Ekim 2006 - (23:17)
Dücane Cündioğlu

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Belirtmem gerekirse, benim itirazım da 'ahlâk' teriminin anlam alanının genişletilmesiyle ilgili değil. Bilâkis ilgili kavrama karşılık olarak kullanılan çok değerli bir kelimenin/terimin unutulmasıyla ilgili: 'âdab' (tekili: 'edeb').


Kişi, gerçek anlamıyla ancak kendi anadilinde düşünür; düşecek olan, kişiye, evet sadece kendi anadili aracılığıyla düşer. Sadece düşünceleri mi? Düşleri de, düşerse, kişiye anadilinin gücü ölçüsünde düşer.

Hiç kuşku yok ki anadilini iyi bilmeyen, anadiliyle düşünemeyen ciddi bir düşünür tasavvur edemeyiz. Leibniz bile eserlerini Fransızca yazıyor, ama herşeyden evvel Almanca düşünüyordu. Sartre Almanca düşünmeyi, Fransızca yazmayı denedi ama beceremediği için ömrü boyunca Fransızca düşünmekten başkası gelmedi elinden.

Bugün Türk Düşüncesi'nin en önemli açmazı; mensuplarının Türkçe düşünmeden Türkçe yazmaya kalkışması.

Peki olan nedir?

Olan, basitçe, şu: İngilizce, Fransızca, hatta Almanca düşünüyor ve güya Türkçe yazıyoruz.

Yabancı sözcüklerin kullanılıyor olmasını kasdetmiyorum. Bu, en nihayet sözcük düzeyinde, dil düzeyinde bir yabancılaşma. Mesele ve problem sözcükleri Türkçe kökenli değil. Türkçesi: sorun.

Peki ya sorunsal? Sözcüğün kendisini bir kenara bırakıp bu sözcüğün kavramı hakkında düşündüğünüzde zihninize ne düşüyor? Bu sözcük sayesinde zihniniz hangi kavrama yol buluyor? Çaresiz, 'sorunsal'ın yanına 'problematik' sözcüğünü getirecek ve fakat yine de kavramından mahrum olduğunuzu -hem de iliklerinize kadar- hissedeceksiniz.

Epistemoloji... Rıza Tevfik, yaklaşık bir asır önce bu terimi “mebhas-ı marifet” diye Türkçe'ye çevirmişti. Ne aslı, ne yakıştırması tutmadı. Hâlâ epistemoloji demeyi marifet biliyoruz.

Etik... Birileri çıkıyor “Basın etiği” gibi terkibler kullanıyor; hatta “Bu hiç de etik değil” demekten kaçınmıyor. Bazıları da tutup “Basın ahlâkı” gibi yâveler savuruyor. Kimileri de “Etik başka, moral daha başka” deyû moral'ı ahlâk'la karşılayıp diğerini aynen bırakmayı yeğliyor. Biz de böylelikle moral buluyoruz.

Kavramına sahip olmadan bu düzeydeki bir sözcük tartışmasından ne kadar sağlıklı bir sonuç elde edebiliriz?

Etik Yunanca, moral Latince, ahlâk ise Arapça kökenli. Ahlâk'ın kendisinden türediği 'hulk' ise -hadi ayrıntılarına girmeyelim- kısaca 'huy' demek.

Bu durumda “basın etiği”, “meslekî etik” gibi yakıştırmalar ne kadar yanlışsa, “basın ahlâkı” gibi tabirler de -hiç kimsenin kuşkusu olmasın ki- o kadar yanlıştır.

Kişinin ahlâkından söz edebiliriz ama meselâ gazeteciliğin (gazetecilerin), doktorluğun (doktorların) veya herhangibir meslek grubunun ahlâkından söz edemeyiz. Çünkü ahlâk, esas itibariyle kurumsal/toplumsal değil, kişiseldir.

Kişisel davranışlar (davranış kuralları) için 'ahlâk' sözcüğünü kullandığımıza göre, niçin “toplum ahlâkı”, “topluluk ahlâkı” gibi terkibler kullanmayalım? Öyle ya, gazeteciliğin etik/ahlâk kurallarından söz etmenin ne sakıncası var?

“Istılahta münakaşa olmaz!” diye bir kaide vardır; yani terimlerde -o terimler tanımlandığı sürece- tartışmak faydasızdır. Önemli olan, terimin hangi kavrama/mefhuma karşılık geldiğidir. “Ben bu terimi şu anlamda kullanıyorum” dediğiniz takdirde, muhatabın terimin değil, ancak kavramın isabetsizliğine itiraz etme hakkı vardır.

Belirtmem gerekirse, benim itirazım da 'ahlâk' teriminin anlam alanının genişletilmesiyle ilgili değil. Bilâkis ilgili kavrama karşılık olarak kullanılan çok değerli bir kelimenin/terimin unutulmasıyla ilgili: 'âdab' (tekili: 'edeb').

Bir zamanlar kişilerin davranışlarıyla, davranış kurallarıyla ilgili olmak üzere nasıl 'ahlâk' terimi kullanılıyorsa, toplulukların ve toplumların davranış kurallarıyla ilgili olarak da 'âdab' terimi kullanılırdı; meselâ herhangibir meslek grubunun (topluluğun) ahlâkından değil, âdabından söz edilirdi. Dil bilincimiz silindi. Tasavvurlarımız unutuldu. Biz bizi unuttuk. Dilimizden, o güzelim “âdab-ı muaşeret” gitti. (Yerine, şayet “sosyete etiği” gibi bir ucube gelirse şaşırıp da bari “ahlâk-ı ictimaî” diye bir diğerini siz icad etmeye kalkışmayınız.)

Akıl ile zekâ, yürek ile gönül, ahlâk ile âdab sözcüklerini birbiri yerine kullandığınızda size karşı çıkmam. Çaresiz, “İşte, gündelik dilin cilveleri!” deyip tebessüm ederim. Lâkin yine de zihnime, “konuşuyor ama düşünmüyor” yargısının düşmesini engelleyemem.

Ah bir bilseniz, Türkçe, dile öyle nazlı, öyle cilveli, öyle işveli düşüyor ki!

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Dücane Cündioğlu'in Son 10 Yazısı
   Köşeyazarı şımarıklığı
   Kâse yoksa, bâde de yok!
   'ben'i bilen yine aynı 'ben' olursa...
   Asım'ın nesliymiş!
   Türkiye'nin Ruhu ve İslâmî Sol
   Kutsalın sesi
   Özgürlüğün kadıncası
   Sen sadece saçma konuşmuyorsun, saçma da düşünüyorsun!
   İslâm hem teşbih, hem tenzihtir!
   Gönül'ü tanımazlar ki gönlün kararına secde eden akl'ı tanısınlar!
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.