Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Lübnan'da Cemayel suikastı: İç savaş kapıda mı?
Cumartesi, 25 Kasım 2006 - (10:10)
Prof. Dr. Samir Salha
Zaman Gazetesi

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Aslında, suikastın sorumluları araştırılırken, Lübnan'daki güç mücadelesinin yanı sıra, Ortadoğu'daki mevcut durum ve hatta Lübnan merkezli gelişen uluslararası hakimiyet savaşı göz önünde bulundurulduğu takdirde, Lübnan'da yaşanan tüm siyasi suikastların sorumlusu gibi görünen veya gösterilen taşeron örgüt ve/veya ülkelerin arkasında saklanan asıl güçlerin kim olduğu ve bu cinayetlerden kimlerin çıkar sağladığı net bir biçimde görülebilecektir.


Kuşkusuz Lübnan'da Sanayi Bakanı Piyer Cemayel (Pierre Gemayel) suikastı ile birlikte doruk noktasına ulaşan gerginlikler doğrudan doğruya bu ülkede yaşanan hükümet krizi ile bağlantılıdır.

Beyrut'ta 10 gün önce patlak veren hükümet krizi ise başta Refik Hariri suikastı olmak üzere son iki yılda meydana gelen siyasi cinayetlerin soruşturulması hususunda BM tarafından Lübnan hükümetine gönderilen, uluslararası mahkeme kurulmasına ilişkin taslağın içeriği, söz konusu mahkemenin çalışma tarzı ve yetkileri ile yakından alakalıdır.

Nitekim bu taslak tartışılırken; Hizbullah ve Emel hareketlerine yakınlığı ile tanınan Sinyora hükümetinde görev alan beş Şii bakan istifa ederek bir sürpriz yapmışlar ve zaten diken üstünde duran bu devleti yeni bir siyasi krizle karşı karşıya bırakmışlardır.

Başka bir ifadeyle, Suriye ve İran yanlısı bu beş bakanın görünürdeki istifa nedenlerinin arkasında başbakanın, Hizbullah'ın hükümet ile ilgili revizyon yapma talebini geri çevirmesinin getirdiği huzursuzluğun ve ayrıca BM tarafından gönderilen taslak sonrasında Lübnan içişlerine yabancıların karışması yönündeki tereddütlerin yer aldığı iddia edilmektedir. Bu çerçevede Hizbullah lideri Şeyh Hasan Nasrallah, Parlamento Başkanı Nebih Berri'yi de yanına alarak Lübnan'da yeni bir ulusal birlik hükümetinin kurulması üzerinde uzlaşılmadığı takdirde erken genel seçimin yapılması, aksi takdirde sivil inisiyatife başvuracakları hususunda meydan okuyan bir davranış içerisine girdi.

Doğal olarak bu plana karşı ABD, Saad Hariri, Walid Canpolat, Emin Cemayel ve Samir Jaja gibi yerel müttefikleri, Suriye ve İran'ın Hizbullah ve Emel aracılığıyla Sinyora hükümetini devirmek istediği ve bu suretle Lübnan'daki istikrarın bozulmaya çalışıldığına yönelik suçlamalarda bulunmuşlardır. Genç Maruni, Lübnan eski Devlet Başkanı Emin Cemayel'in oğlu ve 1982 yılında devlet başkanı olarak seçildikten 3 hafta sonra öldürülen Beşir Cemayel'in yeğeni olan Piyer Cemayel suikastının bu tartışmaların yaşandığı bir dönemde gerçekleşmesi zamanlama yönünden kayda değer bir vakadır.

Olayın zamanlamasının yanında göz önünde bulundurulması gereken önemli bir husus da suikastın oluş şekli ile ilgilidir: Ülkedeki diğer siyasi cinayetlerden farklı olarak Cemayel bombalı suikast sonucu değil, güpegündüz, maskesiz ve profesyonel saldırganlarca önünün kesilmesi suretiyle ve susturuculu silahlar kullanılarak öldürülmüştür. Meydan okuma niteliğindeki bu eylemle ilgili olarak Lübnan güvenlik güçleri ciddi bir soruşturma yaptığı takdirde faillere daha kolay ve hızlı ulaşıp, Lübnan'ı büyük bir gerginlikten döndürebilecektir.

Cemayel suikastı ne anlama geliyor?

Aslında, suikastın sorumluları araştırılırken, Lübnan'daki güç mücadelesinin yanı sıra, Ortadoğu'daki mevcut durum ve hatta Lübnan merkezli gelişen uluslararası hakimiyet savaşı göz önünde bulundurulduğu takdirde, Lübnan'da yaşanan tüm siyasi suikastların sorumlusu gibi görünen veya gösterilen taşeron örgüt ve/veya ülkelerin arkasında saklanan asıl güçlerin kim olduğu ve bu cinayetlerden kimlerin çıkar sağladığı net bir biçimde görülebilecektir. Cemayel'in öldürülmesi ile Hizbullah'ın sebep olduğu bu hükümet krizi arasındaki bağlantılar derin bir biçimde incelendiği takdirde hem bu örgütün ulaşmak istediği amaçlar hem de örgütün siyasi gücünü kırmak isteyen güçlerin hedefleri ve bu iki taraf arasındaki çekişmenin boyutları ve gidişatı daha açık bir biçimde ortaya çıkacaktır. Bu çerçevede Hizbullah'ın Lübnan'daki hükümet krizi aracılığıyla ulaşmak istediği ilk husus, ülkedeki Sünni, Dürzi ve Marunilerin bir bölümüne önemli göndermeler yaparak; bu ülkenin iç dengelerinde ve geleceğinde söz sahibi olma talebini açık bir biçimde ortaya koymaktır.

Bu kriz, söz konusu bakanların bağlı oldukları siyasi oluşumların, hükümete baskı yapıp erken genel seçim kararı alınmasını sağlayarak parlamentoda daha fazla temsil kabiliyeti elde etme ve bu suretle Lübnan'ın Devlet Başkanı Emil Lahud yerine seçilecek olan yeni başkanının belirlenmesinde söz sahibi olma planının bir parçasıdır.

Hizbullah'ı rahatsız edip, bu tepkisine neden olan bir başka husus ise BM Güvenlik Konseyi'nin Lübnan ile ilgili 425, 520, 1559 ve 1701 sayılı kararlarının bazı maddelerinin İsrail'in lehine yorumlanması ve ABD'nin bu duruma göz yummasıdır. Bununla birlikte Tzahal'ın (İsrail ordusu) Lübnan'a yönelik gerçekleştirmiş olduğu ağır bombardımanların gölgesi altında Condoleezza Rice ve Ehud Olmert görüşmeleri sonucunda ortaya çıkan "yeni bir Ortadoğu şekillenmeli" demeçleri Hizbullah'ın yoğun eleştirilerine ve bu yönde harekete geçmesine neden olmuştur.

İsrail'in geçen yazın ortasında başlayan ve 34 gün boyunca devam eden Lübnan halkına yönelik gerçekleştirmiş olduğu "Adil Ödül Operasyonu"nun başarısızlığı ve İsrail ordusuna karşı gösterilen direnişin başarıyla sonuçlanmasının vermiş olduğu cesaretle Hizbullah bu politikasına hız vermiştir.

Hizbullah, bu kriz vasıtasıyla Arap aleminin birçok konu ve sorun karşısındaki pasif tutumuna ilişkin olarak önemli bir tartışma gündeme getirmiştir: İslam âleminin yalnızca Lübnan konusunda değil Ortadoğu'nun tüm politikasında yeni bir durumla karşı karşıya olduğunun altını çizmek suretiyle Bush'un 11 Eylül sonrası terör konusundaki mesajına benzeyen "ya bizimlesiniz ya da karşımızda" türünde alternatif bir yaklaşım benimsemektedir. Hizbullah bu hükümet krizi aracılığıyla ABD'nin "önleyici vuruş" (preventive strike) stratejisine karşı yine ABD'nin bölgeye yönelik uygulamakta olduğu "erken uyarı" (early warning) politikasına bir gönderme yaparak aynı silahla Bush yönetiminin önünü kesmeyi amaçlamaktadır. Böylece Hizbullah hem Washington yönetimine karşı hem de bölgedeki pasif ve teslimiyetçi yönetimlere yönelik esaslı uyarılarda bulunmaktadır. Irak batağında saplanan ABD yönetiminin her gün yeni kayıplar vermekte olduğunun Hizbullah tarafından fark edilmesi ve Washington'un bölgesel itibarını Lübnan aracılığıyla düzeltmek amacıyla politikalar ortaya koyması, Nasrallah'ın, Bush'un bu planını engellemeye yönelik faaliyetler içerisine girmesine neden olmuştur.

Güç gösterisinde son durum

"Beyt Hanun" katliamı ile birlikte doruk noktasına ulaşan şiddet, ayrıca İsrail'in ABD'den aldığı silahları Filistinli sivillere karşı kullanması ve binlerce masum insanın bu silahlara kurban gitmesi Hizbullah'ın eline koz veren önemli bir başka husustur. Bu ve benzeri gelişmeler neticesinde bölgedeki ağırlığı giderek artan Hizbullah'ın son hamlesi Filistin'de yaşanan hükümet krizinin çözümüne yönelik olarak alternatif bir açılım sunması olmuştur. Nitekim Hamas'ın son günlerde Filistin'in yeni hükümetinin kurulması konusunda göstermiş olduğu yumuşama ve bu doğrultuda Halid Meşal'in Filistinliler arasında uzlaşma sağlamak amacıyla başbakanlıktan çekilmeye hazır olduğunu açıklaması, bu açılımın bir uzantısı niteliğindedir. Hizbullah'ın ortaya koyduğu bu güç gösterisi, ABD'ye karşı politikalarını belirlemek anlamında bölge ülkelerinin ellerini güçlendirmiştir. Bir başka ifadeyle örgütün bu tutumu İran ve Suriye'nin yanı sıra aralarında Avrupa Birliği, Arap Birliği ve Türkiye'nin de yer aldığı birçok bölgesel ve uluslararası gücün önünü açmış bulunmaktadır. Kahire'de toplanan Arap Birliği Teşkilatı'nın dışişleri bakanlarının "Beyt Hanun" katliamına tepki olarak Filistinlilere karşı uygulanan izolasyon ve ambargoyu kaldırma kararı bu durumun bir göstergesidir. Hariri suikastı sonrası Hizbullah'ın olumlu yaklaşımı hem Lübnan'da hem de uluslararası toplum nezdinde birçok uzman tarafından kayda değer olumlu bir tutum olarak değerlendirilmiştir. Bu hususta suikasttan sonra BM teşkilatının bu konuya ilişkin olarak görevlendirdiği kişilerle yapmış olduğu işbirliği ve Suriye ordusunun 2005 yılında Lübnan'dan tamamen çıkarılması konusundaki sessizliği, ideolojisindeki temel ilke ve prensipleri geçici olarak arka planda bırakması ve hatta Lübnan'daki Hıristiyanların bir bölümüne liderlik eden Michel Auun ile ittifak yapması bu ılımlı politikanın bir kanıtıdır.

Hizbullah'a yönelik bir atak beklenebilir çünkü...

Sonuç itibarıyla yaşanan bu hükümet kriziyle birlikte büyük kazanımlar elde eden Hizbullah, bu kazanımlarını uzun vadeli olarak zaten kırılgan olan Lübnan'ın siyasal sistemindeki unsurları üzerinde baskı kurmak amacıyla kullandığı takdirde bu ülkenin 60 yıldan beri korunan sosyo-politik dengelerini büyük tehlikelerle karşı karşıya bırakacağı gibi ABD'nin bugün Irak'ta bürünmüş olduğu rolü Lübnan'da kendisi üstlenmiş olacaktır. Nitekim Cemayel suikastı ile başlayan ve kanımızca çok daha kritik olayların habercisi olacak bu gelişmeler Hizbullah'ın elde etmiş gibi göründüğü kazanımlarını kaybetmesi noktasında bir alternatif planın varlığı konusundaki şüphelerimizi kuvvetlendirmektedir. Nitekim BM Güvenlik Konseyi'nin suikasttan sadece birkaç saat sonra Hariri suikastına ilişkin uluslararası mahkemenin kurulmasını onaylaması bu konudaki gelişmelerin habercisidir. Bu gelişmelerin giderek bir çıkmaz sokağa sürüklediği Hizbullah lideri Nasrallah dinî ve etnik azınlıklara yönelik ikna ve tatmin edici güvence veren politikalar belirlemek ve Hizbullah'ı Şii eksenli ideolojiden sıyırmak suretiyle ülkedeki tüm unsurları kucaklayıcı bir siyasi lider portresi çizmek hususunda yeni bir hamle yapmak mecburiyetindedir.

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Prof. Dr. Samir Salha'in Diğer Yazıları
Yazarın başka yazısı bulunmamaktadır.
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.