Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Düşünmeye mecburuz
Perşembe, 30 Kasım 2006 - (05:52)
Ahmet Selim
Zaman Gazetesi

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Ayrı dinlere mensup olanlar bir araya gelince, aralarında farklılıkları ihtilaf ve tezekkür konusu haline getirmezler, "insanlık" için yararlı olabilecek mesajları seslendirmelerini mümkün kılıcı ortak noktalar ararlar.


Sonuç almak için değil de içiniz rahatlasın diye tepki gösteriyorsanız, onun adına "nefsânî tepki" denir ve kimseye hiçbir hayrı olmaz. Hem samimiyet dışı hem akıl dışı bir şeydir o. Çoğu zaman da dertleri büyütür, meseleleri daha da içinden çıkılmaz hale getirir. Ve maalesef, aydınlarımız dahil, biz bu türlü tepkiselliği pek severiz.

Papa'nın buraya gelmesi kendisi açısından çok sıkıntılı bir işti. Geçmişteki çirkin bir olayın ürkütücü hatırası var, kendi hatalı demeci dolayısıyla ciddi bir gerginlik oluşmuş; yine de bu geziyi ertelememesi, yaptığı hatayı telafi etmek fırsatını değerlendirme isteğinden başka bir sebebe bağlanamaz.

"Gelmesin, istemiyoruz. Tepkiliyiz, onu burada misafir edemeyiz" diye resmî bir tavır koysaydık elimize ne geçerdi? Sayın Başbakan, çok hoş ve ince bir vakar tavrıyla kendisini karşıladığı için, kolay kazanılamayacak bir etki oluşturmuştur. Böylesi daha güzel değil mi?

Dialog eleştirisi yapılabilir; akıllıca, bazı noktalarda düşünceler üretilebilir; ama dialog aleyhtarlığının savunulabilir bir tarafı yoktur.

Ayrı dinlere mensup olanlar bir araya gelince, aralarında farklılıkları ihtilaf ve tezekkür konusu haline getirmezler, "insanlık" için yararlı olabilecek mesajları seslendirmelerini mümkün kılıcı ortak noktalar ararlar. Barışı, insana ve insan hayatına saygıyı, dürüstlüğü, yardımlaşmayı materyalist hırslara yenik düşmemeyi ve bu eksendeki faziletlere önem vermeyi müştereken tavsiye etmenin imkânları üzerinde dururlar. Müşterek evrensel amaçlara katkı sunmanın hem yarışan hem yardımlaşan örneklerini sergilemeye önem verirler.

Farklı dinler arasındaki dialog, "kendilerini aralarında tartışma konusu yapmak!" gibi bir maksat içermez. "Oturalım da, münazara yapar gibi inançlarımızı tartışıp konuşalım" şeklinde bir dialog olmaz. Böyle yapıldığı zaman, bir "müşterek seviye yetersizliği" tarafları bağlar. Bir "iç dialog" düşünülecekse, onun şartları apayrıdır. Özel ortam ister, çok sabırlı ve özenli yaklaşım duyarlılıkları gerektirir; ayrıca bambaşka bir "vukuf" liyakati aranır. Esasen bu çeşit bir "iç dialog" belirli ve dar seanslarla ve oturumlarla değil, bir "örnekleme ve seslendirme süreci" içinde gerçekleşebilir.

Hep şunu söylerim: Batı'nın bütün felsefî kavramlarını ve tekabüllerini dikkate alan, ortak ifadelendirme imkânlarını sıhhatli ve reddedilemez mânâ incelikleri yüklemesi yaparak ortaya koyan bir üslupla İslâm'ı anlatmak metodunu denedik mi hiç? "Klasik" bizim için önemlidir, yine de onlara dayanarak yapacağız ne yapacaksak. Fakat, ayrı ve özel erişim ihtiyaçlarını görmezlikten gelmek bağışlanamaz ki.

Önce kendimize bakmalıyız ve kendimizden başlamalıyız. Ve bu zaruretin, bu kuralın hiçbir istisnası olmadığını bilmeliyiz. "Bunlar bize bir şeyler yapacak" korkusu abestir. Biz "asgari biz" olma noktasında durabilirsek, en azından böyle bir "duruş ciddiyeti" gösterirsek, kimse bize bir şey yapamaz… Ama yaşamanın, "düşünerek şuura, ruha, akla, kimliğe mal etme" olduğunu bilmezsek, bu yoldaki uyarılara burun kıvırırsak; boş tepkisellikler ile savruk biçimsellikler arasında gidip gelmeyi marifet saymaya devam edersek; bizim kendimize yapacağımızı kimse bize yapamaz, kendi kendine zulmedene de hiçbir reçete şifa veremez.

… Bir Müslüman'ın en farklı tarafı, özeleştiri şuurunu adeta sürekli bir sinyalizasyon düzeni ve ahengi içinde canlı tutabilmesidir. Bu fark görülmüyorsa, bir "var oluş" problemi ortada öylece duruyor demektir.

"Var oluş" problemiyle yaşamak, düşünmeden yaşamanın diğer adıdır. Senin kendinle dialogun olamaz ki, başkasıyla olsun.

… Fakat büyük bir avantajımız var. Maddî-manevî coğrafyamız, bizi düşünmeye zorluyor, zorluyor, zorluyor.

"Maddî-manevî-kültürel-tarihî ve bir ucuyla da evrensel!" coğrafyamız bize "gaflet" sürekliliğinin iznini vermedi vermeyecek. Onun için hep krizde gibiyiz, hep sancılıyız. Olsun, öyle olsun.

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Ahmet Selim'in Diğer Yazıları
Yazarın başka yazısı bulunmamaktadır.
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.