Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Medeniyetsiz çağdaşlık
Perşembe, 30 Kasım 2006 - (22:37)
Mustafa Erdoğan
Star Gazetesi

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Bunlar, daha önce yazdığım gibi, bu meseleleri bilgi konusu olarak değil de iman konusu olarak görüyorlar. Bu bakımdan onların tutumu, çok eleştirir göründükleri ‘dinci bağnazlık’tan farksızdır.


Atilla Yayla’ya saldıranların çoğunun yazıp söylediklerinin arka planında iki temel varsayım saklı. Birincisi şudur: ‘Atatürk ve Atatürk dönemi tartışılamaz. Atatürk ne eylemişse güzel eylemiştir. Bu konuda övgüden başka söz söylemek vatana ihanettir.’ İkinci varsayım ise, Atatürkçü olmanın her yurttaş için zorunlu olduğudur.

Belirtmek zorundayım ki, bunların ikisi de, özgür ve kendisine saygısı olan -yani, kul ya da köle olmayan- insanların kabul edemeyeceği varsayımlardır. Aslında bunlar Türk çağdaşlığının batıl inaçlarıdır.

Yayla’yı eleştirenlerin çok daha küçük bir kısmına göre ise, Atatürk’le ilgili konuların tartışılmasına, son derece dikkatli ve saygılı bir üslupla olmak kaydıyla, müsaade edilebilir. Gerçi bu konuda tartışılacak bir şey de yoktur. Çünkü onun dönemi her bakımdan üstün bir başarıdır.

Mamafih bu iki grubun ortak bir yanı da vardır. Bunlar, aynı zamanda kendilerinin ‘çağdaşlık’ın temsilcileri -ilk grup söz konusu olduğunda, münhasır temsilcileri- oldukları yolunda bir hüsn-ü kuruntu içindedirler.

Şimdi, birinci kesimi rasyonel tartışma yoluyla ikna etmek hiçbir şekilde mümkün görünmüyor. Esasen bunlarla Cumhuriyet tarihi konusunda soğukkanlı bir şekilde konuşmanın da imkânı yoktur. Çünkü bunlar, daha önce yazdığım gibi, bu meseleleri bilgi konusu olarak değil de iman konusu olarak görüyorlar. Bu bakımdan onların tutumu, çok eleştirir göründükleri ‘dinci bağnazlık’tan farksızdır.

İkinci gruba gelince, bunlar için en azından teorik olarak bir şans vardır. Çünkü, Atatürk döneminde prensip olarak tartışılacak bir yan görmemekle beraber, yine de belli kayıtlarla da olsa bu konunun tartışılmasına izin verilebileceğini söylüyor ve hiç değilse küfür etmiyorlar.

Şükür ki böyle ‘medeni Atatürkçüler de var, ama onlar da çok önemli iki noktayı gözden kaçırıyorlar: (1) Medenî bir toplumun kendisini ilgilendiren konuları tartışabilmesi bir lütuf meselesi değildir. (2) Medenî bir toplumda bireylerin önceden belli edilmiş şu veya bu ideolojiyi benimseme zorunluluğu yoktur.

Medenî bir toplumun ayırt edici özelliği barış ve özgürlüğe ve bunlara bağlı değer ve kurumlara bağlılığıdır. Bunun günümüzdeki ifadesi, kısaca, insan hakları ve hukukun üstünlüğü ile farkılıkların barışçı birlikteliğine dayanan demokrasidir. Medenî toplumlar ayrıca, kendi işlerini atalarının ruhundan istimdat ederek değil, fakat kendi akıllarına güvenerek yürütebilen toplumlardır. Medenî toplumlar elbette atalarına ve kurucularına saygı duyabilir, onları takdir de edebilirler, ama aynı zamanda onları aşmak zorundadırlar da. Bu da kaçınılmaz olarak geçmişle yüzleşme ve eleştiri demektir.

Dolayısıyla, Türkiye sahici anlamda medenî bir toplum olacaksa, Atatürk’ün de onun döneminin de tartışılmasına kendimizi alıştırmak zorundayız. Ayrıca, medenî bir Türkiye’de kimse Atatürkçü olmak zorunda değildir. Başka pek çok şey yanında, kurucularının tartışılmasının da yasak olduğu ve belli bir ideolojinin herkes için bağlayıcı bir norm durumunda bulunduğu yerler, açıktır ki, medenî rejimlerin değil diktatörlüklerin ve totaliter rejimlerin mekanıdır. Yurttaşların resmî görüşe aykırı düşünceler seslendirdiği için hain veya meczup ilan edilip bu sıfatlara uygun yerlere tıkılmak istendiği veya sözde ‘ihanet’ suçunu itirafa ve alenî nedamet beyanına zorlandığı durumlara medenî toplumlarda değil fakat sadece totaliter sistemlerde rastlanabilir.

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Mustafa Erdoğan'in Diğer Yazıları
   Kürt sorunu ve siyaset
   Tanrı - devlet
   Eyvah, irtica geliyor!
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.