Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Tahran'dan ileriye...
Salı, 05 Aralık 2006 - (22:42)
Fehmi Koru
Yeni Şafak Gazetesi

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

İran ile Türkiye, bölgesel sorunların aşılmasında sırt sırta verebilirler mi? Toprak bütünlüğüne sahip Irak'ın, etnik farklılıklarını geçmişte olduğu gibi zenginlik sayan Lübnan'ın, Filistinlilerin onurla bağırlarına basacakları Filistin Devleti'nin ortaya çıkmasında Türkiye-İran sinerjisinin rolü olabilir mi?


Başbakan Tayyip Erdoğan uluslararası ilişkilerin insan bunaltan lâbirentinde kendisini daha mutlu hissediyor. Özellikle de son zamanlarda... Bunda Türkiye'nin giderek artan öneminin etkisi de var muhakkak; ancak dört yıllık deneyimlerinin ve süreç içerisinde tanıdığı uluslararası şahsiyetlerle kurduğu sıcak ilişkilerin kendisini 'barışa hizmet' misyonuna hazırladığını da düşünüyor olmalı Başbakan Erdoğan...

İran'a gidiş sebebi, öncelikle, dünya gündemini derinden etkileyen belli başlı sorunlara çareler arayışıydı. Irak'ta kartların yeniden karıştığı bir döneme girildi ve hergün en az yüz insanın hayatını kaybettiği cangıldan kısa vâdede çıkış da görünmüyor. Lübnan'da siyasî hayat kendini kilitlemeye başladığı görüntüsü veriyor; en büyük endişe, Ortadoğu'nun Fransa'sı olmak ile içsavaşın kemirdiği Kongo'ya dönüşmek arasında gidip gelen ülkenin yeni bir Irak halini alması... Filistin de Türkiye'nin öncelikli sorunlar listesinde ilk sırayı işgal ediyor...

Türkiye ve İran bütün bu sorunlara bir biçimde taraf ülkeler; bazen aynı safta görünseler de, bazı konularda çıkar çelişkilerinin mevcudiyeti kendini belli ediyor. Uzaktan bakanlar İran'ı bölgedeki bütün sorunların arkasındaki güç ve 'esas sorun' olarak görüyorlar. İran'ın nükleer araştırma yolunda attığı adımların da, bu sebeple, 'barışçıl' amaçlı olduğuna inanan pek az; atom bombasına sahip bir İran ise dünya için ciddi bir tehdit sayılıyor.

Acaba İran dünya için bir sorun olmaktan çıkar ve çözümün bir parçası haline dönüşebilir mi? Dahası, İran ile Türkiye, bölgesel sorunların aşılmasında sırt sırta verebilirler mi? Toprak bütünlüğüne sahip Irak'ın, etnik farklılıklarını geçmişte olduğu gibi zenginlik sayan Lübnan'ın, Filistinlilerin onurla bağırlarına basacakları Filistin Devleti'nin ortaya çıkmasında Türkiye-İran sinerjisinin rolü olabilir mi?

Bu sorular dünya egemenlerinin tartışma gündeminde yok; ancak hayatları boyu yürekleri 'barış' için çarpmış Batılı aydın çevrelerde ele alındıklarını biliyoruz. İstikrara susamış bir bölgeyi huzur ve sükuna kavuşturma arzusu duyanlar, Türkiye'de de, böyle bir gelişmenin mümkün olup olmadığı yolunda zihin egzersizi yapıp duruyorlar.

Başbakan Erdoğan'ın, bir günlük Tahran gezisi ile öncesinde gittiği Amman ve önümüzdeki günlerde ziyaret edeceği diğer başkentlerde bulmayı arzuladığı, “Bölge insanlarının bölge sorunlarını çözebilecek özgün bir irade sergileyebilecekleri” anlayışıdır. Uzaklardan bakanların çözüm diye dayattıkları oldu-bittilerin dünyanın başına ne dertler açtığını son beş yıl içerisinde herkes gördü, kendileri de gördü; çözümü bölgede üretmek ise yepyeni bir fikir... Hiç denenmemiş, ama başarı şansı yüksek bir fikir...

Her ülkenin sistemi kendine. Ülkelerin çıkar hesapları yapması da doğal, ama herkesin yararlanabileceği 'ortak bir anlayış zemini' oluşturulabilmesi pekâlâ mümkün. Bugünkü pozisyonları nihâî görmekten uzaklaşır, ortak çıkarları ön planda tutan kalıcı (ideolojik değil, pragmatik) formüller üretebilirsek, savaş çıkarmayı göze alacak kadar bölgeyle yakından ilgilenen uzaktakilere burada üretilen formülleri kabul ettirmenin yolları da bulunabilir.

Arayışları hemen sonuç alınabilecek bir aculluk içerisinde götürmemek şart. Ülkelerin pozisyon değişikliğine gitmeleri bir gecede gerçekleşmiyor. İran'ın, Suudi Arabistan'ın, Suriye'nin, Ürdün'ün ve bölgedeki diğer ülkelerin, kemikleşmiş politikalarını, bugüne ait özellikleri üzerinde taşıyan yenileriyle değiştirmeleri hayli zaman alacak, ikili ve çoklu pek çok teması gerektirecektir.

Olsun. Sonunda ortaya çıkacak olan, dışarıdan dayatılan çözümlerin yol açtığı kan ve gözyaşı ortamından çok farklı bir tablo olacaksa, beklemeye de böyle bir tablo ortaya çıksın diye ter dökmeye de değer.

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Fehmi Koru'in Diğer Yazıları
   Kanun bir çalgı âleti değilse
   Pakistan bize benzemez
   İnsaf yahu!
   Adını koyalım: Fiyasko
   Modalar ve niyetler
   Ben Bilderberg'te iken
   Sağduyuya ihtiyaç var
   Dönüm noktası
   Zekâya da hakaret
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.