Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Kurban kesmek insanlığa intisaptır
Pazar, 24 Aralık 2006 - (23:28)
Sami Hocaoğlu
Yeni Şafak Gazetesi

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Kevser suresinin ikinci ayeti, bazılarının savunduğu gibi bir “insanlık sünneti” olan kurbanı emretmez. Verilen sayısız nimete şükrün bir nişanesi olarak namaz ve kurbanın “sadece Allah'a has kılınmasını” emreder.


İnsan bilgisinin hakikate nisbeti beştir: Yakin, zan, şek, vehim ve heva. Yakin, hakikate nisbeti yüzde yüz olan bilgidir. Zan, hakikate nisbeti galip olan (yüzdeye vurursak, yüzde yetmiş beş gibi) bilgidir. Şek, hakikate nisbetiyle yalana nisbeti eşit olan bilgidir. Vehim, özünde hakikate hiçbir nisbeti olmayan, fakat zihinde varmış gibi görünen bilgidir. Heva, hakikate nisbeti sıfır olan bilgidir.

Yani, vehim ve heva bilgi değildir. Kur'an “Hevasını tanrı edinen şu kimsenin hali pür-melalini görmez misin!” derken, bunu kasteder. Bazıları evham ve hevasını hakikat zannetmekle kalmayıp, din diye sunabilirler. Heva bilgi bile değilken, nasıl din olsun? Ama insanlar hevasından konuşurlar, hatta onu din edinirler. Bunu önleyemezsiniz. Hevasından konuşan herkesin bir mazereti mutlaka vardır. İşlenen en behimi cinayetlerin bile bir mazereti varken, ağızdan çıkan cinayetlerin mazereti olmasın mı? Fakat bunlar Allah katında kişiyi mazur göstermez. Olsa olsa, “özrü kabahatinden büyük” sözünü hatırlatır.

Bu mazeretlerin en tumturaklılarından biri de “şefkat gösterisi”dir.

Hiç kimse Allah'tan daha şefkatli değildir. İnsanoğlu her ne zaman bu tür bir gösteriye soyunmuşsa, arkası cılk çıkmıştır. Orada bir güve yeniği aramaya gerek yoktur; zira kesinlikle vardır. Bu, şefkati zehirlemektir. Şefkat zehirlenince, tıpkı zehirli sevgi gibi “itlaf köftesine” döner, yiyeni zehirler.

İnsanlıkla yaşıt kurban ibadetini bu türden zehirli gösterilere kurban etmek, modern zihnin iğfal derekesini gösterir, başka bir şeyi değil. Kurban bu türden zehirli şefkat gösterilerine kurban edilmesin diye, Kur'an önlemini almıştır. Kurban ibadetinin derin maksadını dile getiren ayette, bu önlemi görüyoruz:

“O (kurbanların) etleri de, kanları da asla Allah'a ulaşmaz; ama sizden O'na ulaşan takvadır; işte böylece Biz, (hayvanları) sizin emrinize amade kılmışızdır; sonuçta size yol gösterdiği için Allah'ın yüceliğini dillendirmeniz gerekir: Allah'ı görür gibi davrananları (ebedi saadetle) müjdele.” (22:37)

Konumuz açısından anahtar cümle “kezalike sahharnâhâ lekum” cümlesidir. Buna eskiler “teshir sırrı” derler. Lekum'deki lam'dan kaynaklanan iki anlam vardır: Birincisi, “sizin için emre amade kılmıştır”, ikincisi “sizin emrinize amade kılmıştır”. Nihayetinde ikisi de aynı kapıya çıkar. Yani bir Müslüman hayvan kurban etmekle, Allah'ın mahlukat için belirlediği hiyerarşiye olan saygısını göstermiş olur. Bu saygı gösterilmediğinde insanın nasıl dört ayaklı tanrılar icat ettiğini görmek için Hindistan'a gitmeye gerek yoktur.

Teshire teslimiyet gerektir. Şu ilahi misafirhanede hane sahibi olan Allah hayvanları da, tıpkı bitkiler gibi insana musahhar kılmıştır. Misafirlikte önüne sunulana burun kıvıran şımarık durumuna düşmemelidir insanoğlu. Hele ununu eleyip eleğini duvara asmışların gazına hiç gelmemelidir. Hadsiz ve hudutsuz ne bir sevgi, ne bir şefkat vardır. Bir haddi hududu yoksa, orada şefkat de, merhamet de, muhabbet de yoktur. Sadece heva ve heves vardır. Hevaların şefkat ve sevgi suretine büründüğü yerde, şeytanlar ambalaj işine girmiş demektir ki, “şeytanın, insana hatalarını süslü göstermesi” tam da budur.

Hac 37. ayete tersten dalıp, “madem kurbanın eti ve kanı Allah'a ulaşmayıp takva ulaşıyormuş, o zaman kurban kesmeyelim” demek tabii ki olmaz. Bu tıpkı, “zekatın parası, Abdestin suyu, namazın erkanı, haccın menasiki Allah'a ulaşmaz, kalbin temiz olsun yeter” incisine benzer. O kişinin, namazın gerekçe ayetinde yer alan “ve le'zikrullahi ekber”den yola çıkıp “Efendim, namazı ille de böyle kılacaksın diye bir şart mı var? Baksana, “zikir” en büyük amaçmış, iki tekbir getir, işte sana namaz” diyen cambazlardan bir farkı kalmaz.

Evet, kurban insanlıkla yaşıt bir ibadettir. Kur'an, Adem'in iki oğlu kıssasında bunu dile getirir. Hac kurbanı olarak Allah'a hediye edilen “hedy”, vahyin dilinde “Allah'ın sembollerinden biri” olarak yer bulur. Hacc sembollerden örülü olduğu için hac kurbanı da “şe'âirillah” alanına dahildir. Hac dışı kurban ise (udhiye), hem paylaşmayı ve teshir sırrını öğretmeyi, hem de insanlık sünnetini yaşatmayı amaçlar. Kur'an açıkça: “Biz her ümmet için kurban kesmeyi bir ibadet kıldık” der (22:34). Yine bu ayetin devamında da “Allah'ın insanlığa rızık olarak verdiğine teşekkür babından O'nun adını anmaları” istenir. Yani, teshire dikkat çekilir.

Kevser suresinin ikinci ayeti, bazılarının savunduğu gibi bir “insanlık sünneti” olan kurbanı emretmez. Verilen sayısız nimete şükrün bir nişanesi olarak namaz ve kurbanın “sadece Allah'a has kılınmasını” emreder. Hz. İbrahim kurban sünnetini teyit eder ve onu İbrahimi bir sünnete dönüştürür. Tüm diğer peygamberler gibi, nebiler mührü Hz. Muhammed de bu izi takip ederek Medine'deki her yılında Kurban keser.

Onun şefkat ve merhamet abidesi olduğundan, ona iman eden kimin şüphesi olabilir ki? Ondan daha şefkatli ve merhametli olma iddiasını isimlendirmeyi de okura bırakayım. Bize düşen onun izini izlemektir; evham ve hevaların peşine düşmek değil.

“Ed-Din” olan islamın insanlıkla yaşıt sünneti ve ilahi sembolü olan kurban ibadetini, kendi şimdi ve buradamızdan tanzim etmeye kalkışıp “kitabına uydurmak” yerine, kendi hayatmızı ve zihnimizi “ed-Din”e göre tashih ve tanzim edersek, asıl o zaman “kitaba uymuş” oluruz. Söyler misiniz; “İslamiyet”in öbür adı olan “teslimiyet” bu değilse, başka nedir?

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Sami Hocaoğlu'in Son 10 Yazısı
   Hayat Hicret'tir
   Sen misin Müslüman olan?
   Kudüs 'sancak'tır
   Kur'an “ölü metin” değildir
   Câbirî ile baş başa
   Fetvalarla savaş
   Amerika'da İslam (2)
   Amerika'da İslam (1)
   Münafık kontenjanından Arabistan'a bir iki!..
   Hızırlar ve hınzırlar
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.