Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Asım'ın nesliymiş!
Cumartesi, 30 Aralık 2006 - (22:55)
Dücane Cündioğlu

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Bir düşünelim bakalım, Akif'i, Akif'in kendisini ne kadar tanıyoruz? Eserleri aracılığıyla, toplumla kendisi arasına bile bile duvar ören bu mahviyetkâr şairi tanımak için -kendisini ikna edecek denli- ciddi bir adım attığını iddia edecek kaç kişi var aramızda?


Bir düşünürün veya sanatçının önce eser(ler)iyle karşılaşırız. Önce eseri görürüz, evvelâ telifi okuruz, yani 'eser'den müessire, 'müellef'ten müellife doğru gideriz. Dolayısıyla bir düşünürü veya sanatçıyı anlamak için de hiç kuşkusuz önce o düşünür veya sanatçının eserlerine (âsar-ı güzîdesine) nüfuz etmeyi, hatta –mümkünse– vâkıf olmayı isteriz.

Bu yolu tercih edenler, bibliyografya'yı (terceme-i âsar'ı) biyografi'ye (terceme-i hâl'e) önceleyenlerdir. Ne yazmış? Nasıl yazmış? Niçin yazmış? Neyi amaçlamış? Amacını nasıl ifade etmiş? vs.

Yazılan yazan'ın, yapılan yapan'ın önündedir hep. Eseri farketmemiş olsaydık, eser sahibini nasıl farkedebilirdik? Farkedebilir miydik? (Elimizde eseri olmasaydı, nazarımızda eser sahibi de olmazdı.)

Kimse sen'i farketmeden ben'i farkedemez. Ben, ne gariptir ki önce sen'de, sen'in sayesinde farkedilebilir, görülebilir. En yakınımızda olan, ilk nazar itibariyle, en uzağımızda olandır; en uzağımızda olansa en yakınımızda olan...

Eserin en az işaret ettiği yer, eser sahibinin bulunduğu yerdir. Muhatab, eseri dilediğince kavrayabilmek için, eser sahibini dışarıda bırakmaya çalışır. Eserden etkilendiği, kelimenin tam anlamıyla, "gözleri kamaştığı" takdirde, evet, ancak o takdirde, eser sahibini de tanımak ister. Lâkin gözleri kamaşanların çoğu, eser karşısında öyle şaşarlar, öylesine şaşakalırlar ki eserin sahibini merak etmezler, akıllarına bile getirmezler.

Bu nedenle bazı eserler, kendilerini var edenlerin önünde yer alır. Süleymaniye Camii'nin ihtişamını seyreden kaç kişi, Sinan'ın kim olduğunu, ne hissettiğini, neyi kastettiğini merak etmiştir? Yahya Kemal'in şiirlerini ezbere bilenler arasında niceleri var ki şairin vefat tarihini bile bilmez. Nerede kaldı ki aşklarını, hüsranlarını, fazilet ve zaaflarını bilsin, bilmek istesin.

Bazen de tersi olur. Eser sahibinin edası sadasını, karizması eserini gölgeler. Müellif telifinin önünde gider. Kendisi bilinir, eserlerinin adı bilinir, ama gerçekte eseri, eserleri yoktur, kendisi vardır. Böyleleri ölünce, eserleri de ölür. Eserleriyle değil, nâmlarıyla varoldukları, eserlerinden değil, eserlerinin hâsılasından hareketle varolmayı tercih ettikleri için, ünlenen kendileri olur, eserleri değil. Moda tabirle, 'marka' olmayı başarmışlardır. Elde ettiklerinin hepsi bu kadardır. Çünkü tarih böyleleri karşısında acımasızdır. Onları, doğrudan, ünlüler mezbelesine yollar ve hayatta iken yeterince istifade ettiklerini gözönüne alarak, o anlı şanlı ünlerini çürümeye terkeder.

Vefatının 70. yıldönümünde kendisini andığımız Mehmed Akif, acaba eserleriyle mi, ismiyle mi yaşıyor?

Mehmed Akif ismini bilmeyenimiz var mı? Millî şairimizin adını herkes biliyor, resimleri de hafızamızda. Eserleri de öyle sayılır: Önce İstiklal Marşı, sonra Safahat.

İstiklal Marşı'nın bazı mısralarını çoğumuz ezbere okuyabiliriz. Eh, Safahat'tan bazı parçaları bilenlerin sayısı da az değil. Bu kabaca hesaba göre, millî şairimizin hem adının, hem âsarının bilindiğini pekâlâ söyleyebiliriz.

Peki ya tanındığını?

Bir düşünelim bakalım, Akif'i, Akif'in kendisini ne kadar tanıyoruz? Eserleri aracılığıyla, toplumla kendisi arasına bile bile duvar ören bu mahviyetkâr şairi tanımak için -kendisini ikna edecek denli- ciddi bir adım attığını iddia edecek kaç kişi var aramızda?

Olsaydı, izleri de olurdu. Yok, ne yazık ki! Akif, ne yapıp edip kendisini nazarımızdan gizlemeyi başardı. Kendi tabiriyle "cemiyet-i beşeriye" ile ilgili hizmetler yapan Akif, en nihayet hizmetleriyle, hizmet maksatlı âsarıyla tanındı. Hakkında derlenmiş ve derlenebilecek en kapsamlı bibliyografyalar, bu müddeayı kuvvetlendirmekten öte bir işe yaramazlar. Mevcut olanları dikkatle inceleyiniz, onca yazı, kitap arasında Akif'in usulca kaybolduğunu ve bir türlü ele geçirilemediğini göreceksiniz.

Asım'ın nesliymiş!

Toplumla, toplumsal olanla ilgilenenler, sırf toplum için Akif'le, topluma hizmet eden, edecek olan Akif'le ilgilendiler. 'Hayatı' denince, kırık dökük bir biyografi, gevşek bir kronoloji, 'eserleri' denince, Safahat'ın meşhur toplumsal vaazlar veren şiirleri.

Peki ya Hicran, Secde, Gece gibi gözlerden gizlenmeyi başarmış gerçek Akif'in şiirleri? Hele hele, şahsen meftunu olduğum, o resim arkası kıt'alar?

Bir ferd olarak Akif nerede? Toplum olarak değil, bir birey olarak; arayan, soran, itiraz eden, aradığı, sorduğu, itiraz ettiği için acı çeken tek tek bireyler olarak istifade edeceğimiz "yalnız Akif' nerede?

Aramayı sürdüreceğiz. Sürdürmek zorundayız; Akif için değil, kendimiz için.

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Dücane Cündioğlu'in Son 10 Yazısı
   Köşeyazarı şımarıklığı
   Kâse yoksa, bâde de yok!
   'ben'i bilen yine aynı 'ben' olursa...
   Türkiye'nin Ruhu ve İslâmî Sol
   Türkçe, dile düştüğünde nasıl düşer?
   Kutsalın sesi
   Özgürlüğün kadıncası
   Sen sadece saçma konuşmuyorsun, saçma da düşünüyorsun!
   İslâm hem teşbih, hem tenzihtir!
   Gönül'ü tanımazlar ki gönlün kararına secde eden akl'ı tanısınlar!
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.