Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Yenilmiş İnsan Psikolojisi Üzerine Bir Deneme
Pazar, 05 Haziran 2005 - (12:37)
Abdulaziz Tantik
İslam Dünyası

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Yaşanan süreci doğru değerlendirmeye tabi tutmadan şimdi yaşadıklarımızı anlamlandırmanın mümkün olmadığını düşünüyorum. İçinden geçilen sürecin insan şahsiyeti üzerinde meydana getirdiği zaafları anlamaya, tanımlamaya, kavramaya çalışmak zorundayız. Dünden bugüne yaşananların bir hikayesi vardır. Bu hikayede ortaya konacak dram ve trajediler keşfedilmeyi beklemektedir. Dün yaşanlar üzerinden bugünü konuşmaya başlayamaz isek, içinde yaşanılan hali ve bu günümüzü idrak etme noktasında imkanlarımızı yok etmiş sayılırız. Halbuki, içinde yaşanılan durumu kavramadan yeni bir başlangıç imkanı da yoktur. Ya bunun farkında değiliz, veya kendi gerçekliğimizle yüzleşmekten korkmaktan kaynaklı bir duruşu sergileme ile karşı karşıyayız. Yaşanan gel/git'lerin ve anaforların kişilik duruşumuzda meydana getirdiği olumsuzlukları yaşayan olarak kendi tanıklığımız yeter. Aşağıda bu süreci belirli kavramlar çerçevesinde ve sadece bu durumu izah sadedinde bir yaklaşım gerçekleştireceğim.  

Tanımlamaya çalışacağım bu kavramların birbirleri ile ilişkileri üzerine durmaktan çok insanın farklı boyutlarını oluşturan yanları üzerine bina edilecek, insanın çözümlenmesini ve durduğu yerin yanlışlığını ifade etmesi bağlamında bu kavramları kullanacağım. Felsefi duruşu itibarı ile değil…  

Boşluk: Bir çok nedeni üzerinde durulması gereken bir psikolojik durumdur. Fakat ben bir tek nedeni üzerinde durmaya çalışacağım. Yaptığı işin başarıya ulaşamaması sonucu insanda meydana gelen inancına dönük şüpheler ile birlikte başarısızlığı hazmedememe sonucu oluşan güvensizlik; hem içeriye dönük ve hem dışarıya dönük olarak meydana gelen bu psikolojik durum sonucu insanda oluşan boşluk hissi. Bu boşluk hissinin tanıkları olarak hayatın anlamsızlığı üzerine zihnimizde beliren düşünceler, varolana yönelik bir ilgisizlik, ilişkisizlik üzerine bina edilen bir yaşam, kaygı ile kaygısızlığın bir birinin içine girdiği muallak durum. Bu boşluk durumunun getireceği en önemli şey; inancına dönük beliren şüpheden kaynaklı dün haram diye belirlediği bir çok şeyin sınırlarını aşma kudreti elde etmesidir. Bu bir bataklıktır. Ve içine girdikçe çekicilik kazanan ve seni kendine çeken bu durum, psikolojik bir oluşum meydana getirir. Bundan sakınamadığınız zaman her şeyi meşru görme zemini meydana gelir ve artık dönüş (tevbe) imkanını kaybeder. Belirtileri üzerinde durulabilir; ilk akla gelen belirti, tatminsizlik, yeni bir hamle yapma korkusu ve tedirginliği ve bir türlü güvenme isteğine rağmen güvenememe hali olarak ifade edebiliriz.   

Yalnızlık duygusu: Güvenin kaybolması sonucu oluşan bir psikolojik durumdur. Yaşananların kurgulanarak ve abartılarak oluşmuş yanlışlardan kalkarak kimseye güvenemeyeceği ve dayanamayacağı inancı sonucu oluşan bir zihinsel psikolojik zemin; yalnızlıktan kurtulma çabaları bu sefer de başka yanlışların oluşumuna katkıda bulunmaktadır. Güvensizlik kuruntusu içinde tedirginlik bir yaşam kurgusu haline gelmektedir. Bu dayanılmaz hal karşısında kurtulma mücadelesi başlamaktadır. Yanlış bir zeminden kalkılarak adım atıldığından dolayı da yanlış adımlar, yanlış zeminleri ve yanlış zeminler yanlış ilişkilere güvene dayanmaktadır.Kurtulma çabalarının dayanacağı yer; ilk ilişkilerini oluşturan akraba ve aile ilişkilerine dönük bir gayretle bu durumdan kurtulmaya çalışır. Ne kadar başardığı ile ilgili her kes kendi tecrübelerine bakmalı ve iç tatminini değerlendirmelidir. Kendi gerçekliğinden kaçış sonucu başka ilişkilere sığınma bize ne sağlamıştır, üzerinde düşünmenin iyi olacağı kanaatini taşıyorum. 

Anlamsızlık/amaçsızlık: Birbirini besleyen bu iki kavram, birbirini sürükleyen bir durumu da sağlamaktadır. Amaç ve anlam üzerine sürekli bir heyecan dalgasını oluşturamadığınızda veya bu heyecan dalgasını kaybettiğinizde, farkına varmadan bir anlamsızlık ve amaçsızlık girdabına yavaş yavaş sürüklenmeye başlarsınız. Farkına vardıkça onun meşruiyetine dönük kendinizi ikna yöntemleri bulmakta zorlanmazsınız, her şey aslında sizi bu duruma göre ayarlama için harekete geçmiştir. İpin ucunu kaçırdığınız zaman bunu tekrar tutma girişimi her zaman yeterli olmamaktadır. Yukarıda ifade ettiğimiz psikolojik zemini muhafaza ettiğimiz sürece bunu atlatamayız.  

İnsan/metropol/yoğunluk/yorgunluk: 'İnsan ortamdır' esprisinden kalkarak, insanın çevresinden ne kadar etkilendiğini bilme, metropol şehrinin kendine uygun bir ortam yarattığını ve insanı mümkün olan bütün aygıtlarla etkisine almaya çalıştığını yakinen tanık olarak bilmekteyiz. Metropol hayatının insanı nasıl kuşattığını gözlemlemeye gerek kalmadan kendimizden ve yakın çevremizden kalkarak izleme imkanına sahibiz. Bu yaşamın getirdiği yoğunluk ve yorgunluk üzerine düşünmeden meseleyi anlamak mümkün görünmemektedir. Bu yoğunluğun ve yorgunluğun üstesinden gelmeden, imkan olarak yapabilecek çok fazla bir şey yoktur. Kendimizi metropol şehrinin esaretinden kurtararak ancak kurtuluş imkanı elde edilebileceğini anlamadan ve bu metropol şehrinin sunduğu imkanların dayattığı değerlerin hesaplaşmasını gerçekleştirmeden bir şey yapmak mümkün görünmemektedir.  

Kurgusal yaşam: İnsanın kendini kendi hapishanesine kapatması olarak da değerlendirilebilecek bu durumun insanı gerçek ile yüzleşmekten alıkoyduğunu kavramak gerekir. Değerleri, kurgulanmış olarak değil tam tersine hayatla bağını oluşturarak anlamak gerekir. Kurgusal değerler, insanı sınırlayan ve açılımını kapatan, yeni ilişkilere zemin olamayan ve engelleyen psikolojik duruşuyla insanı açık hapishanesine kapatma eyleminden başka bir şeye yaramamaktadır. Kurgu, yapay bir durum oluşturur. Bu yapay durum insanı yapay bir ilişkiler odağına taşır, bu taşıma yapay eylemler zincirine neden olur. Bunu fark etmek insanın kendini kurtarma imkanı olarak değer kazanır.  

Hayatın doldurulması/dondurulması: Hayat boşluk kabul etmez esprisinden kalkarak boşalttığınız her neyse bir başka şeyle doldurulur. Bu doldurulma aynı zamanda boşalan şeyin dondurulmasını sağlar. Bu durumu dikkate almadan yapılacak şeylerin boşa çıkması engellenemez bir durum olarak kendisini dayatacaktır.dondurulan hayat kendini yeniden hayata dönüştürecek bir atılım bekleyecektir. Bu atılımın yapılabilmesi için de doldurulan hayatın yeni bir işlemle boşaltılması gerekmektedir. bütün bu durumların insan zihni ve psikolojisi üzerindeki etkisini hesaba katmak gerekmektedir.  

Dava, misyon ve rüya yitimi: İnsanı ayakta tutan en önemli şeyin bir dava, misyon ve rüya sahibi olmakla ilintili olduğunu hesaba katmak gerekir. Sorun zaten bu saydıklarımı hiçe saymakla başlıyor. Kendinize olan güveninizi yitirdiğiniz gibi dava, misyon ve rüyanız da bitmektedir. Bunların yitimi aynı zamanda kendinizi bir bataklığın içinde görmeniz eş zamanda olmamaktadır. Kendi ile yüzleşmeyi düşünemeyen, cesaret edemeyen ve sürekli bunu erteleyen biri, kendisine olan güven ve saygısını yitirerek eldeki bütün değerleri yitirir. Bunların şahsiyet oluşumunda ki yeri üzerinde bir fikre sahip değil isek, söylenecek başka bir söze hacet kalmamaktadır. 

Son olarak bu söylediklerim şahit olduğumuz yozlaşmaların nedenleri üzerinde düşünürken hissederek yakaladıklarımızdan oluşmaktadır. Yeniden dirilmenin imkanı bu hastalık çeşitlerinin farkında olmak ve çözüm yollarını aramakla ilintili olduğunu belirtmem gerekmektedir. insan düştüğü yerden kalkar. Düşmenin nedenlerini fark ederek o nedenleri ortadan kaldıran bir durum, duruş ve imkan oluşturarak eski halimize dönüşü yakalayabiliriz. Kaybettiğimiz ve geride bıraktığımız her şeyi kuşanarak bir çıkış yolu yakalayabilme imkanı elde ederiz. İnşallah

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Abdulaziz Tantik'in Son 10 Yazısı
   Varolma / yokolma aynasında İslam Dünyası
   İslamcılık ve Geleceğimiz Üzerine Düşünme
   Okumanın Düzeyi ve İnsan
   Tarih Üzerine Notlar
   Krizden Kurtuluş Yolu: İman
   Düşüncenin derinliğinde gündemi yorumlamak
   İslam Birliği Vaciptir
   Sığınak, Mekân ve Zaman İlişkisi
   Kayıp Zamanın Telafisi Mümkün mü?
   Mazeretim Var...!
   İslami Serüvenin Nihilist Yaklaşıma Yenik Düşmesi ve/veya Nihilist Yaklaşımın Damardan Girişi
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.