Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Beyaz Türkler Baskı yapabilir Yeşil Türkler Yapamaz...
Pazartesi, 24 Eylül 2007 - (17:13)
Mehmet Şevket Eygi

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

TÜRBAN yasağını yerinde bırakmak isteyenler garip teorilerle karşımıza çıkıyor. Üniversitelerde başörtüsü serbest bırakılırsa “Mahalle Baskısı” denilen şeyle bütün ülkede açıklara baskı yapılır ve herkes örtünmeye mecbur edilirmiş... Peki neymiş bu mahalle baskısı?.. Efendim yurdun bazı şehirlerinde bu baskı yüzünden lokantalar, pastahaneler, kahvehaneler Ramazan’da gündüz servis veremiyorlar, iş yerlerini kapatıyorlar, ancak iftardan sonra açıyorlarmış...

Bundan normal ve tabiî ne olabilir... Dinsizin, ateistin, Beyaz Türk’ün baskı yapmaya hakkı var da, Yeşil Türk’ün yok mu?

Âdil kanunlara aykırı olmamak, şiddet içermemek, küfür etmemek şartıyla propaganda yapmak, manevî yumuşak baskı uygulamak da bir hürriyettir.

Üsküdar Belediyesi bir ara içki satan lokantaları ve meyhaneleri bir “Kırmızı Sokakta” toplamak istemişti de, Beyaz Türkler baskı yaparak, ağır şekilde tenkit ederek bunu önlemişlerdi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, “Düşünceler, çok ağır, en şoke edici şekilde de olsa düşünce hürriyetine dokunulamaz...” şeklinde bir kararı vardır.

Dindar bir Müslümanın “Ramazan gündüzlerinde lokantalar açık olsun, her yere meyhane açılsın, içki verilsin...” demesini mi bekliyorlar?

Şu Beyaz Türkler ne garip mahluklar. Kendilerine yüzde yüz tam bir hürriyet istiyorlar; bu ülkede çoğunluğu oluşturan Müslümanlara o kadar geniş hürriyet tanımıyorlar. Hani, temel haklardan biri de eşitlikti.

Müslümanlar “Mahalle Baskısı” yaparmış...

Peki bu memlekette Masonlar “Mason Baskısı” yapmıyor mu?

Sabataycılar “Sabataycı Baskısı” yapmıyor mu?

Şucular “Şu Baskısı”, Bucular “Bu Baskısı” yapmıyor mu?

Müslümanlar da düşünce ve vicdan hürriyeti sınırları içinde gerekirse “Mahalle Baskısı” yapmak hakkına sahiptirler.

Şiddete başvurmamak, hakaret etmemek, âdil yasalara aykırı olmamak şartıyla...

Tesettür farz-ı ‘ayndır, her Müslümanın bu farzı yerine getirmesi ve bu mâruf (iyi, doğru, güzel) emir konusunda çalışması, propaganda yapması gerekir.

Bu memlekette İngiltere’de olduğu gibi geniş bir hürriyet olsa şöyle bir dernek kurulabilir:

“Tesettürü Desteklemek, Yaymak, Bütün Kadınların Örtünmesini Sağlamak Derneği”.

Vaktiyle Prof. Alemdaroğlu zamanında İstanbul Üniversitesinde, tesettürlü kız öğrencileri açmak için sorgulama ve baskı yapma odaları kurulmuştu. Biz Müslümanların, kadın ve kızları tesettüre davet için öyle baskı odalarına ihtiyacımız yoktur.

Zaten milyonlarca açık hanım ve kız, başlarını örtmek için uygun bir ortam beklemektedir.

Müslümanlar dinî emirlere severek, gönüllü olarak, candan ve samimî bir şekilde uyarlar.

Mahalle Baskısı dedikleri şey zaten dünyanın her yerinde var. Hindistan’da Mecusîlerin yoğun oldukları bir şehirde sokağın ortasına yatmış, geviş getiren bir ineğe saygısızlık yapabilir misiniz? Kışşt çekil oradan diye ayağıyla ineğe dokunan birini mutaassıp Hindular ne yapar?

Çeşitlilik, çoğulculuk, farklılık olan bir ülkede toplumsal mutabakat, sosyal barış ve içtimaî mukavele olması gerekir.

Zorla, cebren, kerhen, tehdit ederek, kanunsuz baskılar yapılmayacak... Onun dışında bütün propagandalar serbest olmalıdır.

Doğu veya Güneydoğu Anadolu’nun halkı dindar bir şehrinde Nehar-ı Ramazanda (Ramazan gündüzünde) sokakta sigara içerek yürüyen bir kimseye sert sert bakarlar. Bu bakışları yasaklamaya kimin hakkı vardır. Alenen oruç yiyene şefkatle, muhabbetle, dostlukla bakacak değiller a.

Beyazlar tesettürlü Müslüman kadınlara nasıl bakıyorsa, yeşiller de oruç yiyenlere öyle bakabilir.

Merhum Özal zamanında üniversitelerde başörtüsü (yüzde yüz olmasa da) serbestti. O zaman Mahalle Baskısı oldu mu?

1979’da veya 80’de ünlü Galatasaray Lisesi’nden beş başörtülü kız mezun oldu. Hattâ, kendilerine diploma veren müdürün elini sıkmadılar. Bunda ne anormallik var?

Asıl büyük anormallik, dünyanın bütün ülkelerinde (Fransa’nın resmî liseleri hariç) kolej ve üniversitelerde serbest olan başörtüsünü öcü gibi göstermek ve demokrasiye, insan haklarına, eşitliğe, insafa, vicdana, sağduyuya aykırı zorbalıklar ve zulümler sergilemektir.

Yazın sıcağı, kışın soğuğu, bazen ılık, bazen serin rüzgarlar esmesi ne kadar normal ve tabiî ise, bu memlekette İslâm’ın ve Müslümanların varlığı, tesirleri, sizin tabirinizle baskıları o kadar normaldir.

Alışmaya, katlanmaya çalışın. Siz yakın tarihimizde bu memleketin Müslüman halkının ensesinde çok boza pişirmiştiniz.

Kur’ân’a Uymak

FİLAN camide bir hafız efendi çok güzel Kur’ân tilavet ediyor ve dinleyenler mest oluyormuş... Bu Ramazan camiler dolup dolup boşalıyormuş... İftar ziyafetleri birbirini takip ediyormuş...

Eyvallah... Lakin işin esasını unutmuşa benziyoruz. Kurtulmak, ayakta kalmak, zilletten izzete, esaretten hürriyete geçmek istiyorsak sadece Kur’ân okumakla, dinlemekle, camiye gitmekle yetinmemeliyiz; Kur’ân’ın emirlerini, yasaklarını, öğütlerini tutmalıyız. Aksi takdirde ne kurtuluş olur, ne hürriyet, ne izzet.

Kur’ân sadece okunmak için gönderilmemiştir. Kur’ân’ı yaşamamız, hayatımıza uygulamamız gerekir.

Toplumumuz gırtlağına kadar Kur’ân’ın yasakladığı günahlara, isyanlara, fısk ve fücura, nifaka batmıştır. Bazı sofu geçinenlerimiz, dindar görünenlerimiz bile bid’atler içinde yüzüyor.

Bir tarafta tuzu kuru varlıklı Müslümanlar, üzerinde bir kuş sütünün eksik olduğu lüks sofralarda yiyip içiyor. Öbür tarafta aç Müslümanlar, Kızılay’ın dağıttığı bir kap yemek için sabahın 10’unda kuyruğa giriyor (Diyarbakır’da). Sosyal adaletsizliğin kasıp kavurduğu bir ülkede Sarı Hafızın okuduğu Kur’ân’ı dinleyip de ağlamak yeterli midir?

Müslüman Kur’ân’ı hayata uygulamakla mükelleftir.

Kur’ân’ın kesin emri gereğince Peygambere uymak zorundadır.

Allah sınırlar koymuştur. O sınırları çiğnememek zorundadır.

Yaş ve kuru, her konuda Kur’ân’ın bir öğüdü, işareti vardır. Bunları öğrenmeli ve hayata geçirmeliyiz.

‘Âbid, âqil, vicdanlı, muttaki, kerim, ahlaklı, faziletli, (nefsiyle cihad eden) mücahid, firasetli, basiretli, ölçülü, müdebbir, sabırlı, musalli Müslümanlar olmalıyız. Kur’ân nasıl olmamızı istiyorsa öyle olmak için çalışıp çabalamalıyız.

Milli Gazete

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Mehmet Şevket Eygi'in Diğer Yazıları
   Türkiye’deki Kast Sistemi
   Bu Zillet, Bu Hakaret Hep Bizim Yüzümüzden...
   Bu Kafalar
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.