Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
İran ile işbirliği yapmalıyız...
Pazartesi, 24 Eylül 2007 - (19:55)
Ayhan Demir

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Son çeyrek yüzyılda siyasi ve askeri erkânın Türk-İran ilişkileri konusunda yaptıkları değerlendirmelere baktığımızda birbiriyle zıt iki temel söylemle karşılaşıyoruz. Bir kesim son dört asırdır devam eden Türk-İran dostluğundan bahsederek, 1639 Kasr-ı Şirin Antlaşmasından bu yana sınırlarımızın değişmediğini, iki ülke arasında yaşan sorunların bile barışçı yollardan halledildiğini; diğer kesim köklü bir düşmanlıktan bahsederek, Şii İran tehlikesinin asla bitmeyeceğini savunuyor. Ancak bütün sosyal ve tarihi olaylarda olduğu gibi Türk-İran ilişkileri de yalnızca siyah ya da beyazlarla izah edilemez.

Türkiye ve İran, İran’da Şii Safevi Devleti’nin kurulduğu 1501’den, 19. yüzyılın ilk çeyreğine kadar; Doğu Anadolu-Azerbaycan ve Irak-Batı İran hatları üzerinde dini, siyasi, stratejik ve mali sebeplerle toprak kazanmaya yönelik mücadelelerini sürdürdüler. Osmanlılar için Kafkasya ve Azerbaycan, İran için Irak hedefti.

Cumhuriyet dönemi Türkiye İran ilişkilerinde ise, Şah dönemi ve İran İslam Devrimi sonrasında devamlılık gösteren iki temel boyut öne çıkmaktadır. Bunlardan ilki 1929’da imzalanan Türk-İran Dostluk ve Güvenlik Anlaşması ile başlayıp, Sadabat Paktı (1937), Bağdat Paktı (1955), CENTO, RCD ve ECO ile devam eden siyasi, iktisadi ve güvenlik işbirliği. Diğeri ise, Kürdistan hedefleyen bölücüler, Ermeni tedhişçiler ve rejim meseleleri üzerinde oluşan rekabettir. Soğuk Savaş döneminde bu iki temel boyuta; Orta Asya, Kafkasya, Kuzey Irak ve İsrail gibi yeni meseleler eklendi.

1890’larda Ermeni tedhişçilerin sınırdan Doğu Anadolu’ya geçerek eylem yaptıktan sonra İran tarafına geçerek izlerini kaybettirmesi, 1920’lerin ikinci yarısındaki Kürt isyanları (özellikle 1930’daki Ağrı isyanı), 1980’ler ve 1990’larda PKK’nın İran sınırını serbestçe kullanması Türk-İran ilişkilerine büyük zarar verdi.

İran’ın Sovyet Rusya kontrolüne girmesi, bu ülke tarafından işgali ya da istikrarsızlaştırılması olasılığı da Türkiye için hep bir tedirginlik kaynağı oldu. Türkiye, İran’ın dış ya da iç sebeplerle kargaşaya düşmesi ya da parçalanmasının bölücü Kürt unsurları güçlendireceğini varsaydı. Bu sebeple Türkiye’nin İran’a karşı politikaları; gerek Birinci Cihan Harbi sonrasında, gerek İkinci Cihan Harbi esnasında ve sonrasında, gerekse İran İslam Devrimi esnasında yaşanabilecek herhangi bir istikrarsızlık olasılığında şekillendi.

İkinci Cihan Harbi’nden sonra Türk-İran ilişkileri

Türkiye ve İran bir taraftan bölücü Kürt unsurları kontrol edebilmek, diğer taraftan Sovyet Rusya’ya karşı durabilmek için Sadabat Paktı’ndan Bağdat Paktı’na uzanan bir çizgide işbirliğine giderken, Şah’ın 1965-1975 yılları arasında İsrail ve ABD’nin desteği ile Barzani hareketini desteklemesi Türkiye’nin endişelenmesine sebep oldu. 1980’de başlayan ve sekiz yıl boyunca devam eden İran-Irak savaşı esnasında İran’ın Bağdat’a karşı KDP ve KYP ile birlikte savaşması bu kaygıları devam ettirdi.

1979 İran İslam Devrimi ve Rehineler Krizi’nin ardından ABD’nin İran’la tüm diplomatik ilişkilerini kesmesi beklenenin aksine Türk-İran ilişkilerine ölümcül bir darbe vurmadı. Türkiye, dış şartların zorlamasıyla olsa da, devrimi İran’ın iç meselesi olarak değerlendirip yeni rejimi hemen tanıdı. Rehineler krizi esnasında ABD’nin ekonomik ve diplomatik boykot çağrısına uymadı ve müdahale için İncirlik Üssü’nü kullanmasına da izin vermedi.

Soğuk Savaş dönemi sona erdiğinde Sovyet Rusya tehdidi de ortadan kalktı. Ancak ortaya çıkan yeni durumda endişeler daha da çeşitlendi. İran’ın iç ya da etkenler sebebiyle parçalanması neticesinde bölücü Kürt unsurların devletleşmesi endişesine; Orta Asya, Kafkaslar, Hazar ve Orta Doğu’ya ilişkin yeni jeopolitik ve stratejik endişeler eklendi.

Orta Asya’da yaşanan güç boşluğunu doldurma rekabetinde en önemli gerilim noktası Azerbaycan oldu. İran’ın kuzeyinin yaklaşık %40 oranında Azeri nüfus barındırması, bu ülkenin Azerbaycan aleyhine örtülü tüm girişimlere destek vermesini beraberinde getirdi. Hazar’ın statüsü, Bakü-Ceyhan petrol boru hattı, Dağlık Karabağ gibi birçok alanda yaşanan problemler Azerbaycan’ı Türkiye’ye, İran’ı da Ermenistan ve Rusya’ya yaklaştırdı. Bunun yanı sıra Türkiye’nin İsrail ve ABD ile artan yakın ilişkileri İran’ı rahatsız ederken, İran’ın Rusya, Çin, Ermenistan ve Yunanistan ile kurduğu ilişkiler de Türkiye’yi kaygılandırdı.

Tüm bu karşılıklı ideolojik ve siyasi kutuplaşmalara rağmen Türkiye İran ekonomik işbirliği devam etti. 1993’te ABD’nin “çifte kuşatma” politikası kapsamında Irak’a uygulamakta olduğu ekonomik ve siyasi ambargoya İran’ı da dâhil etme girişimini Türkiye benimsemedi. 1996’da, ABD’nin İran ve Libya ile 20 milyon doların üzerinde anlaşma imzalayanlara çeşitli yaptırımlar uygulama yönünde aldığı karara rağmen, Refah-Yol Hükümeti İran ile 23 milyon dolarlık doğalgaz anlaşması imzaladı. İslam ülkeleri arasında ekonomik ve sosyal işbirliğini artırmak amacıyla Türkiye’nin öncülüğünde kurulan D-8’e İran da dâhil edildi.

İran İslam Devrimi sonrasında “savaşa yol açmayacak gerginlik” siyaseti çerçevesinde yürütülen Türkiye-İran ilişkileri, her iki ülkenin güvenlik kaygılarını ön plana çıkaran, ABD’nin Irak’ı işgali ile yeni bir dönüm noktası yaşadı. Irak’ın toprak bütünlüğünün korunmasından yana olan ve ABD ve İsrail’in bölgedeki faaliyetlerinden rahatsız olan iki ülke, bölgesel istikrar için dayanışma sürecine girdi. Türkiye ve İran, Irak deneyiminden sonra bölgede yeni bir istikrarsızlık istemiyor.

Elbette bu istikrarsızlık ya da parçalanma ihtimali, Türkiye kadar, İran’ı da endişelendiriyor.

Irak’ın kuzeyinde yaşanan son gelişmeler ve PKK faktörü Türk-İran işbirliğini zorunlu hale getiriyor. Bu doğrultuda; İran, PKK/Kongre-Gel’i terör örgütü olarak kabul ederken, Türkiye’de İran rejimine karşı Irak üzerinden bölücü faaliyetler yürüten Halkın Mücahitleri Örgütü’nü yakın takibe alıp istihbarat bilgilerini paylaşmayı kabul etti. Ardından, teröre karşı mücadelede işbirliği konusunda, iki ülke arasında mutabakat zaptı imzalandı. Siyasi, askeri ve istihbarat ile ilgili konularda işbirliğini koordine edecek üç ortak komite kurulması kararlaştırıldı.

ABD’nin Irak’ta çıkmaza düştüğü, İsrail ile birlikte İran’a yönelik tehditlerini artırdığı ve muhtemel bir saldırı için meşruiyet oluşturma çabalarını yoğunlaştırdığı, PKK’yı silahlandırdığına ilişkin birçok kanıtın gün yüzüne çıktığı bir dönemde Türkiye’den çok önemli bir adım daha geldi. Türkiye geleneksel ön yargılı ve savunmacı dış politika çizgisini bir kenara bırakıp, İran ile yeni bir doğalgaz anlaşmasına imza attı.

Türk-İran enerji işbirliği

Türkiye ve İran arasındaki enerji işbirliğine en büyük itiraz ABD tarafından geliyor. Washington kaynaklı bu itirazların sonuncusu ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Nicolas Burns’den geldi. Burns, İran ile Türkiye arasında imzalanan gaz anlaşmasından rahatsızlık duyduklarını ve İran ile iş yapmanın zamanı olmadığını ifade etmiş. Peki, Türkiye ile İran arasındaki proje anlaşmasına ABD’nin karşı çıkmasının sebebi nedir?

Türkiye’nin İran’la imza attığı bu ilk kapsamlı uluslararası proje anlaşması; İran ve Türkmen gazının Avrupa’ya naklini ve İran’ın Türkiye’ye Güney Pars bölgesinde 30 milyar metreküplük gaz çıkarma ve bunu satma hakkı tanıyor. İki ülke arasında imzalanan bu anlaşma; Türkiye aracılığı ile Avrupa Birliği’ni İran kaynaklarına ulaştırırken, İran’ın da Avrupa’ya ulaşmasını sağlıyor. Ayrıca geçtiğimiz kış, Rusya ile Ukrayna arasındaki enerji krizi Avrupa’ya da yansımış ve Avrupa Birliğini alternatif arayışlarına yöneltmişti. Türkiye ile İran arasında imzalanan bu proje anlaşması Avrupa Birliğinin aradığı alternatiflerden biri oldu. Dolayısı ile Türkiye ile İran arasında imzalanan anlaşma Avrupa Birliği politikalarıyla örtüşüyor.

Türkiye ile İran arasındaki bu proje anlaşması aynı zamanda Rusya ile ABD’nin, Ortadoğu ve Hazar ekseninde oynadıkları stratejik oyunu bozacak nitelikte. Tüm rezervlerin yüzde 36’sına sahip olan Rusya, Türkmenistan ve Kazakistan’la yaptığı anlaşmayla Hazar’a ilişkin projesini önemli ölçüde tamamladı. Bir süre önce Burgaz-Dedeağaç boru hattı için Yunanistan ve Bulgaristan’la anlaşan Rusya, Hazar çevresinde döşenecek doğalgaz boru hattı ile Türkmenistan ve Kazakistan kaynaklarını kendisine bağlamış oluyor. Proje ile Rus kaynakları, Türkiye’ye uğramadan, Karadeniz’i geçerek Ege’ye ulaşacak. ABD’nin Afganistan ve Irak’ı işgalinin, Ortadoğu’nun yeniden dizaynı projesinin ve Orta Asya’ya yerleşme çabasının sebebi yine bu kaynakların kontrolüdür.

Tüm bu saydığımız sebeplerden de anlaşılacağı üzere, Türkiye ve İran’a küresel enerji oyununda anahtar rollerden birini kazandıracak olan projenin hayata geçirilmesinin ABD’yi rahatsız etmesi son derece normal. Ancak normal olan bir şey daha var: ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi ile Rusya’nın başını çektiği Büyük Avrasya Projesinin kesiştiği nokta da, İran ve Türkiye de kendi yol haritalarını çizmekte özgürdür. İran ile Türkiye’nin işbirliği yapmasının tam zamanıdır.

Milli Gazete

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Ayhan Demir'in Diğer Yazıları
   Filistin’de neler oluyor?
   Said'in söylemi: ''oryantalizmin oryantalizmi''
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.