Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Kim Kazanacak?
Perşembe, 04 Ekim 2007 - (01:21)
Muhammed Can

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Yeniden iki kutuplu döneme girdik! Geçmişin iki kutuplu dünyasındaki soğuk savaşın bir nevi danışıklı dövüş olduğu sonradan anlaşıldı (halklar özellikle Ortadoğu halkı açısından). Geçmiş dönemdeki savaşın formülü 2 sömüren, 1 sömürülen idi.

Soğuk savaş sonrası kısa bir dönem için bir sömüren ve sümürülen oldu (ise uyanıştan sonraki mahmurluk süreci olarak algılanmalı). Ne var ki çeyrek asır dahi sürmedi bu süreç. 21. yüzyılın ilk yarısında yeni Küresel kavramlar türedi. Kuşkusuz her kesimden insanların içini doldurarak-dolduramayarak kullandığı, özellikle terör, adalet, bağımsızlık gibi kavramlar daha öncede yok değildi. Ancak bu kavramlar "Küresel siyasi kavram"lar haline geldi. Öyleki devletler karşılıklı düşmanlarına kullanmaktan çekinmez oldular. İsrail bir yandan "devlet terörü" uygularken öte yandan da Ortadoğu'da yalnızlaşmış mazlumları oynuyor. ABD teröre destek veriyor safsatası ile İran'a savaş açmanın eşiğine kadar gelmiş bir halde. Daha ötesi İran gibi güçlü ve bir o kadarda onurlu ülkenin en önemli gücünü "terorist güç" ilan ediyor.

Güçlünün egemenliğini kabulenmeyen, sömürüyü onaylamayan, her inanç ve ideoloji'yi (Lübnan Hizbullah'ı ve Hamas gibi ) bağımsızlık hareketleri ABD tarafından terör kavramıyla tanımlanıyor. Gerçi 17. yüzyılla birlikte insanlığın ve medeniyetin beşiği olan Asya ve Afrika'ya "Orman Kanunu" Felsefesi ile yaklaşan ve bu Felsefe üstüne kendisini şekillendiren Batı dünyası özellikle İnglitere İmparatorluğu 2. Dünya savaşının akabinde liderliği danışıklı bir şekilde Siyonist'lerin de yardımı ile ABD ye teslim ederek kendi kıtasında başarıyla yerleştirdiği dünyanın cennetine madde transferi gelenğini 20. yüzyılın sonlarına kadar rahatlıkla başardı.

Sonrası bilinen değişimle gelen, bir tarafta sömürmeye alışmış, öte tarafta ise sömürülmek istenmeyen yeni iki kutuplu dünya! Asıl düğümü bünyesinde barındırır bir vaziyet halini aldı. Ve düğümün çözüm görevi ve sorunu hala netleşmiş değil. Sorun terör kavramı ile birlikte adalet ve hürriyet kavramlarını da gerçek manada tanımına kavuşacak. İşte tam bu aşamada dünyanın pek alışık olmadığı bir kişilik ve bir çözüm önerisi ile sahneye giriyor. Özelde Batı'nın, genelde dünyanın alışık olmadığı eşitlik ve adalet pradigmasını şekillendirmek ve yeniden tanımlamak istiyor. Kim bu kişi? Ahmedi Necat! Ahmedi Necat'ın ''siyasi pradigma''sının ''olmazsa olmaz''ı olan bu kavramların ilham kaynağı nereden besleniyor? Kendi siyasi üretimi mi? Yoksa başka bir değer mi? İslam devriminin değerler manzumesinin kaynağını semavi'likten aldığı tartışma götürmez bir realite. Ahmeti Necat kimliğinin ise geçici olduğu bilinendir. Nitekim O'da bir süre sonra daha öncekiler gibi sahneden çekilip yerini kendisinden sonra gelen meslektaşına bırakmak zorunda. Ama biz günümüz dünyasına çeki-düzen vermek isteyen, mevcut iki kutubun dünya Felsefesine kısaca bir değinelim. Acaba aynı sonuçlara ulaşabilecek miyiz?

Söz konusu kutuplar, ABD ve İsrail ikilisi (ki başlıbaşına bir kutuptur) ve İran!

Önce ABD'nin dünya ya sunmak istediği değerlerin kaynagı olan bağımsızlık bildirisinden bir pasaj sunalım: "Bütün insanların eşit yaratıldıklarına; yaratıcıları tarafından onlara hayat, özgürlük ve mutluluğu arama hakkı gibi geri alınamaz bazı haklar verildiğine inanıyoruz". Evet, ve bunun açılımı, yani bu belgede ifadeye kavuşan yönetim ilkeleri için Thomas Jefferson ise şöyle diyor:

"Biz şu gerçeklerin açık olduğu görüşündeyiz: bütün insanlar "eşit" yaratılmışlardır, onları yaratan Tanrı kendilerine "vazgeçilemez bazı haklar vermiştir", bu haklar arasında "yaşama", "özgürlük" ve "refah"ını arama hakları yer alır, bu hakları korumak için insanlar arasında meşru, iktidar hak ve yetkilerini yönetilenin rızasından alan hükümetler kurulmuştur. Herhangi bir hükümet şekli, bu amaçları tahrip eder bir nitelik kazanırsa, onu değiştirmek veya kaldırmak ve temelleri kendi güvenlik ve refahlarını sağlamaya en uygun görünecek ilkeler üzerine dayanan, güç ve yetkiyi aynı amaçla örgütleyen yeni bir hükümet kurmak o halkın hakkıdır." (telafuz olduğu gibi aktarıldı)

ABD Bağımsızlık bildirisinde yukarı daki "eşitlik", yasama", "özgürlük", "refah" ilkelerini prensip edindiğini iddia ederek Ortadoğu'da ve Afganistan'da kan dökerek övüne dursun, biz ABD'nin tanınmış politikacılarından Zbigniew Brzezinski'nin "İran'ın zamanı geldi" adlı makalesindeki şu cümleleri de okuyalım: "Ortadoğu'daki en yoğun nüfuslu ülke ve dünyanın önde gelen "enerji" üreticilerinden biri olarak İran, bugün Kuzey Kore gibi haydut devletler tarafından yürütülen büyük çaplı "itaatsizlik" ve "yalnızcılık" lüksüne sahip olamaz".

Demokrasi, insan hakları ve eşitlik adına! Yeryüzü'nün Kıralları olmak isteyen ABD'nin öncüleri, Ortadoğu'nun mazlum halklarına kendi değerleri (sömürü) adına terör estirmeye devam ederken! Bir de İran anayasası'na bakalım!

Acaba ABD Jandarması Şahlık rejiminin kabul edilemez ilkelerini red ederek, İslami bir anayasa oluşturarak onurlu hayat sürdürmeyi prensip edinmek isteyen Aziz İran halkı yüzbinler Şehid vererek bağımsızlığını ABD'nin elinden geri almayı başarmış (darısı bizim başımıza) İran milletinin evlatlarını terorist ilan eden ABD'nin haklılığı ne derece geçerli? Ne yapmak istiyordu Ahmedi Necat'ın İran'ı? İran İslam Cumhuriyeti anayasasının -dış siyasetinin 10. bölümünden madde 152 ve 154. maddeleri okuyalım.

Madde 152:

İran İslam Cumhuriyeti'nin dış siyaseti, her nevi egemenlik kurmak ve egemenlik altına girmeyi reddetmek, ülkenin her alanda istiklalini ve toprak bütünlüğünü korumak, bütün müslümanların haklarını savunmak, egemenlik peşinde olan güçlere karşı hiç bir taahütte bulunmamak ve savaş açmayan devletlere barışcı ilişkiler kurmak esaslarına dayanır.

Madde 154:

İran İslam Cumhuriyeti, beşeri toplumların tümünde insan saadetini, kendi gayesi bilir ve istiklal, hürriyet, hak ve adalet yönetimini, dünya insanlarının tümünün hakkı olarak tanır. Binaenaleyh diğer milletlerin dahili işlerine, her nevi müdahaleden tam olarak çekinmekle beraber, mazlumların zalimlere (mustaz'afi'nin müstekbirlere) karşı haklı mücadelelerini dünyanın her neresinde olursa olsun, himaye eder. (maddeler aynen böyle)

Nasıl anlamalı? Öyellikle 154. madde de yoğunlaşarak düşünelim, fazla söze gerek kalmayacak inanıyoruz ki aynı sonuca varabiliriz!

Peki kim kazanacak? Kronolojik sıralamaya göre; gerek Tevrat, gerek İncil ve gerekse son semavi Kitap olan Kur'an İlahi adalet kavramlarından bahseder.'' Şüphesiz Allah adil olanları sever'' Hucurat/9 insanın kemalete olan tutku ve isteği ile, mana'da var olan nihai kemal zirvesine ulaşmak isteğinden yola çıkarak, Kur'an'ın İlahi adaleti asıl olan diğer iki kaynak ( İncil ve Tevrat) taki adaletin kamil tanımlamayı da bünyesinde taşır.

Kuran öğretisi; uygulamadığımız (yapmadığımız) bir şeyi niçin başkalarından beklememizi özellikle kınayıcı bir dille yargılar.

Asıl etken; Ahmedi Necat'ın siyasi kişiliğinde önemli etkisi olan ''inancı'' ve inancının olmazsa olmazı olan ''Adl'' (ki imanın gerekliliklerinden ve Allah'ın subuti sıfatlarından)dır. Yani adaleti öncelikle kendi şahsında pratize edişi, O'nun diğerlerine göre haklılığını ve zerafetinin göstergesi olarak kabul edilmesidir. Protokolü önemsemeyen, yere bağdaş kurup Zeytin ekmek yiyen, mütevazi bir lider ama, çıkışları ile mazlum halkların gönlünde sarsılmaz bir taht kurmayı başaran, Siyonizmi ve Emperyalizmi insanık ailesinin baş belası ve düşmanı olarak kabul eden ve karşı direnen Ahmedi Necat, Küresel çıkışlar yaparak, mücadelesinde haklılığını göstermiyor mu? Buna özellikle Ortadoğu'nun Kahraman ve müslüman halkları karar verecek! Karar vermenin ötesinde, Siyonizm ve Batı emperyalizmine karşı aktif mücadele yerini almakta da gecikmeyecektir!

Fi Emanillah.

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Muhammed Can'in Son 10 Yazısı
   İran seçimleri; Batı’nın Nehrevan hazırılığı mı?
   Tayyip Bey'e biz de teşekkür ederiz amma...
   “Modern İslam“ sentezi geçerli mi? -1- 2
   Yaşasın Kölelik, Kahrolsun Hürriyet mi!
   O’nun yeri!
   Olması gereken ittifak!
   ABD Kiminle Nasıl Bir Savaş İstiyor?
   Kendi yönleri ile İmam Ali
   Özdemir İnce Kirene'li mi?
   Nereye Kadar?
   Filistin’liler Bizi Kurtarsın!
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.