Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
“Patates baskısı”
Pazar, 07 Ekim 2007 - (02:22)
Sibel Eraslan

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Sizi çocukluğunuza taşıyacak sevimli bir başlık değil mi? Başka ülkelerde de var mı bilmiyorum, ama hangi kentte hangi mahallede oturursanız oturun, marangozundan başbakanına, su tesisatçısından jinekoloğuna, imamından genelkurmay başkanına kadar…

Bu ülkede çocuk olmuş, ilkokula gitmiş herkes, hepimiz, hiç olmazsa hayatta bir kere, patates baskısı yapmışızdır resim defterlerimize…

İlkokul ikinci sınıfta annemle yaptığımız rengarenk laleleri, yıldızları, otomobilleri hatırlıyorum mesela. Küçük bir meyve bıçağı veya çakıyla, suyunu akıta akıta ortadan ikiye böldüğünüz patatesin içine, önceden tasarladığınız bir şekli yontup, sonra da suluboya ile boyarsınız… Ardından bembeyaz resim defterine pat pat basarsınız patatesinizi.

Bu sevimli başlığı, Gerçek Hayat Dergisi’nden Cerfi Kazak’tan ödünç aldım. Tam da “mahalle baskısı” üzerinden Hiltonlandığımız şu günlerde, her şey de can sıkıcı, her şey de gına getirici, her şey de çatık kaşlı olacak değil ya…

Aslında traji-komik bir şey… Yani insanlar işlerine güçlerine, okullarına, atelyelerine, tarlalarına gidiyorlar, akşama sıcak bir kap çorba, çocuğuna defter kalem ve ezan vakti sıcak bir pidenin derdindeyken hepimiz… İşi o kerteye patateslediler ki, “ben içiyorum sen de iç, yoksa gözüme uyku girmez”, “ben açıyorum sen de aç, yoksa vicdan azabından ölüyorum”a indirgeyecek kadar saçma sapan ve komik bir şeyin içinden geçiyoruz…
İçinden geçiyoruz…

Okullara alınmayan başörtülü öğrencileri, okullarına almayan yaşlı başlı profesörler söz ediyorlar baskıdan… Tamam da daha ne yapalım? İşte bütün okullar da senin, bütün kariyerler, bütün ünvanlar, 100 üzerinden yıldızlı 100 aldığın bütün zeka testleri, kampusler, banka hesapları, sempozyumlar, uluslararası ilişkiler, hepsi senin, daha ne istiyorsun? Yok olmaz! Sen gözlerine gözükmesen bile gizli gizli varsın ya, gizli gizli yaşamaya devam ediyorsun ya, gizli gizli nefes alıyorsun ya, olmaz!
Orucu sessizce biz tutuyoruz, baskıyı en gürültülü şekilde onlar yaşıyor her nasılsa… Sözgelimi; Zincirlikuyu Mezarlığı’nın önünden geçmek bile ruhsal travmaya sebeb olabiliyor bu arkadaşlarımız için… Yok kardeşim bizim mahallede ölmeyin! Ya ne yapalım? Yani nereye gidelim, nerede ölelim onun cevabı da yok. Kimseye göstermeden bir hayat yaşayıp yine kimseye çaktırmadan ölüp gitmemiz bekleniyor ama biz bunu başaramıyoruz işte... Olay bu!

Tabii neredeyse genlerimize işlemiş bir sanat algısı ve hayata bakış açısı olarak “patates baskısı”, aslında yaşadıklarımızın basbayağı adıdır dostlar…

Patates baskısındaki en çarpıcı özellik şüphesiz ki “tek model”in basmakalıp bir şekilde tekrar edilmesiyle ilgili… Birbirinin aynısı, hatta tıpkısının aynısı olan lale veya yıldız görüntüsünü, arka arkaya ve sınırsız bir şekilde elde edebilirsiniz bu metodla… Bugün bizim karşı karşıya olduğumuz şey de budur maalesef…

Sizi; şeklinizi, duruşunuzu, nefes alıp verişinizi, arkadaşlarınızı, komşularınızı hasılı kimliğinizi, kör bir çakıyla kanırta kanırta yonttuktan sonra, hepimizi bir ve tek olarak aynılaştırdıktan sonra, basmak istiyorlar hayat defterine. Ama olmuyor, istenilen kalitede baskı bir türlü gerçekleşmiyor. Neticede materyalleri insandır işte, patates değil! Ki o patates baskısında bile, ikinci baskıdan itibaren renk kalitesi düşer. Peki insanları nasıl tek tip ve tek renk halde baskıya vereceğiz?

Tutkulu bir faşizmle karşı karşıyayız. Kusursuz bir çemberin içinde kuşatılmış, birbirini modüler manada tekrar eden plastikleşmiş bir kalıpçılık uygulanıyor üstümüzde…

Fakat yine de yeterince dehşet duyduğum söylenemez bu ilkel baskıcılık karşısında. Yani insan bu! Hayat bu! Boşa gayret ediyorlar.
Mucizevi bir şekilde her insan teki kendine has ve varoluşa dair çok yüksek bir sanat eseri… Bu yüzden insan olmak, onuru ve hiç olmazsa saygıyı gerektiriyor. Sevgiyi diyemiyorum ne yazık ki; çünkü onu beklemek neredeyse umutsuz bir merak!

Evet gözünüzün görmek istemediği ben’i, öldürebilirsiniz, sürgüne yollayabilirsiniz, hatta bir daha tekrar bir araya getirilmeyecek şekilde parçalayabilirsiniz de. Ama asla beni bir başkasının tekrarı kılamazsınız… Fotokopisi mümkün olmayan bir şey İnsan!

Vakit

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Sibel Eraslan'in Diğer Yazıları
   Kezzap işleri...
   DÜNYA DEDİKLERİ BİR GÖLGELİKTİ, hani?
   Merve Kavakçı Kandil Dağı’ndan mı inmişti?
   Anayasa’da yazmasa ne olur? -Benimkinde yazıyor
   Ya çarşaflılar da girerse...
   TELAFER'deki derin yara...
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.