Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Butto suikastından sonra Pakistan
Perşembe, 10 Ocak 2008 - (11:15)
İqbal Sıddıqi

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Butto suikastından sonra Pakistan ve ABD politikası değişiyor

Benazir Butto’nun süikasta uğramasından sonra oluşan sisli ortam Pakistan’daki durumla yüzleşmemiz ve bu durumun nelerle sonuçlanacağı yönünde düşünmemiz gerektiğini ortaya çıkardı. Seçimlerin 18 Şubat’a kadar ertelendiği ve Butto’nun yerine (Pakistan Halk Partisi) PPP’nin başına kocasının ve oğlunun geçtiği haberleri partinin gerçekte bir aile partisi olduğu görüntüsünü pekiştirdi ve Benazir sonrası Pakistan politikasında ne tür parametrelerin geçerli olduğunu da gözler önüne sermiş oldu. Dahası Butto’nun ölümünün bile çok az şeyi değiştireceği anlaşılmış oldu. Bunun nedenlerini anlamak için ABD’nin ülkedeki stratejisinin doğasını iyi kavramak gerekiyor.

Öncelikle suikastın başlarında tüm tartışmalarda dile getirilen şu soruyu sormak gerekiyor; bu suikastı kim neden yaptı? Muhtemelen bu soru hiçbir zaman tam olarak cevaplanamayacak ve konuyla ilişkisi tam olarak ortaya çıkmayacak. Pakistan politikası Benazir sonrası moduna kilitlendiği için suikastı kimin gerçekleştirdiği ile ilgili algılar belki gerçeklerden daha önemlidir ve bu gerçekler galiba hiç anlaşılamayacak. Kafa karıştıran iddialardan çıkan farklı senaryolar ileri sürülüyor ve Pakistan içinde veya dışında bu çelişkileri ortadan kaldıracak veya herkesin kabul edebileceği bir sonuca varılmasını sağlayacak herhangi bir otorite de yok.

Yine de farklı şüpheleri değerlendirmek gerekmektedir. Öncelikle Pakistan’daki birçok farklı kaynağın Müşerref’i işaret ettiği bilinmelidir, hatta Butto’nun kendisi bile ülkeye dönüşünden kısa bir süre sonra yaptığı hummalı kehanetle Müşerref’e göndermede bulunmuştu. Müşerref’in Butto’yu hedef almasının nedeni oldukça açıktır; çünkü Butto Amerikalıların politik sempatisini taşıyan ve bu yüzden Pakistan’da iktidar olma şansı taşıyan biriydi. Bununla birlikte böyle bir durumda kazançlı çıkacağı da aşikardı ve Butto öldürülürse bunun için suçlanacağını da bilmekteydi ve bu ölümle birlikte Müşerref’in durumunun halihazırdaki durumundan daha da kötüleşeceği de açıktı. Ama zavallı insanlar zavallıca şeyler yaparlar ve şüphesiz Müşerref te zavallı bir insan.

Müşerref ise Taliban tarzı cihatçı grupları suçladı. Bu da oldukça akla yatkın bir ihtimal. Benazir’den bir kadın olduğu için değil bazılarının söylemekten hoşlandıkları tabirle ifade etmek gerekirse uğruna var olduğu seküler ve Batı yanlısı bir rejimi savunduğu ve iktidara gelirse ABD safında cihatçılara karşı öncekilerden daha hevesli olarak çalışacağı için nefret ediyorlardı; bu yüzden böylesi bir suikasta kalkışmış olabilecekleri veya buna teşebbüs içinde oldukları ihtimal dışı değildir.

Üçüncü ve son bir ihtimal de Pakistan’ın güçlü askeri yapısı içerisindeki diğer bazı gruplar tarafından suikasta uğramış olabileceği ihtimalidir. Tam anlamıyla Batı yanlısı olsalar da ordudaki gruplar Butto’nun inisiyatiften yoksun Amerikan uşaklığına nazaran daha az Amerikancılar ve Butto’nun Amerika lehine hem Pakistan’da nükleer programının babası olan Abdulkadir Han’dan hem de nükleer tesislerinden vazgeçmedeki istekliliğine oldukça kızgındılar.

Parmaklar ABD’nin kendisini de işaret ettiler. Ama bu durum İslam dünyasındaki her olaydan dolayı rutin olarak ABD’yi suçlama biçimindeki alışkanlıktan kaynaklanıyor gibi. Bu içgüdüsel suçlamalar çoğunlukla doğru çıkmaktadır; ama bu vakada ABD’nin kazanacağı hiçbir şey yok; işin aslı Butto’nun ölümüyle en büyük kaybı ABD yaşadı. Öldürülmesine gösterdikleri tepki onu nasıl ‘kendilerinden biri’ olarak gördüklerini ve Pakistan’daki stratejinin geleceği için ona ne kadar güvendiklerini açıklar niteliktedir.

Çünkü son birkaç yıldır müttefikleri olan Müşerref artık kendileri için iş görmez biri görünümü veriyordu. Daha önce müttefik oldukları birinden, Benazir’den yeniden medet umması ABD’nin zayıflığının bir göstergesi idi ve Benazir de iktidarda olduğu süre zarfındaki felaketlere rağmen uzun süredir onları hala oynayabileceği bir rolü olduğuna inandırmaya çalışıyordu. Aralık ayında Pakistan’a dönmeden öncesinde bile sahiplendiği rol belirgin biçimde ortaya çıkmıştı. Ölümünden beri ABD ile kurduğu bağlantıların ayrıntıları sürekli olarak Batı medyasında boy göstermektedir. Tabii ki bunu yapmakla yapılmak istenen şey ABD için ne denli önemli olduğunu, ölümünün büyük bir kayıp olduğunu tüm dünyaya göstermekti ama ölümünden sonra ortaya çıkan ayrıntılar ülkesine ve halkına karşı ihanetinin boyutlarını hem Müslümanlar hem diğer birçokları gözünde teyit etmiştir.

ABD planının ana hatları oldukça açıktır. Müşerref’in bulunduğu konumdaki sürdürememesi ve yetersizliği onu ABD nezdinde yararsız kıldı. Aniden onun bir diktatör olduğunu fark ettiler ve Pakistanlıların gözde taleplerini göz önüne alarak meşru bir hükümet kurulması gerektiğinden dem vurmaya, Benazir’i vatanına göndermeye, böylelikle seçimleri kazandırarak yumuşak biçimde ve aşamalı olarak geçiş süreci başlatmaları gerektiğini düşünmeye başladılar. Müşerref te ülkeye dönmesinin kendi sonunun başlangıcı olduğunu fark etmiş olmalı ki Aralık ayında ülkede sıkıyönetim ilan ederek ümitsiz biçimde konumunu sağlamlaştırmayı denedi. ABD’nin Benazir ile yaptığı anlaşmaya bağlı kalarak derhal bu süreci durdurması isteği reddedilerek derhal daha asice bir teşebbüste bulundu. Her iki durumda da Müşerref büyük yara aldı ve bu yüzden ABD’nin gözünden ölümcül şekilde düştü.

Müşerref’in ordu komutanlığından istifa etmesi ve kendi yerine General Eşfaq Pervez Kiyani’yi tayin etmesi ınu Pakistan’daki siyasi güç odağından etkin biçimde kopardı. Kiyani,Benazir başbakan iken onunla beraber çalışmış, İstihbarat Servisi’nin başında bulunmuş ve Müşerref le Benazir arasındaki görüşmelere katılmış, Benazir’in Pakistan’a dönüşünü kolaylaştırmıştı. Müşerref’in sahneden çekilmesini hayal eden ABD de mutlak Butto-Kiyani ortaklığının Pakistan’ı birkaç yıllığına istikrarlı bir ülke kılacağını ümit etmiş olmalı, sonrasında da onların yerine yeni birilerini bulacaklardı. Öncekilerin akla getirdiği tek şey şu ki üçüncü bir Benazir yönetiminin kokuşmuş ve halkın gözünden düşmüş yönetimi de başka bir askeri darbeyi haklılaştıracak ve bu böyle sürecekti.

Şüphesiz ki Butto’nun ölümü bu plana büyük bir darbe vurdu ama altında yatan stratejinin değişeceği de pek muhtemel değil. Washington’un seçimlerin derhal yapılması konusundaki ısrarıyla ümit edilen şey PPP’nin Esif Serdari yönetiminde kendi çıkarları doğrultusunda hareket edeceği beklentisidir. Ama PPP (Pakistan People’s Party) Benazir’in ölümüyle ağır bir darbe aldı ve mirasını küçük Bilevel Butto Serdari’ye bırakacak gibi. Ama tüm bu yaşananlar sivil yönetimin bir tarafa bırakılacağı ve ABD’nin beklediği ‘demokratik hükümet’ kavramının itibarsızlaştırılacağını göstermektedir. ABD’nin geri çekilme planı aynı kalacak ve muhtemelen ileri bir tarihe ertelenecek; başka bir generalin; Kiyani veya yerine geçecek kişinin daha uygun bir zamanda gerçekleştireceği askeri diktatörlükle devam edeceği şeklindedir.

Benazir’in politik dramına alışmamız gerektiği, ölümünün kendisinden daha önemli olduğu anlaşılmaktadır. Önemli bir piyon-hatta belki de bir kraliçe-kaybedildi ama oyuncular ve oyun devam ediyor. Bu arada İslami gruplara karşı sürdürülen savaş ve diğer siyasi gruplara verilen zarar ve Pakistan halkının çekmekte olduğu sıkıntılar ve yaşanan hüsran ise Pakistan halkının kendi vereceği kararla değişimi zorlayacak bir liderlik ve gerçek anlamda İslami inancı ve değerleri temsil eden bir önderliğin ortaya çıkmasına kadar böylece devam edecektir.

İqbal Sıddıqi’ye ait bu makale Crescent International’ın Ocak sayısı basımdayken yayımlanmış daha sonra web sitesinde yeniden güncellenmiştir. Sümeyye Buğrahan tarafından bihangul.net için tercüme edilmiştir.

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'İqbal Sıddıqi'in Diğer Yazıları
Yazarın başka yazısı bulunmamaktadır.
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.