Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Kim diyor, “Türkiye’de dindara baskı var” diye?!?
Cuma, 11 Ocak 2008 - (14:52)
Hasan Karakaya

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Aslında, bu yazıyı “dün” yazacaktım. Ancak araya “iftira”ya uğrayan, “yargısız infaz”a maruz kalıp, “görevinden alınan imam” olayı girdi...

“Dindarlara baskı yapılmamıştır” iddialarının havada uçuştuğu bir dönemde, bir “imam”ın hem de “söylemediği bir söz”den dolayı görevden alınması, “baskı yok” diyenlerin iddialarını çürütmeye yeter de, artar bile... Dediğim gibi, hem de; “çalışan kadın aldatır” şeklinde bir söz sarf etmediği halde görevden alınmıştır o imam!..
Ancak ben yine de “dindarlara baskı yok” diyenlerin “doğru söylediğine” inanıyorum.
Geçekten de, bu ülkede “dindarlara baskı yok”tur... Biliyorsunuz bir zamanlar “dünyanın yuvarlaklığı” tartışmaları vardı.
“Müslümanların kitapları”ndan, dünyanın “yuvarlak” olduğunu ve fakat “kâinatın merkezi” olmadığını öğrenen Avrupalı bilim adamları, bu gerçekleri dillendirmeye başlayınca, karşılarında “kilise”yi ve “Engizisyon mahkemeleri”ni buluyordu...
Mesela Copernicus, mesela Ciordano Bruno ve Galileo!..
Dünya “yuvarlak” ve “dönüyor” dedikleri için akıbetleri ne olmuştu biliyorsunuz..
Polonyalı Copernicus, “Engizisyon mahkemeleri”nin eline düşmeden öldü. Ciordano Bruno, Roma’da bir meydanda ve halkın önünde cayır cayır yakıldı!.. Galileo ise “zindan”a atıldı!.. Ölmek üzere olduğu anda, “sırf yakılarak ölmek istemediği” için, dünyanın “tepsi gibi düz” olduğunu ve “dönmediğini” söylemek zorunda kaldı!..
Gerçek kanaati ise şöyleydi:
“Dönmüyor desem de, dünya dönmeye devam ediyor!..”
Aynen bunun gibi, işte ben de “itiraf” ediyorum:
“Türkiye’de dindarlara baskı yoktur... Var diyenler, bu ülkeyi yönetenlere iftira atmaktadır!...”
ALİ, VELİ... ÜÇ DE ONDAN EVVELİ!
Ben de dahil, kim “baskı yapıldı” diyorsa, “yalan” söylüyor, “iftira” atıyor demektir!..
Evet, evet; “dindarlara baskı yapıldığını” iddia eden hemen herkes, birer “müfteri”dir!..
Çünkü, bu ülkede “dindar”ların, “bir eli yağda, bir eli balda”dır!.. Türkiye, onlar için, “güllük-gülistanlık”tır!..
Hani, bir kadın oğluna demiş ya;
“Ali, Veli... Üç de ondan evveli, Recep, Şaban, Ramazan... Bir de rahmetlik baban!.. Koca yüzü mü gördü, şu garip anan!!!.
Hele hesap edin;
Kadın, “tam 9 koca eskitmiş” ama, hâlâ “koca yüzü görmediğinden” yakınıyor!..
Demem şu: O kadın, nasıl “koca yüzü görmedi” ise, Türkiye’deki dindarlar da, “baskı yüzü görmedi”ler!..
Hele söyleyin, gördüler mi?!?
Görmediler!..
ADNAN MENDERES’İN ASILDIĞI, YALAN!
Her kim ki; “ezanın aslî dili”nin Türkçeleştirildiğini ve “Allahüekber” yerine, tam “18 yıl” boyunca “tanrı uludur” dedirttirildiğini, “Allahüekber” diye ezan okuyanların “jandarma dipçikleri” altında hapislere götürüldüğünü iddia ediyorsa yalan söylüyor demektir!..
Her kim ki; İskilipli Atıf Hoca’nın, hem de “kanun çıkarılmadan önce” yazdığı “Şapka Risalesi”nden dolayı, “idam edildiğini” iddia ediyorsa; hem “yalan” söylüyor, hem de “iftira” atıyor demektir!..
Her kim ki; Said Nursi Hazretleri’nin 1925’te başlayan “sürgün” hayatının, taa 1960 yılında, yani “vefat ettiğinde” sona erdiğini, “mezarının da nerede olduğunun bilinmediğini” iddia ediyorsa, “yalan” söylüyor demektir!.. “Risale-i Nur” okuyanların tutuklandığını, yıllarca yargılandığını ve hapislerde çürütüldüğünü söyleyenler de “uyduruyorlar”dır!..
Çünkü, “dindara baskı” yoktur bu ülkede!..
“Ezanı aslî diline döndürme” vaadiyle iktidara gelen Demokrat Parti Genel Başkanı Adnan Menderes iktidarının da; sırf “Millet ne diyorsa, o” dediği için alaşağı edildiği, Menderes ve arkadaşlarının, Yassıada’da; “Sizi buraya getiren güç böyle istiyor” diyen hakimler tarafından yargılandığı ve daha sonra da “Menderes, Polatkan ve Zorlu üçlüsü”nün “idam sehpası”nda sallandırıldığı, “yalan”dır, “uydurma”dır, “iftira”dır!..
Çünkü Türkiye’de “dindara baskı” yoktur!..
TURGUT ÖZAL, HİÇ YAŞAMADI Kİ!
Türkiye’de, 1968 yılından beri devam eden “başörtüsü yasağı” da yoktur... Bu ülkede “Hatice Babacan” diye bir öğrenci hiç olmamış, “Ankara İlahiyat”ta hiç okumamış, “başörtüsü yasağının ilk mağduru” hiç olmamıştır!..
Aslında, bu ülkede Turgut Özal diye biri de, hiç yaşamamıştır!... “Kılık-kıyafete özgürlük” getirmek için “yasa” çıkartmamış, bu yasanın iptali için; önce Kenan Evren tarafından, daha sonra da Erdal İnönü tarafından Anayasa Mahkemesi’ne hiç gidilmemiştir!..
Dolayısıyla, “başörtülü” öğrenciler, okullarına “güle-oynaya” gitmişler, herhangi bir “yasak”la hiç karşılaşmamışlardır!..
Evet, evet;
Türkiye’de, “dindara baskı” yoktur!..
Hadi, “doğru”yu söyleyin, hadi açık açık “itiraf” edin!.. Bu ülkede Necmettin Erbakan diye biri de yaşamadı... Refah Partisi diye bir parti de iktidara gelmedi... O iktidara karşı, “28 Şubat kararları”yla birlikte, “topyekün savaş” da ilân edilmedi!... Bu partinin “kapatıldığı” da yalan!..
O dönemde, Genelkurmay tarafından “brifing”ler de verilmedi!.. O brifinglere; “YÖK mensupları, yargı mensupları, rektörler, bürokratlar ve gazeteciler” hiç katılmadı!...
Katılıp da “askere selâm” çaktıkları, “emriniz başüstüne” dedikleri, “postmodern darbe doğrultusunda karar” verdikleri, “bakan”ların “yağlı kazığa oturtulmakla” tehdit edildiği, “fikir namusu taşıyan gazeteciler”in “makatlarına süngü takılıp dolaştırılmakla” korkutulmaya ve sindirilmeye çalışıldığı bir dönem de yaşamadı Türkiye!..
Bazı gazetecilerin “andıç”landığı, bürokratların “fişlendiği” ve kebapçıların bile “irticacı kebapçı” denilerek “kara liste”ye alındığı iddiaları tamamen “palavra”dır, “hayal ürünü”dür, “iftira”dır!..
Çünkü, Türkiye’de tablo, her dönem “toz pembe” olmuş, insanlar “güllük gülistanlık” bir atmosferde yaşamış ve asla “dindara baskı” olmamıştır!..
“Oldu” diyenler, “müfteri”dir!...
ÖRTÜ YASAĞI DA YOK, KATSAYI ZULMÜ DE!
Kim ki; “Anadolu sermayesi”nin üzerine gidildiğini ve onların “irtica”(!)ya destek veren birer “yeşil sermaye” olduğunu ve “baskı”lara maruz kaldıklarını iddia ediyorsa, “palavra sıkıyor” demektir!..
Çünkü, “yeşil sermayedar”(!)ların evleri “terör üssü basar gibi” basılmadı!.. “Geceyarısı operasyonları” düzenlenip de, insanlar yataklarından kaldırılıp, gözaltına alınmadı!..
İşin doğrusu;
“İHL öğrencileri” de hiç baskı görmedi!.. “Başörtülü öğrenciler” de, “dipçik, cop ve tekme”lerle değil, “çiçek”lerle, “gül”ler ve “karanfil”lerle karşılandı!.. Bileklerine, “kelepçe” değil, “isim bilekliği” takıldı!.. Üzerlerine, “panzer”lerden “tazyikli su” fışkırtılmadı, “gül suyu” döküldü!..
“Örtümüzle okumak istiyoruz” diyenlerin, ağızlarının “kapatıldığı” da yalan!..
Hele hele, “başörtülerinin başlarından zorla çekildiği” hepten yalan!..
Yok böyle bir şey!..
Bu ülkede böyle bir şey hiç yaşanmadı!..
Onlar, “başörtüsü yasağı”nı yaşamadıkları gibi, “katsayı zulmü”yle de hiç tanışmadılar!.. “Yurtdışına gidip, orada okumak” zorunda da kalmadılar!.. Oralara “turistik gezi” için gittiler!..
Öyle bir “rahat”lar ve öyle bir “özgür”ler ki; okullarına “hoplaya-zıplaya” gidiyorlar!.. Onlar, “ikna odaları”nı da bilmezler!.. “Başörtüsünü çıkarma kulübeleri”ni de hiç tanımadılar!..
Dedik ya; baskı maskı yok bu ülkede!..
FİŞLEME DE YOK, GÖREVDEN ALMA DA!
Sırf “El ele zinciri” eylemine katıldı ve “başörtüsü yasağı”na karşı çıktı diye, bir öğretim üyesinin “profesörlüğü” iptal edilmedi!.. Bürokratların ve öğretim üyelerinin; “Namaz kılıyor!.. Eşi başörtülü!.. İlâhi dinliyor!.. Evinde haremlik-selâmlık oturuluyor!.. Kadın eli sıkmıyor!.. Gümüş yüzük takıyor!” denilerek “fişlendikleri” ve sırf bu gerekçelerle “işlerine son verildiği” iddiaları da, “hayal mahsülü”dür!..
“Dindara baskı yok”tur bu ülkede!..
Halen bazı kamu kurum ve kuruluşlarında kimi insanların yine sırf İHL kökenli ve ilahiyat fakültesi mezunu oldukları için hak ettikleri göreve getirilmek istenmediği, inancından ötürü hor görüldüğü, kartel gazetelerinin gözlerinin hep Cuma namazına giden, namaz kılan, oruç tutan idarecilerin üzerinde olduğu!.. Bu idarecilerin dini vecibelerini yerine getirmesinin anında manşetlere çekilerek hedef gösterildiği!..
İnsanların; Allah’ın bir emri olan “kurban” konusunda da çeşitli baskılara maruz kaldıkları!..
Kestiği hayvanın derisini istediği yönde değerlendiremeyen vatandaşın kurban derisinin gasp edildiği!..
Halkın büyük çoğunluğunu oluşturan başörtülülerin bugün Meclis’te tek bir temsilcilerinin bile bulunmadığı!.. Halktan aldığı oylarla Meclis’e girmesine rağmen, başörtülü olduğu için linç edilmek istenilerek, yemin bile ettirilmeden milletvekilliği düşürülen Merve Kavakçı diye bir hanımın bulunduğu!..
Ecevit’in Merve Hanım’a hitaben, “Bu hanıma haddini bildirin” diye bağırdığı!..
Hasılı kelâm, bu ülkede; “dindarlara baskı yapıldığı” iddiaları tamamen “yalan”, tamamen “uydurma”dır!..
Bu ülkede, “dindara baskı” yoktur!..
AK PARTİ’YE DE BASKI YOK!
Beş yıldan fazladır iktidarda olan “AK Parti”ye karşı hiçbir “zorlama” yapılmamış, Tayyip Erdoğan’ın iktidar umudu, “Siyasi hayatı bitti!.. Artık muhtar bile olamaz” denilerek söndürülmek istenmemiş, sırf “okuduğu şiir” yüzünden “demir parmaklıklar” arkasına atılmamıştır!..
Erdoğan’ın yapmak istediklerine de hiçbir “engel” çıkarılmamıştır!.. “Başörtüsü yasağı”nı da, “katsayı adaletsizliği”ni de sürdürmek, Erdoğan’ın “en zevk aldığı” konulardandır!..
“Cumhurbaşkanı adayımız Abdullah Gül kardeşim” dediğinde de, hiçbir “baskı”ya maruz kalmamıştır!.. Bu ülkede, “27 Nisan muhtırası” hiç yayınlanmamış, Anayasa Mahkemesi, “367 şartı”nı hiç dayatmamıştır. Kısacası, AK Parti, “toplumsal ve kurumsal her türlü mutabakat”la görev başındadır!
Var olduğu iddia edilen yasaklara da, “zevk aldığı için” sesini çıkartmamaktadır!..
Uzun lâfın kısası;
Türkiye’de “dindar” insanlara yönelik hiçbir “baskı” yoktur!.. Var olduğunu söyleyenler; bu ülkenin “egemen”lerine, “elit”lerine, “buyurgan”larına, “dokunulmaz”larına ve “kaymak tabakası”na iftira atmaktadır!..
Aslında var ya, bu dünyada “Türkiye” diye bir ülke yoktur ki, “baskı” olsun!..
“9 koca eskitmiş kadın” ne diyor?.. “Koca yüzü mü gördüm?” diyor!.. Türkiye’deki “dindar”lar da öyle!.. Öyle “baskı”lar, öyle “zulüm”ler eskittiler ki, hiç baskı yüzü görmediler!..
Çünkü, “engizisyon papazları” öyle istiyor!..
Onlar “baskı yok” diyorsa, aksini kimse iddia edemez!.. Eğer “baskı var” dersek, bu işin sonunda, “diri diri yakılmak” da var!..
Neme lâzım... Bu ülkede “baskı” yok!..
Olsa da yok, olmasa da yok!..
En iyisini, “engizisyon papazları” bilir!..
United 93... Ya da, terör!
Bir okuyucum, “yaşadığı olayı” anlatıyor:
“Ulusoy firmasının 5 Ocak günkü 10.00 otobüsü ile Eskişehir’den İstanbul’a döndüm.
Bir “film” taktılar. Film, 2 kişinin “namaz kılması” sahnesi ile başlıyor!..
Bu kişiler, daha sonra “terör” estiriyorlar!.. Bombalama falan filan!..
Verilmek istenen mesaj gayet açık ve net... İnsanların bilinç altına “Müslüman eşittir terörist” imajı yerleştiriliyor!..
İşin en acı tarafı ise şu: Karadenizli ve Müslüman kimliği ile tanınmış kişilerden ne bir tepki geldi, ne de itiraz!..
Müslümanların “namaz molası” istemelerini “mahalle baskısı” veya “dini baskı” diye yorumlayanlar, Müslümanlar üzerinde oluşturulmak istenen bu “psikolojik baskı”yı nasıl değerlendirirler acaba?
Baskı “içeriden” geldiğinde baskı oluyor da, “dışarıdan” yapıldığında olmuyor mu?..
Durumu Ulusoy’un ve Türkiye’nin dikkatine sunuyorum!..


vakit

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Hasan Karakaya'in Diğer Yazıları
   Vakit''in dini İslâm''dır... Ya “dönme”ler neye inanıyor?
   Fransızlar anladı... Türkiye'ye fransızlar da anlayacak!
   Danıştay ve... “Medya-tör”ler, “Gladyo-tör”lerin neresinde?
   Toplum mu “elbise”ye uyacak... Elbise mi “toplum”a?
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.