Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Kâse yoksa, bâde de yok!
Pazar, 13 Ocak 2008 - (20:05)
Dücane Cündioğlu

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Alevî... Hiç kuşkusuz ki hakikaten 'Ali' sevgisiyle temayüz edenlerin adı.

Peki bir kabile, bir aşiret mensubuna verilen bir ad mı?

Hayır!

Bir ırk, bir mezheb, bir tarikat mensubuna verilen ad mı?

Hayır!

Alevî, Ali'yi sevenin adı. Gönlü Ali sevgisiyle yananın adı. Ali'ye, yani hem Hz. Ali'ye, hem Hazret-i Ali'ye mensub olanın adı.

Alevîlik sadece bir hürmetin değil, bir muhabbetin de ifadesi. Bu yüzdendir ki bedene değil, ruha itibar edenlerin yolu... madde'ye değil mânâya iltifat edenlerin... şahsa/şahıslara değil şahsiyete tâbi olanların... zahire değil bâtına nazar edenlerin... ba'yı değil, ba'nın altındaki noktayı farkedenlerin... elif'i vücuda getiren o noktayı, nokta-i sevda'yı değil, bizzat süveyda'yı görenlerin...

Alevîlik, demek ki gösterenlerin değil görenlerin mesleki... mensubiyetlerini doğmakla değil, olmakla izhar edenlerin silki... ismiyle müsemma olanların ve dahî devran olanların, seyran olanların, hayran olanların hâli...

Ne bir mezheb, ne bir tarikat. Sadece bir meşreb... bir hâl... ilim ve irfanı, aşk ve sadakati ehlinden öğrenmeyi ilke edinmişlerin dudaklarını değdirdikleri kâse...

Sadece kâse mi?

O kâsedeki bâde!

Bâde mi?

O bâdedeki zevk ve rayiha!

Reçeli kavanozundan yalayanların mahrum oldukları tad ve koku...

O tad ve kokuyla mest olmuşların gönüllerinde yaşattıkları muhabbetin ta kendisidir muhabbet-i Ali...

Hz. Ali ki ilim şehrinin kapısıdır; irfan sandukasının mührüdür; kaliyle değil, hâliyle de fetanet ve basiret timsalidir. Makamı makam-ı âli, sırrı sırr'ul-esrârdır.

Efendimizin (s.a) düşmanlarını, döşeğinde sükûnetle bekleyip geri durmayı bilen koç, Bedr'e gelince zülfikâr ile öne fırlayan arslandır. "Büyük cihad"a mı işaret buyuruldu, o, her şeyden evvel, harb meydanında dahî kılıcını nefsine çalabilmiş nüsha-yı hazret-i insan'dır.

* * *

Hz. Ali sadece ilmin değil, aşk ve sadakatin de timsalidir.

İlim şehrine girilecek kapı olması itibariyle, ilim yolcularının rehberidir.

Efendimizin (s.a) kızı, Fatıma annemize aşk ve sadakati itibariyle de irfan yolcularının meş'alesidir.

İlim için akla, irfan için aşka ihtiyaç duyar yolcu. Bir nefiste hem ilmin, hem irfanın ve dahî hem aklın, hem aşkın cemedilmesi ne de zordur oysa. Demiş bulunduk bir kere, makamı makam-ı âlidir; sırrı sırr'ul-esrar...

* * *

Mânâ önderlerin, manevî önderlerin isimleri etrafında kopan gürültüyle hiç de mütenasib olmayan bir bilgi seviyesinin mağdurlarıyız. Burası çok açık.

"Hz. Mevlâna" diye... "Hz. Mevlâna" diye diye... birileri yeri göğü inletiyorlar; toplantılar, şenlikler düzenliyorlar.

Bu manzaraya bakıp, ne güzel, ne iyi diye sevinmemiz gerekir değil mi?

Keşke sevinebilsek. Duyduğumuz/duyabildiğimiz sadece gürültü. Görebildiğimizse sadece gösteri.

Bu gürültüler, bu gösteriler muhatablarını Hz. Mevlana hakkında bilgilendirmiyorlar. Çünkü tantanacılar, Hz. Mevlanâ'nın ne büyük bir insan olduğunu söylüyorlar ama onun nasıl olup da böylesine büyük bir insan hâline gelebildiğini söylemiyorlar.

Hz. Mevlâna tanıtımı, ne yazık ki bir marka tanıtımıdır. Böylesi bir Mevlâna, insana para kazandırır ama insanlığını kazandırmaz.

Keza Hz. Ali ve Alevîlik etrafındaki gürültü ve gösterilerin sayesinde de muhatablar belki daha dikkatli, daha rikkatli bir hâle "getirilmiş" oluyorlar ama daha basiretli, daha hikmetli, daha hakikatli bir kavrayışın sahibi olmuyorlar.

Tanıtım görevlilerinin işine gelen de bu, sanırım.

* * *

İlmin kapısında oturmamalı, eğlenmemeli, oyalanmamalı; bilâkis o kapıdan içeri girmeye çalışmalı. Gireceklerden haraç istenmemeli. Maksadı bilmek (ilim) ve tanımak (irfan) olan her talibin ba'nın altındaki nokta'ya, kalbin altındaki süveyda'ya ulaşabilmesi için ilim şehrinin kapısı kapatılmamalı, bilâkis sonuna kadar açılmalı. Her şeyden evvel bu kapının önü fuzulî yere işgal edilmemeli. Hz. Ali'ye nisbet ve mensubiyet, geçim kapısından değil, ilim ve irfan kapısından girmenin alâmeti olmalı.

* * *

Ey talib, sen zevk ve rayiha istiyorsun ama kâseyi düşürüp bâdeyi yerlere dökmekten çekinmiyorsun!

Kâse yoksa, bâde de yok! Bâde yoksa, zevk de, rayiha da.

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Dücane Cündioğlu'in Son 10 Yazısı
   Köşeyazarı şımarıklığı
   'ben'i bilen yine aynı 'ben' olursa...
   Asım'ın nesliymiş!
   Türkiye'nin Ruhu ve İslâmî Sol
   Türkçe, dile düştüğünde nasıl düşer?
   Kutsalın sesi
   Özgürlüğün kadıncası
   Sen sadece saçma konuşmuyorsun, saçma da düşünüyorsun!
   İslâm hem teşbih, hem tenzihtir!
   Gönül'ü tanımazlar ki gönlün kararına secde eden akl'ı tanısınlar!
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.