Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
“Bırak tahsili evlâdım, sen ilkin bir hâyâ öğren!”
Pazar, 02 Mart 2008 - (13:05)
Yavuz Bahadıroğlu

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

“Bırak tahsili evlâdım, sen ilkin bir hâyâ öğren!”

Üniversite bahçesinde, üniversiteli olduğu yazılan bir genç kızın elinde “Tayyip üniversiteden elini çek” pankartını görünce, Mehmed Âkif’in meşhur yakınmasını hatırladım:

“Ne ibret! Yok mu bir bilsen kızarmak bilmeyen çehren?
“Bırak tahsili evlâdım, sen ilkin bir hâyâ öğren!”
Bizim geleneksel yapımız bu değil. Geleneksel yapımızda büyüklerin çocuklara sevgisi, gençlerin büyüklere saygısı var. Saygısızlar eminim azınlıktadır. İdeoloji akıllarının önüne geçmiş, peşin hükümleri sevme melekelerini uyuşturmuş, “Bırak tahsili evlâdım, sen ilkin bir hâyâ öğren!” konumuna gelmiş bazı gençlerin üniversite gençliğini temsil etmedikleri muhakkak…
Yasakçı bazı rektörler bu milletin alınterinden kurulmuş üniversiteleri ne kadar temsil ediyorlarsa, elli küsür yaşına gelmiş bir Başbakan’a “Tayyip” diyen kızlar da ancak o kadar gençliği temsil ediyor!
Bunlar da umarım zaman içinde biraz “hâyâ” öğrenirler.

Ortam kötü! Her şey sanki inancımızı dinamitlemek, maneviyatımızı berhava etmek üzere hazırlanmış.
Bir yandan devletin kurumları, bir yandan rektörler, medya ve çevre ruhumuzu mıncıklıyor...
Kabul etsek de, etmesek de bütün bunlar, bir etki, en azından bir şuuraltı tortusu meydana getiriyor. Zaman içinde doğru ile eğri karmakarışık hâle geliyor...
Anormal yaşama biçimi normal görünmeye başlıyor. Zaten her şey anormali normal gösterip kabul ettirmek üzere plânlanmış gibi...
Ekranlarda gördüklerimizi, gazetelerde, dergilerde okuduklarımızı ve çevremizde izlediklerimizi hatırlarsanız, ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.
Çevremizde olup bitenleri sağlam ölçülerle değerlendirmeyi beceremezsek, her yönden esen ters rüzgârlara kapılır, bilinmeyene doğru savrulur gideriz...
Peki, sağlam ölçüler nereden edinilir?
1. Ayet; 2. Hadis; 3. İcma…
Bunlar “İnsanca” ve “Müslümanca” yaşama sırrının özü ve özetidir…
Unutmayın: Ne kadar insan isek, ancak o kadar Müslüman olabiliriz!

Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, bazen aynı ailenin çocukları, öz kardeşler, hatta karı-koca ayrı istikametlere gidiyor...
Aşırı lâik delikanlı ile çarşaflı bacısı aynı evi paylaşıyorlar. Fevkalâde dindar kadınla, onu açıp saçarak sözüm ona “çağdaşlaştırmak” isteyen kocası aynı çatının altında yaşıyor, aynı yatağı paylaşıyorlar.
Tabiatıyla da aile yuvası huzur ortamından uzaklaşıp savaş alanına dönüşüyor.
Bizim gibi, mânevî dünyasının üzerinden tanklar geçmiş toplumlarda bu kabil çatışmalar, bir bakıma kaçınılmazdır. Bu zorlukları yaşayacağız. Önemli olan zorluklara tıkanmamak, her yönden esen ters rüzgârlara kapılmamaktır. Bunun için de her gün imanımızı tazeleyecek, bize güç verip diri tutacak bir şeyler yapmak zorundayız.
Unutmayalım ki bize değişik bir hayat düzeni dayatılıyor. Ar damarı çatlak sözde sanatçılar, evlilik gibi, kadın-erkek beraberliğini müesseseleştirip kutsîleştiren bir akdi bile maksadından ve mecrasından çıkarıp nikâhsız beraberliğin reklâmını yapıyorlar.
Soysuz bir taife kendi sapmalarını doğru, toplumun doğrularını eğri gibi gösteriyor! Bu taife bir yandan da —herhalde suçlanma korkusuyla— tüm toplumu suçluyor. Kendileri gibi yaşamayanları “mürteci” ve “çağdışı” ilân etmekte bir beis görmüyorlar. Üstelik de “Toplum bizi anlamıyor” yavesiyle toplumdan anlayış bile bekleyebiliyorlar.
Hangi anlayış? Eğer bir toplum, temel değer hükümlerini târumâr eden sapmalara anlayış gösterirse, veyl o topluma! Ve vay o toplumun hâline!
Ne anlayışı? Değerlerini yargıladığı, hatta değerlerine doludizgin saldırdığı bir toplumdan anlayış beklemeye kimin ne hakkı var?

Geniş düşünün: Düşüncelerinizi ve ufkunuzu Türkiye ile sınırlamayın. Bugünlere mahsus bazı hata ve yanlışları da abartmayın. Bugünler de geçecek. Eğer baskıyla toplumu değiştireceklerini, değiştirip kendilerine benzeteceklerini düşünenler varsa, peşinen söyleyelim ki, fena halde yanılıyorlar.
Toplumlar, kendilerini zorla değiştirmek isteyenleri değiştirip ya kendine benzetmiş yahut tasfiye etmiştir. İnsanlık tarihi bunun açık örnekleriyle doludur.
Kısacası kimse inançlarını, mevzii bazı sıkıntılara feda etmez. Baskıyla kimse düşüncelerini değiştirmez. İnandığı gibi yaşamaktan vazgeçmez. Karakter sahibi insanlar baskılara boyun eğmez.
Herkes şunu iyi bilsin ki, Nemrud ateşinin yıldıramadığı Hazret-i İbrahim sabrı Müslüman sabrıdır.

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Yavuz Bahadıroğlu'in Diğer Yazıları
   Sevmek ya da sevmemek, bütün mesele bu mu?
   Bediüzzaman ve “Kardeşlik” mantığı
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.