Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Şaron'un Azgınlaşması
Perşembe, 29 Eylül 2005 - (09:32)
Ahmet Varol
www.vahdet.com.tr

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Filistin'in toprakları bir haftadan beridir oldukça hareketli ve önemli gelişmelere sahne olmaktadır. Bu hareketli gelişmelerin sebebi tamamen ve sadece işgalci siyonist devletin başbakanı Ariel Şaron'un azgınlaşmasıdır. Şaron'un normalde zaten azgın ve saldırgan biri olduğu bilinmektedir. Onun "Beyrut kasabı" kimliği bütün dünya kamuoyu tarafından biliniyor. Böyle bir kimlikle anılmasına sebep olan Sabra ve Şatilla katliamını gerçekleştirdiği tarihteki anlayışı ile bugünkü anlayışı arasında en ufak bir değişiklik olmadığı kesindir. Gazze'deki gayri meşru yerleşim merkezlerini boşaltmasının da "barış" yolunda bir adım olmadığını daha önce değişik vesilelerle dile getirmiştik. Ama ne yazık ki bazı siyasetçiler uluslar arası platformda emperyalist güçlere kendilerini biraz daha kabul ettirebilmek için, Gazze'den çekilmesi işlemini bir "barış" adımı olarak nitelendirip Şaron'a övgüler yağdırmaya ve onu ödüllendirmek için aralarında yarış yapmaya, bu konuda birbirlerinin önlerini açmaya başladılar. Oysa Gazze'den çekilme sürecinde kısmen sükûnet kazanan bölge son bir hafta içinde yeniden ateş çemberine alındı. Son bir hafta içinde yaşanan olaylar bugünkü Şaron'un, Sabra ve Şatilla katliamını ve Kibya katliamını gerçekleştiren Şaron'un aynısı olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.

Şaron'un son bir hafta içinde azgınlığının ve vahşetinin trendini artırmasının bazı özel sebepleri de var. Biz ilginize sunduğumuz bu dosyada o sebepler hakkında da bilgi vermeye çalışacağız. Ancak ondan önce son bir hafta içinde yaşanan gelişmelerin öne çıkanları hakkında özet bilgiler vermek istiyoruz.

Tulkerem'den Verilen Start

İşgalci devlet, son bir hafta içinde trendini yükselttiği şiddetin startını Tulkerem'den verdi. İşgal devletinin askerleri, 22 Eylül 2005 Perşembe gecesi Batı Yaka şehirlerinden olan Tulkerem'in yakınındaki Ilar köyünde bir evi içinde İslâmî Cihad Hareketi'nin askeri kanadına mensup gençlerin bulunduğu gerekçesiyle kuşatmaya aldı ve ellerindeki otomatik silahlarla mermi yağmuruna tutmaya başladılar. Evde İslâmî Cihad'ın askeri kanadı durumundaki Kudüs Seriyyeleri'ne mensup üç mücahit bulunuyordu. Gençler işgalcilerin saldırılarından kurtulabilmek için evden kaçmaya çalıştılar. Ancak Cemil Ebu Sa'de ve Saîd el-Eşkar adlı iki mücahit kaçış esnasında saldırganlar tarafından şehit edildi. Râid Accac adlı üçüncü mücahit ise buradan kaçmayı başardı. Fakat işgalci askerler onun izini takip ederek ertesi sabah yani 23 Eylül Cuma sabahı, yakındaki Saydâ kasabasında sığındığı evi kuşatmaya aldılar. Bu kişi kuşatmaya alınan evden işgalci saldırganlarla silahlı çatışmaya girdi ve o da orada şehit edildi.

Cibaliya'da Büyük Katliam

Siyonist vahşetin trendini yükseltmesinden sonraki ikinci hedefi Gazze'nin Cibâliyâ mülteci kampındaki bir tören mekânı oldu. İşgalcilerin Gazze'den çıkarılması münasebetiyle HAMAS tarafından düzenlenen törene giden ve bazı mücahitleri taşıyan iki araç işgal devletine ait helikopterlerden atılan dört füzeye hedef oldu. Atılan füzeler ve araçlarda meydana gelen patlamalar tam bir katliama sebep oldu. Bu katliamda birçoğu HAMAS'ın askeri kanadı durumundaki İzzettin Kassam Birlikleri'ne mensup mücahitlerden olmak üzere on dokuz kişi şehit olurken, seksen kişi de yaralandı. Kendini işgalci siyonist devletin sözcülüğüne tayin etmiş olan özerk yönetim İçişleri bakanı Tuğgeneral Nasr Yusuf buradaki patlamaya araçlardaki kazanın sebep olduğunu ileri sürdü. Oysa olay yerinde bulunanlar araçlara füze isabet ettiğini gözleriyle gördüklerini dile getirdiler. Muhtelif haber ajanslarının yaptığı tespitlerde de patlamaların herhangi bir kaza sebebiyle değil işgal devleti helikopterlerinden atılan füzeler sebebiyle gerçekleştiği dile getirildi. İşgal devleti yetkilileri özerk yönetim İçişleri bakanının kendilerine verdiği kozu kullanarak olayla ilgilerinin olmadığını ileri sürdüler. Onlar bu kozu kullanırken kendilerince, HAMAS'ın karşıt eylemlerine cevap haklarını saklı tutmayı amaçlıyorlardı. Daha doğrusu asıl amaçları yeni saldırı planlarının önünü açacak bir tahrik girişiminde bulunmak, bu tahrik girişiminde alevi çakan tarafın kendileri olmadıkları imajı vermekti. Özerk yönetim İçişleri bakanının böyle bir sinsi oyunda işgalci siyonist devletin önünü açacak, onun hesabını yürütmesine imkân sağlayacak açıklamalar yapması son derece düşündürücüydü.

HAMAS'tan Füze Saldırıları

İşgalci devletin Tulkerem'de gerçekleştirdiği cinayetler ve Cibaliya'da gerçekleştirdiği katliam sebebiyle siyonist devlete HAMAS, İslâmî Cihad ve el-Fetih'in askeri kanadı durumundaki el-Aksa Birlikleri başta olmak üzere muhtelif direniş gruplarından tehditler yöneltildi. Bu tehditlerde söz konusu saldırıların karşılıksız kalmayacağı ve mutlaka intikam eylemleri gerçekleştirileceği vurgulanıyordu. HAMAS da ilk intikam eylemini Gazze'nin kuzeyindeki Sderot yahudi yerleşim merkezini füze yağmuruna tutarak gerçekleştirdi. Sderot, işgalci güçlerden arındırılan Gazze'nin hemen kuzeyinde ancak 1948'de işgal edilmiş bölgenin içinde yer alan bir yahudi yerleşim merkezidir. Gazze'nin en yakınındaki yahudi yerleşim merkezi olduğundan kurtarılan Gazze bölgesinden atılan füzeler için en yakın hedef burası olmaktadır. Daha önce de 1948'de işgal edilmiş bölgeye yönelik füze saldırılarında çoğu zaman Sderot hedef alınıyordu. İşgal devleti tarafından yapılan açıklamada HAMAS tarafından bu bölgeye 30 adet Kassam füzesi fırlatıldığı, bu füzeler sebebiyle beş yerleşimcinin yaralandığı bildirildi. Maddi hasar hakkında herhangi bir açıklama yapılmadı. Ancak Sderot'taki okullar ve umuma yönelik muhtelif kurumlar kapatıldı.

Zeytûn Mahallesi Katliamı

Siyonist devletin başbakanı Şaron'un amacı zaten şiddetin zeminini oluşturmak ve yeni saldırı planlarını devreye sokmaktı. Şaron'un böyle bir niyet taşıdığını daha sonra HAMAS da dile getirdi. Ancak Cibaliyâ'daki büyük katliamın ızdırabı ve bu vahşetin yüreklerde açtığı yara HAMAS'ın askeri kanadını, karşıt eylemlere yöneltmişti ve yukarıda sözünü ettiğimiz füze saldırılarını gerçekleştirmişlerdi. İşte bu saldırıları gerekçe edinen ve daha önce de dediğimiz üzere, kendince karşıt eylemlere cevap hakkını saklı tutma amacıyla Cibaliya'daki vahşi katliamın sorumluluğunu üstlenmeyen siyonist devlet hava saldırıları başlattı. İlk hava saldırısında Gazze şehri içindeki Zeytûn mahallesinde iki araç hedef alındı. Bunların birinde üç, diğerinde bir olmak üzere toplam dört Filistinli genç şehit edildi. Şehit edilenlerin dördü de HAMAS'ın askeri kanadı İzzettin Kassam Birlikleri'ne mensup mücahitlerdendi.

Filistin'in Hansâ'sı: Fedakâr Anne

Zeytûn mahallesinde şehit edilen gençlerden biri de Filistin'in Hansâ'sı olarak tanınan Ummu Nidâl Meryem Ferahat'ın şehadet sıralamasında üçüncü yaş sıralamasında dördüncü olan oğlu Ruvad Ferâhat'tı. Hansâ hanım ünlü kadın sahabilerdendi ve şairdi. Şiirleriyle kendi oğullarını cihad meydanlarında coşturur ve küfre karşı savaşa teşvik ederdi. Onun çocuklarını cihada teşvik amacıyla söylediği şiirler meşhurdur ve muhtelif kaynaklara geçmiştir.

Büyük oğlu Nidâl'a nispetle Ummu Nidâl künyesiyle tanınan Meryem Ferâhât da dört oğlunu mücahit olarak yetiştirip HAMAS'ın askeri kanadı İzzettin Kassam Birlikleri'ne vermişti. İlk oğluna "mücadele, direniş" anlamına gelen Nidâl adı vermişti. Mühendis olan Nidâl, İzzettin Kassam Birlikleri'nin Kassam füzelerinin geliştirilmesinde önemli hizmetlerde bulunmuştu. O, siyonist işgalcileri havadan vuracak bir pilotsuz uçak projesi geliştirirken, işgalci devletin çalışmadan haberdar olması sebebiyle ajanlar vasıtasıyla sattığı parçanın içine yerleştirdiği bombanın patlaması neticesi şehit olmuştu. Bir oğlu da siyonistlere karşı şehadet eylemi gerçekleştirerek şehit oldu. En küçük oğlu Ruvad da 24 Eylül 2005 Cumartesi günü gerçekleştirilen Zeytûn mahallesi katliamında yirmi yaşında yani ömrünün baharında şehadete kavuştu.

Fedakâr anne Ummu Nidâl en küçük oğlunu Allah'a uğurlarken şöyle diyordu: "Bir annenin oğlundan ayrılması çok zor. Hele Ruvâd en küçük oğlum olduğu için gözümde çok büyüktü. Ama dört oğlumun dördü de şehit olsa Filistin'den, bu davadan vazgeçmeyiz."

Bu arada şunu hatırlatalım ki Ummu Nidâl'ın, bir zamanlar gerçekleştirdiği eylemleriyle dünya gündeminin ilk sıralarına oturan ve 19 Ağustos 2002 tarihinde Irak'ın başkenti Bağdat'ta karanlık bir cinayetle hayatını kaybeden Filistinli örgüt liderlerinden Ebu Nidâl'la herhangi bir ilgisi yoktur. Nidâl kelimesi "direniş, mücadele" anlamına geldiğinden, asıl adı Sabri el-Bennâ olan Ebu Nidâl "direnişin babası" anlamında bu künyeyi kullanıyordu. Meryem Ferâhât ise büyük oğlu Nidâl'a nispetle Ummu Nidâl (Nidâl'ın annesi) künyesini almıştır.

Küçük Çocukların Okulu da Hedefte

Daha çok işgalci siyonist devlete karşı silahlı mücadelesiyle öne çıkan HAMAS aslında özerk yönetimin kontrolündeki bölgelerde, özerk yönetimin verdiğinden daha çok sosyal hizmet vermektedir, dersek mübalağa yapmış olmayız. Bu hizmetlerin içinde yoksullara, yetimlere, dullara ve diğer ihtiyaç sahiplerine yardım ve eğitim faaliyetleri birinci sırada yer almaktadır. İşgalci siyonist devlet son günlerde vahşetin trendini artırmasından sonra gerçekleştirdiği iğrenç saldırılarda HAMAS'ın bu nitelikteki hizmet kurumlarını da hedef aldı. 25 Eylül Pazar sabahı da HAMAS'ın Dâru'l-Erkam adlı eğitim kurumu hedef alındı. Bu kurum daha çok okul öncesi ve ilkokul çağı eğitim faaliyetleri veriyordu. İşgalci saldırganlar hedef aldıkları binanın bu amaç için kullanıldığını biliyorlardı. Ama onlar için önemli olan hedef aldıkları insanların yaşları değil yıldırma amaçlı vahşet ve şiddetin hedefini bulmasıydı. Söz konusu saldırıda hedef alınan binada çoğu çocuk olmak üzere 14 kişi yaralandı. Yaralananların biri dört aylık bebekti. Binanın çevresinde ve aynı sabah gerçekleştirilen diğer saldırılarda yaralananlarla birlikte Gazze'de o sabah toplam 22 kişi yaralandı.

Tüm Direniş Grupları Hedefte

İşgalci siyonist devlet vahşet trendini yükseltirken görünüşte HAMAS'ın Sderot yahudi yerleşim merkezini hedef alan füze saldırılarını gerekçe gösterdi. Gerçi bu saldırı daha önce de ifade ettiğimiz üzere işgalci devletin Cibaliyâ katliamına ve Tulkerem'deki cinayetlerine karşı bir intikam eylemi niteliği taşıyordu. Cibaliya katliamındaki sorumluluğunu üstlenmiş olmasa da Tulkerem'deki cinayetlerini işgalci devlet bizzat kendisi ilan etmişti. Böyle olmakla birlikte siyonist vahşetin saldırıları sadece HAMAS'ı veya intikam eylemleri tehdidinde bulunan İslâmî Cihad'ı değil tüm direniş gruplarını hedef aldı. Direniş hareketlerinin Gazze'deki faaliyet merkezlerinin birçoğu füze saldırılarına hedef oldu. İşgalci devlet sadece direniş gruplarının faaliyet merkezlerini hedef almakla yetinmeyip sivil, savunmasız insanların bulunduğu yerlere de saldırılar düzenledi. Küçük yaştaki çocukların devam ettiği Dâru'l-Erkâm eğitim kurumunun hedef alınması buna bir örnektir.

Atölyelere, Yollara ve Köprülere de Füze

Siyonist devletin füze saldırılarında atölyeler, yollar ve köprüler de hedef alındı. İşgalciler atölyeleri hedef almalarına buraların silah ve füze yapımında kullanıldığı iddialarını gerekçe gösterdiler. Daha önce de birçok atölyeyi yine aynı gerekçeye başvurarak hedef almışlardı.

İşgalci devlet Gazze'de asker bulundurduğunda yolları, yol kesen eşkıyalar görevi gören askerleriyle kesiyor, trafik akışını engelliyorlardı. Şimdi askerlerini çektiklerinden bunu yapamıyorlar. Ancak bu sefer de hava saldırıları düzenleyerek yolları ve köprüleri tahrip etmek suretiyle trafik akışını engellemeye çalıştılar. Yani huylu huyundan vazgeçmemişti. Siyonist saldırgan önceleri tuttuğu yolların rahatça kullanılmasından hoşnut değildi ve havadan füzeler atarak yol kesen eşkıya rolünü yine icra etmek istiyordu.

Batı Yaka'da Tutuklama Kampanyası

İşgalci siyonistler Gazze bölgesinde böyle hava saldırılarıyla terör estirirken, Batı Yaka bölgesinde de evlere baskınlar düzenlemek ve geniş çaplı tutuklama operasyonları gerçekleştirmek suretiyle terör estirdiler. 24 Eylül Cumartesi gecesi başlattıkları ve 25 Eylül Pazar sabahı da sürdürdükleri ilk tutuklama kampanyasında 200'den fazla Filistinliyi gözetim altına aldılar. Bu tutuklama, Şubat 2005'teki ateşkes anlaşmasından buyana gerçekleştirilen en geniş çaplı tutuklama kampanyasıydı. Tutuklananların büyük çoğunluğunu HAMAS'ın lider kadrosunda yer alanlar ve yine bu hareketten özerk yönetimin yerel seçimlerinde aday olanlar yahut bundan önceki seçimlerde seçilmiş olanlar oluşturuyordu. Tutuklananlar arasında HAMAS'ın Batı Yaka bölgesi resmi sözcüsü Hasan Yusuf ve Nablus temsilcisi aynı zamanda Siyasi Birim üyesi olan Dr. Muhammed Gazal da vardı.

İşgalciler baskın ve tutuklama terörünü Pazartesi ve Salı günleri de sürdürdüler. Bu kez düzenlenen baskınlarda muhtelif İslâmî yardım kuruluşları ve İslâmî Cihad Hareketi'nin ileri gelenlerinin evleri de hedef alındı. Pazartesi ve Salı günleri gerçekleştirilen baskınlarda da 82 kişinin tutuklandığı açıklandı. Böylece 24 Eylül Cumartesi akşamından 28 Eylül Çarşamba sabahına kadar tutuklananların sayısı 300'ü geçmiş oldu.

Filistinli İşçileri de Topladılar

Siyonist işgal devletinin estirdiği terör ve vahşetten 1948'de işgal edilmiş bölgede çalışan işçiler de pay aldı. Yani siyonist devletin estirdiği terör fırtınasında hiçbir Filistinliyi ihmal etmeme niyeti taşıdığı anlaşılıyordu. İşgal güçleri buradaki işçileri "ruhsatsız" oldukları gerekçesiyle gözetim altına aldılar. Bu şekilde 67 işçinin gözetim altına alındığı bildirildi. Oysa çalışma ruhsatı olmayanların zaten kapılardan geçmelerine izin verilmiyor. Kaldı ki neden böylesine bir tarama ve bu derece kapsamlı bir tutuklama böyle her tarafta şiddet ve terörün estirildiği bir zamana denk getirilmişti? Muhtemelen siyonist vahşet, önceden hazırladığı şiddet fırtınası planını devreye sokmuştu ve bundan bütün Filistinlilere pay dağıtmaya çalışıyordu.

İslâmî Cihad'ın Komutanı Şehit

Siyonist devletin son terör fırtınasında gerçekleştirdiği en önemli saldırılardan biri de İslâmî Cihad'ın askeri kanadının önemli komutanlarından Muhammed Şeyh Halil'in şehit edildiği ve 25 Eylül Pazar akşamı gerçekleştirilen füze saldırısıydı. Muhammed Şeyh Halil, İslâmî Cihad'ın askeri kanadı durumundaki Kudüs Seriyyeleri'nin Güney Gazze bölgesi komutanıydı ve siyonist devlet tarafından uzun süreden beridir aranıyordu. Siyonist devlet onu daha önce de bir saldırıda hedef almıştı, ancak o saldırıdan sağ kurtulmuştu. Bu kez füzeler, Gazze şehrinin güneyinde sahil şeridinde seyahat ettiği sırada bindiği araca isabet etti ve kendisiyle beraber arkadaşı Nasır Berhum da şehit oldu. Hedef alınan aracın tamamen yandığı saldırıda çevrede bulunan dört kişinin de yaralandığı ve birinin durumunun ağır olduğu bildirildi. İşgalcilere karşı gerçekleştirilen birçok eylemin öncülüğünü yapmış olan Muhammed Şeyh Halil'in kardeşi Eşref Şeyh Halil de 1 Temmuz 1991'de siyonistlerle silahlı çatışmada şehit olmuştu.

Tehlikeli Bakteriler Yine Görevde

Siyonistlerin bundan önceki saldırılarında da hedeflerini vurmalarında, İslâm toplumunun bakterileri halindeki ajanların büyük rol oynadıkları bilinmektedir. İşgalciler Gazze'den çekilirken onların durumları, tıpkı Güney Lübnan'daki SLA milislerinin durumları gibi tartışma konusu olmuştu. Çünkü söz konusu ajanlar kendilerinin tespit edilebilecekleri ve cezalandırılacakları endişesi taşıyorlardı. Bu yüzden, geçici dünya çıkarı için vicdanları ve şerefleri dâhil her şeylerini satarak kendisine kölelik ettikleri işgalci siyonist devletten kendilerini de götürmesini istemişlerdi. Ancak siyonist devlet onları sırtına yük etmek istemiyordu. Üstelik Gazze'den çekildikten sonra belki onlara daha çok ihtiyaç duyacaktı. Son günlerdeki saldırılar o iğrenç bakterilerin hâlâ görev başında olduklarını gösteriyor. Aksi takdirde başta İslâmî Cihad'ın komutanı Muhammed Şeyh Halil ve Zeytun mahallesindeki dört mücahit olmak üzere muhtelif saldırılarda hedef alınan mücahitlerin yerlerinin siyonistler tarafından tespit edilmesi mümkün olamazdı.

İsabet Etmeyen Saldırılar

İşgalci devlet şiddet ve vahşeti tırmandırmasından sonra birçok füze saldırısı gerçekleştirdi. Bu saldırıların bazılarında hedefler vurulurken bazılarında da sekti. Yahut hedef vurulmakla birlikte hedef alınan kişinin orada olmaması kurtulmasına vesile oldu. İlginçtir ki bazılarında da füzelerin patlamaması hedef alınanların kurtulmasına vesile oldu. Örneğin 25 Eylül Pazar akşamı Gazze'nin güneyindeki Han Yunus kasabasında Şeyh Nasır mahallesinde vurulan evlerden birinde el-Fetih'in askeri kanadı durumundaki el-Aksa Şehitleri Birlikleri'nin komutanlarından Hasan el-Kassas ile arkadaşı Mahir el-Ferrâ hedef alınmıştı. Ancak atılan füzelerin patlamaması adı geçen kişilerin kurtulmalarına vesile oldu. Onların dışında da değişik saldırılardan sağ kurtulanlar oldu.

ABD Yapımı F-16 Terörü

Siyonist işgalcilerin estirdikleri terör fırtınasının önemli bir boyutunu da korkutma operasyonları oluşturuyordu. Siyonistler bu tür operasyonlarında ağırlıklı olarak Amerikan emperyalizminin kendilerine ikramı olan F-16 savaş uçaklarını ve ses bombalarını kullandılar. İşgalciler mezkûr uçaklarla Gazze semalarında birçok tehdit uçuşu gerçekleştirdiler. Bu tehdit uçuşlarının bazılarında ses bombaları atarak bölge insanlarının güven ve huzurlarını tümüyle yok etme niyetinde olduklarını hissettirmeye çalıştılar.

Vahşetin Kurbanı Çocuklar

Siyonistlerin terör fırtınasından ve özellikle de korkutma amaçlı şiddet uygulamalarından birinci derecede etkilenenler çocuklar oluyor. Yapılan araştırmalarda siyonist terörün vahşi saldırılarının ve şiddet uygulamalarının çocuklarda önemli psikolojik rahatsızlıklara sebep olduğu tespit edildi. Son terör fırtınasında Gazze üzerinde atılan ses bombalarının çocuklar üzerinde son derece olumsuz tesirlerinin ve psikolojik zararlarının olduğu muhtelif sağlık kuruluşları ve yetkilileri tarafından dile getirildi.

Şaron'u Cüretlendiren Etkenler

Siyonist devletin başbakanı Ariel Şaron'un son saldırılarda bu derece cüretkâr ve arsız davranmasında Gazze'yi boşaltmış olmasının önemli etkisinin olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü önceleri Gazze'de yahudi yerleşim merkezlerinin ve askeri noktaların bulunduğu sıralarda buralar Filistin direnişinin önünde açık hedef durumundaydı. İşgal devletinin saldırılarına Filistin direnişi de o noktaları hedef alarak cevap verebiliyordu. Bu da işgalci siyonist devletin biraz gözünü korkutuyordu. Ama şimdi oraları boşaltmasından sonra Filistin direnişinin Gazze tarafından gerçekleştirdiği füze saldırılarında 1948'de işgal edilmiş bölgeleri hedef alması gerekiyor. Filistin direnişinin oldukça kısıtlı imkânlarla geliştirdiği füzelerin menzilleri şimdilik 15 km.'nin altında olduğundan ve bu füze sistemi henüz Batı Yaka bölgesine taşınamadığından, Gazze'den atılanlar Sderot dışındaki yahudi yerleşim merkezlerinde çok fazla etkili olamıyor. Buna karşılık, yahudi yerleşimcilerin ve işgalci askerlerin tasfiye edildiği Gazze bölgesi işgalci saldırganlar tarafından açık hedef haline gelmiş oldu. Ancak bunun stratejik bir sonuç olduğunu, işgalcileri Gazze'den çekilmeye yönelten bir sebep olmadığını, onları çekilmeye zorlayan en etkin sebebin direniş olduğunu bir kez daha hatırlatalım.

Şaron'un Mikrofonu Füze

Ariel Şaron'un böyle ani bir şekilde terör ve vahşeti tırmandırmasının tabii ki özel birtakım sebepleri vardı. İşte bunlardan biri iktidardaki Likud Partisi içinde ortaya çıkan başkanlık yarışmasıydı. İşgal devletinin eski başbakanı Benjamin Netanyahu partinin başkanlığını ele geçirmek için Şaron'a rakip olmuştu ve onun Gazze'den çekilmesini aleyhine propaganda malzemesi olarak kullanıyordu. Öte yandan, siyonistlerin "aşırı dinci" kategorisine sokulan birtakım gruplarının Şaron'a desteklerinin azaldığı tespit edilmişti. Bu durum karşısında Şaron o kesimlerin desteklerini yeniden kazanmak ve onları yanına çekmek için böyle bir terör ve vahşet fırtınası estirme ihtiyacı duymuştu.

İlginçtir ki Likud Partisi'nin başkanlık seçimlerinin öne alınmasıyla ilgili önerinin tartışılması esnasında Şaron'un konuşması mikrofonunun elektriğinin kesilmesi suretiyle iki kere sabote edildi. O da bunu protesto etmek için mikrofonu atarak konuşmasını kesip dışarı çıktı. Gerçekte ise onun mikrofona ihtiyacı yoktu. Çünkü onun mikrofonu Filistinli savunmasız insanların üzerine fırlattığı füzelerdi. O kendini ifade etme amaçlı kelimelerle değil füzelerle oy kazanıyordu.

Daha önce Şimon Peres de bir seçimde oylarını artırabilmek için meşhur Kana katliamını gerçekleştirmişti. Siyonist liderlerin oy kazanma amaçlı daha başka saldırıları ve katliamları da oldu.

Bütün bunlar siyonist zihniyetin oylarının kazanılması için ne tür bir metoda ihtiyaç duyulduğunu göstermesi açısından son derece ibret vericidir.

Siyo-Demokrasi: Cinayetlerle Kazanılan Oylama

Estirdiği terör fırtınası işgalci devletin başındaki Şaron'un amacına hizmet etti. Böylece Likud Partisi'nin başkanlık seçimlerinin öne alınması için Netanyahu tarafından verilen teklif parti delegelerinin yaptığı toplantıda reddedildi. Yani parti içindeki oylamayı, mikrofonlara yansıyan kelimeler değil Filistinlilerin arabalarının, evlerinin üzerine fırlatılan füzeler, işlenen cinayetler kazanmıştı. Çünkü vahşet, şiddet ve saldırı felsefesine göre şekillenen siyonist kafaları işte bu füzeler ve cinayetler yönlendiriyordu.

HAMAS'ın Seçim Zaferine Siyonist Vahşet Engellemesi

Şaron'un böyle ani bir şekilde terör ve vahşeti tırmandırmasının sebeplerinden biri de HAMAS'ın bundan önceki seçimlerde gerçekleştirdiği gibi bundan sonraki seçimlerde de büyük zaferler gerçekleştirmesi endişesiydi. Bu sebeple işgalci siyonist devlet iki yolla böyle bir zaferin önüne geçmeyi amaçlıyordu: Birinci olarak tahrik amaçlı saldırılar gerçekleştirip HAMAS'ı cevabi nitelikteki eylemlerinden dolayı uluslar arası platformda ve masa başı tartışmalarda tenkitlerin hedefine yerleştirmeyi, böyle bir hareketin seçimlere katılamayacağı yönündeki iddialarına gerekçe oluşturmayı amaçlıyordu. İkinci olarak da bu hareketten aday olanları veya aday olmaları ihtimali bulunanları tutuklayarak onların seçimde etkili rol oynamalarını engellemek istiyordu. Nitekim Batı Yaka bölgesinde gerçekleştirdiği tutuklama kampanyasında hep bu şekilde, yerel seçimlerde aday olanları ya da toplumda etkili olabilecek lider kadrosu içindeki kişileri tutukladı. Bu tutuklamalarla hem onların seçim faaliyeti yapmalarını engellemeyi, hem de toplumda "bunlar sürekli İsrail'in hedefinde olan insanlar, bunların seçilmesi durumunda toplum yararına bir şey yapmalarına fırsat verilmez" kanaati oluşturmak suretiyle psikolojik yönlendirme yapmayı amaçlıyordu.

Ödüllendirmede Acele Edenler Vahşete Sessiz

Sabra ve Şatilla'da savunmasız kadınları ve çocukları boğazlarını kestirterek öldüren Şaron ile Filistin direnişi karşısında başka bir çözüm bulamadığı için Gazze'deki yerleşim merkezlerini boşaltan ve buradaki askerlerini çeken Şaron aynıdır, yani her ikisi de "kasap Şaron"dur. Ruh hâletinde, vahşet anlayışında bir değişiklik olmamıştır. Ama ne kadar ilginçtir ki İslâm âleminde bazı yöneticiler Gazze'den çekilmesinden sonra hemen onu ödüllendirme telaşı içine girdiler. Oysa işgalci siyonist devletin ödüllendirilmesi değil asıl Gazze'yi 38 yıl işgal altında tutmanın, bu süre içinde icra ettiği vahşetin, gerçekleştirdiği saldırıların, yıkımların hesabını vermeye, ayrıca işgal altında tuttuğu diğer bölgelerden çekilmeye, Batı Yaka'ya inşa ettiği ırkçı ayrım duvarını yıkmaya zorlanması gerekir.

Ne kadar ilginçtir ki Gazze'den çekilen Şaron'u ödüllendirmede öylesine acele edenlerin, son estirdiği terör fırtınası karşısında dillerini yuttuklarını, hiçbir şekilde harekete geçmediklerini, tepki göstermek yerine sessiz kalmayı tercih ettiklerini müşahede ettik.

Ödüllendirme Yarışçılarına Tepkiler

Şaron'un vahşet ve şiddeti tırmandırması, ona yönelen tepkilerin artmasına sebep olduğu gibi, Gazze'deki işgalcilerini çekmesinden dolayı onu ödüllendirme telaşına kapılanlara yönelik tepkilerin de artmasına sebep oldu. Muhtelif açıklamalarda, Gazze'den çekilme sonrasında işgalci devletle diplomatik ilişkiler başlatma teşebbüsünde bulunanlara, bu konuda aracılık edenlere ve İsrail mallarına uygulanan boykotu kaldırma kararı alanlara sert bir şekilde tepki gösterildi.

İnsanlık Nerede?

Siyonist saldırganların bu derece cüretkâr davranmalarında, onları Gazze sonrası ödüllendirme yarışına girenlerin tutumlarıyla birlikte, tepkisizlik hastalığının bütün Müslüman toplumları kuşatmasının da önemli rolü olmaktadır. Ne yazık ki çağdaş emperyalizmin ve onun himayesindeki güçlerin saldırganlıklarının rutinleşmesi toplumlarda böyle bir tepkisizlik hastalığının yaygınlaşmasına sebep oluyor. İlginçtir ki bu hastalığın en etkili şekilde kendini gösterdiği toplumların başında da Müslüman toplumlar geliyor.

Füzeler Duyarlılıkları da Vurdu

Görünen o ki siyonistlerin Filistin'de ABD'nin Irak'ta ve Afganistan'da diğer saldırgan güçlerin başka yerlerde attığı füzeler insanlarımızın duyarlılıklarını da vuruyor. Toplumları kuşatan tepkisizlik hastalığının sebebi de zaten bu duyarlılıkların öldürülmesi değil mi? O füzelere hedef olarak canlarını kaybedenlerin Allah katında şehadeti kazanacaklarını umuyor ve arzuluyoruz. Ama o füzelerin vurduğu duyarlılıkların ölmesi karşılığında kazanılacak hiçbir şey yok, aksine çok şey kaybedilmektedir.

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Ahmet Varol'in Son 10 Yazısı
   'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
   Filistin’de Yaşananlar Yine Saptırılıyor
   İsrail, İran’a saldırabilir mi?
   Şeytanın askerleri görevde
   60. yıl etkinlikleri
   Büyük Felaketin Altmışıncı Yılı
   Lübnan olayları üzerine
   İşgalcinin azgınlığı
   Haçlılık damarları kabardı
   Kısa Notlarla
   Kosova'nın Bağımsızlığı
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.