Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
HAMAS'a Çok Yönlü Kuşatma
Perşembe, 06 Ekim 2005 - (16:43)
Ahmet Varol
www.vahdet.com.tr

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

İşgalci siyonistleri Gazze'den çıkmaya zorlayan aktif mücadelede en büyük payın HAMAS'ın askeri kanadı durumundaki İzzettin Kassam Birlikleri'ne ait olduğu yapılan araştırmalar neticesinde ortaya çıkarılmıştı. Yayınlanan istatistikler, Aksa intifadasının başladığı 28 Eylül 2000'den işgalcilerin Gazze'den çekilme işlemini başlattıkları 15 Ağustos 2005'e kadar geçen süre içinde Gazze'de gerçekleştirilen eylemlerin % 54.25'inin sadece İzzettin Kassam Birlikleri tarafından, geriye kalanların % 8.75'inin de ortak gerçekleştirildiğini ve bunların birçoğuna da İzzettin Kassam Birlikleri'nin iştirak ettiğini gösteriyordu. Diğer grupların müstakil olarak gerçekleştirdikleri eylemlerin toplamı ise % 23.5'e tekabül ediyordu. Bu rakamlar HAMAS gerçeğini ve bu hareketin direnişteki payını gözler önüne serdiği gibi arkasındaki kitlesel desteğin sebeplerinden birine de işaret ediyordu.

HAMAS'ın İlerleyişine Katlanamayanların Sıkıntısı

Gerek işgale karşı verdiği aktif mücadeleyle ve gerekse yerel seçimlerde aldığı oylarla gücünü ispat eden HAMAS'ın ilerleyişi en başta işgalci siyonistleri endişelendiriyordu. Bu hareketin arkasındaki kitlesel desteğin ve onun zafere ilerleyiş konusundaki kararlılığının, Gazze'den çekilmeleri sonrasında siyonistleri daha fazla endişelendirmeye başladı. Bu sebeple onun bundan sonraki özellikle de özerk yönetim parlamentosunun belirlenmesi için yapılacak seçimlere iştirakinin engellenmesi taleplerini değişik vesilelerle gündeme getirmeye çalıştılar.

Aslında HAMAS'ın ilerleyişinden ve arkasındaki kitlesel desteğin her geçen gün artmasından özerk yönetim de hiç hoşnut değildi. Son günlerde HAMAS'ın çok yönlü bir kuşatmaya alınmasında özellikle özerk yönetimin emniyet teşkilatının aktif bir rol oynaması bu hoşnutsuzluğun dışa yansımasından başka bir şey değildi.

Şaron'un Terör Fırtınası ve Tehditleri

HAMAS'ı çok yönlü kuşatmaya alma faaliyeti önce işgalci siyonist devletin geniş çaplı bir terör fırtınası estirmesiyle başladı. Siyonist devlet bu terör fırtınasının sebebini de kendi eliyle oluşturdu. Ancak sebebi oluşturma konusunda özerk yönetimin İçişleri bakanının siyonist saldırganların önlerini açmaya çalışması dikkatlerden kaçmadı elbette. Cibaliyâ mülteci kampında, HAMAS'ın askeri kanadına mensup mücahitleri taşıyan araçları hedef alan füze saldırılarının yol açtığı katliamla ilgili gerçeklerin özerk yönetim İçişleri bakanı Tuğgeneral Nasr Yusuf tarafından saptırılması işgalci siyonistlerin estirmek istedikleri terör fırtınasının önünü açan bir hareket olmuştu.

Siyonist devletin başbakanı Şaron'un söz konusu terör fırtınasını tam da özerk yönetim kontrolündeki bölgelerde yerel seçimlerin gerçekleştirileceği tarihin öncesine denk getirmesi tabii ki bir tesadüf değildi.

Şaron söz konusu terör fırtınasıyla yetinmeyerek, HAMAS'ın liderlerinin tasfiye edileceğine dair yeni tehditler yaparak aynı zamanda bir korku fırtınası estirmeye çalıştı. Bu şekilde psikolojik hava oluşturulması da HAMAS'ı çok yönlü kuşatmaya alma operasyonlarının önemli bir parçasını oluşturuyordu.

Seçim Etrafında Oyun ve Saptırma

İşgalci devletin estirdiği terör fırtınasındaki en önemli hedeflerinden biri HAMAS'ın yerel seçimlerin üçüncü merhalesinde de büyük bir başarı gerçekleştirmesine engel olmaktı. Terör fırtınasıyla birlikte bu hareketin Batı Yaka'daki ileri gelenlerinin ve bilhassa son yerel seçimlerde aday olanlarının yahut daha önceki merhalelerde seçilmiş olanlarının tutuklanması buna işaret etmiyor muydu?

Kuşatmanın seçimle ilgili asıl vechesini ise seçim sonrasında yapılan manipülasyon oluşturuyordu. Özerk yönetim yetkilileri seçim sonrasında yaptıkları açıklamalarda el-Fetih'in HAMAS'a büyük üstünlük sağladığını iddia ettiler. Oysa onlar bu açıklamaları yaparken daha seçim sonuçları tam netleşmemişti. Üstelik alınan sonuçlar da onları doğrulamıyordu. Nitekim daha sonra seçimlerin nihai ve kesin sonuçları alındığında gerçeklerin hiç de onların açıklamalarında dile getirildiği gibi olmadığı anlaşıldı. Yani işgalci devletin tehdit operasyonuna ve psikolojik yönlendirme çabalarına rağmen Filistin halkı HAMAS'a sahip çıkmaktan vazgeçmemişti. Ama seçim sonrasında yapılan açıklamalardaki manipülasyonla, kamuoyunda HAMAS'ın arkasındaki kitlesel destekte hissedilir bir düşme olduğu imajı verilmeye çalışılmıştı. İşte bu da kuşatmanın sosyo-psikolojik cihetini yansıtıyordu.

Bu Kez de Özerk Yönetim Polisinin Komploları

İşgalci siyonistlerin Gazze'den çekilirken ortaya attıkları bir teori vardı: Kendilerinin çekilmelerinden sonra Filistinlilerin kendi aralarında istikrarı sağlayamayacakları ve bölgede anarşinin ortaya çıkacağı iddiası. Oysa her şeyden önce işgal olayı, insanların kutsal varlıklarından olan vatanlarının ve özgürlüklerinin gasp edilmesidir. Bu gaspa son verilmesi ise en önemli kazanımlardan biridir. İkinci olarak Filistin'de işgale karşı verilen mücadelede direniş grupları kendi aralarında ittifak halindeydiler ve eylemlerinin birçoğunu da ortaklaşa gerçekleştirmişlerdi. Ancak ne yazık ki dünyevi çıkarlarını, kutsal bilmeleri gereken değerlerinden öncelikli gören birtakım çıkarcıların bazı hesaplar için kullanılması ihtimali de yok değildi. Bu gibiler samimi direnişin içinde yer alanlardan değildiler elbette. Ama ne yazık ki özerk yönetimin emniyet teşkilatında söz konusu tipteki sorunlu kişilere karşı yeterince duyarlılık gösterilmemiş olması geçmişte de bazı problemlere sebep olmuştu.

Özerk yönetim bünyesindeki sorunlu kişilerden biri de, emniyet teşkilatı kendisine bağlı olan İçişleri bakanı Tuğgeneral Nasr Yusuf'tu. Siyonist devletin HAMAS'ı hedefleyen çok yönlü kuşatmasında bu adamdan yararlandığını muhtelif gelişmeler gözler önüne serdi.

Bu gelişmelerden biri de geçtiğimiz Pazar (2 Ekim 2005) akşamı Gazze şehrinde yaşandı.

Çatışma Değil Saldırı

Pazar akşamı Gazze şehrinde yaşanan olaylar medya organları tarafından hep: "HAMAS militanlarıyla Filistin polisi arasında meydana gelen çatışma…" olarak lanse edildi. Olayların bu şekilde saptırılması da söz konusu kuşatmanın bir başka yönünü oluşturmaktadır. Çünkü hadise bu şekilde verilince siyonistlerin sözünü ettiğimiz teorilerine uygun bir yönlendirme yapılmış ve işin içine "çatışma" girince asayişi sağlamakla mükellef polis masum, "militanlar" olarak lanse edilenler ise suçlu durumuna düşürülmüş olmaktadır.

İşin gerçeğinde hadise medyanın yansıttığından çok farklı bir şekilde gelişmişti. Özerk yönetim polisleri Gazze'nin Nasr mahallesinde, HAMAS'ın şehit edilen liderlerinden Prof. Dr. Abdülaziz Rantisi'nin oğlu Muhammed Rantisi'yi tutuklamak istediler. O da teslim olmak istemedi. Bunun üzerine polisler arabasının üzerine kurşun yağdırmaya başladılar. Yapılan incelemede arabaya 18 mermi isabet ettiği tespit edildi. Gelişmeye şahit olan çevredeki ahali olaya müdahale etti ve Muhammed Rantisi'yi polislerin pençesinden kurtarmak istediler. Bunun üzerine polisler etrafa rasgele ateş etmeye başladılar. İşte bu ateş esnasında ikisi normal ahaliden, biri de HAMAS mensuplarından olmak üzere üç kişi özerk yönetimin polislerinin attığı kurşunlarla şehit olurken elli kişi de yaralandı. Şehit olanlardan biri de evinin etrafında dolaşan bir bayandı.

Özerk yönetim polisleri hadiseyi daha sonra "çatışma" olarak lanse ettiler. Oysa arabası durdurulup polislere teslim olması için sıkıştırılan Muhammed Rantisi'nin üzerinde hiç silah bile yoktu. Polislerin zorlaması karşısında hadiseye müdahale edenler de sadece HAMAS'ın gençlerinden oluşmuyordu. Çevredeki ahaliden de birçok kişi vardı. Zaten yaralananların ve şehit edilenlerin kimlikleri bunu izah ediyordu. Bu durumda herhangi bir çatışmadan söz edilmesi yersizdi. Ama ne yazık ki etkili medya organlarının birçoğu işgalci siyonistlerin hizmetinde olduğundan, onların ve işbirlikçilerinin saptırmaları kamuoyunu yönlendiren medyada aynen yer almaktadır.

Özerk Yönetim Polisi Hem Suçlu Hem Güçlü

Özerk yönetim polisinin Gazze şehrinin Nasr mahallesinde çıkardığı olaylar, HAMAS'ı çok yönlü kuşatmaya alma çabalarının bir parçasını oluşturuyordu. Fakat ilginçtir ki orada saldırıyı gerçekleştiren polisler, sanki haksızlığa uğrayanlar kendileriymiş gibi davranarak ertesi gün de özerk yönetim parlamentosuna baskın düzenleyip HAMAS'a karşı tavır alınması talebiyle eylem düzenledi, havaya ateş ederek seslerini duyurma çabası içine girdiler. Yani hem suçlu hem güçlü durumdaydılar. Tabii oyunun ve senaryonun bu sahnesinde de İçişleri bakanı Nasr Yusuf'un parmağı vardı.

Bir "Ortak Hedef" ve Arka Planda Bir İşbirliği mi Var?

HAMAS'ı çok yönlü kuşatma amaçlı operasyonların özerk yönetim polisi tarafından icra edilen kısmını organize eden Tuğgeneral Nasr Yusuf'tu. Ancak gelişmeler, birtakım irtibatlar ve işaretler senaryoyu başkalarının hazırlayıp onun eline verdiklerini gösteriyordu.

İşgalci siyonistler, Gazze'de yaşanan olaylarla ilgili açıklamalarında memnuniyetlerini gizlemediler. Olayların hemen akabinde Pazartesi sabahı, siyonist devletin ordusundan emekli olan eski General Yoni Vigel İsrail'in 2. Kanal televizyonuna yaptığı açıklamada, Pazar akşamı Gazze'de yaşananların Filistin özerk yönetimi açısından olumlu bir gelişme olduğunu söyledi. Ancak siyonist general bu kadarını yeterli bulmuyor ve sadece bir "ilk adım" olarak değerlendiriyordu. Siyonist general özerk yönetim başkanı Mahmud Abbas'ın HAMAS'a karşı böyle bir tavır koymaktan başka bir çıkış yolu bulamayacağını iddia etti. Sanki bu sözüyle: "Biz onu HAMAS'ı çok yönlü kuşatmaya alma operasyonlarında üzerine düşeni yapması için köşeye sıkıştırdık; artık kaçacağı bir delik yok" demeye çalışıyordu. Buna benzer yorumlar muhtelif İsrail gazetelerinde de yer aldı.

HAMAS Filistin İç Barışını Koruma İlkesini Bozmadı

Şimdiye kadar özerk yönetim polisinin bütün haksız saldırılarından kaynaklanan sorunların ciddi bir fitneye ve iç çatışmaya dönüşmesini HAMAS'ın Filistin iç barışını koruma ilkesi engellemiştir. HAMAS bu ilkesini son olaylardan sonra da bozmadı ve yaptığı açıklamada, kendi silahlarının sadece işgalci siyonistlere dönük kalacağını ancak mücahitlerinin onurlarının rencide edilmesine de izin vermeyeceklerini vurguladı.

HAMAS açıklamasında 2 Ekim Pazar akşamı polislerin HAMAS mücahitlerine sebepsiz yere saldırması sonrasında yaşananların son derece üzücü olduğunu vurguladıktan sonra kendisinin İslâmî ve Ulusal Güçler Yüksek Konseyi'nin aldığı Gazze şehri sokaklarından silahlıların tümünün çekilmesi kararına uymasına rağmen polislerin tahrikçi tutumlarıyla karşı karşıya geldiğini dile getirdi. Açıklamada polislerin söz konusu tahrikçi tutumları sebebiyle 2 Ekim Pazar ve 3 Ekim Pazartesi günleri yaşananların planlı bir komplo olduğu ve sadece işgalci siyonistlerin işlerine yaradığı ifade edildi.

Hadiseleri Doğru Okumanın Önemi

Dünya kamuoyu ne yazık ki hâkim güçlerin emrinde ve kontrolünde çalışmalarını sürdüren medya organları tarafından yönlendirilmektedir. Bu yönlendirme insanların hadiseleri doğru okumalarının önünde önemli bir engeldir. Bu engeli aşarak, doğru bilgilere ulaşmaya ve hadiseleri doğru okumaya çalışmak tespitleri de doğru yapma ve isabetli hüküm verme açısından büyük önem taşımaktadır.

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Ahmet Varol'in Son 10 Yazısı
   'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
   Filistin’de Yaşananlar Yine Saptırılıyor
   İsrail, İran’a saldırabilir mi?
   Şeytanın askerleri görevde
   60. yıl etkinlikleri
   Büyük Felaketin Altmışıncı Yılı
   Lübnan olayları üzerine
   İşgalcinin azgınlığı
   Haçlılık damarları kabardı
   Kısa Notlarla
   Kosova'nın Bağımsızlığı
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.