Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Filistin Direniş Gruplarının Onur Sözleşmesi
Pazartesi, 10 Ekim 2005 - (09:57)
Ahmet Varol
www.vahdet.com.tr

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Son günlerde işgalci siyonist devletin perde arkasından yönlendirdiği ve özerk yönetim İçişleri bakanlığına bağlı polislerle istihbarat görevlilerinin icra ettiği birtakım fitne oyunlarına karşı Filistin direniş grupları aralarında, "Ulusal Onur Sözleşmesi" adını verdikleri bir sözleşmeyi onayladılar. Siyonist işgale karşı silahların korunmasını ve herhangi bir iç çatışmanın önünü açacak gelişmelere karşı durulmasını isteyen Ulusal Onur Sözleşmesi bir basın toplantısıyla da kamuoyuna duyuruldu.

Sözleşmede Filistin davasının hassas bir dönemden geçtiğine dikkat çekildikten sonra siyonist işgal güçlerinin sömürücü ve düşmanca tutumunu sürdürdüğü buna karşılık Filistin direnişinin de bütün imkânlarıyla ona karşı direnmeye, silahlı mücadeleye devam edeceği vurgulandı. İşgalci düşman Gazze'den çekilmiş olsa da buranın siyonist işgale karşı verilecek mücadelede önemli bir merkez olarak kalacağı, Filistin direnişinin siyonist düşmanın göğsüne dayamak amacıyla silahlarını muhafaza edeceği, böyle yapmasının ulusal davasının güvenliği ve düşmanca saldırıları püskürtmek için zorunlu olduğu ifade edildi. Bu itibarla Filistin direnişinin silahlarına dokunmanın siyonist düşmana karşılıksız hizmet anlamına geleceği hatırlatılarak: "Siyonist düşmana böyle bir hizmette bulunmaya kalkışana bütün imkânlarımızla karşı duracak ve böyle bir hizmeti engellemek için mümkün olan bütün yolları deneyeceğiz" denildi.

Sözleşmede, direniş gruplarının ulusal ilkelere bağlı diplomatik faaliyetlere saygı göstereceği, ancak bu çalışmanın Filistin davasını özellikle de Filistin halkının işgale karşı direnme hakkını savunma ve onun bu meşru direnişine "terör" yakıştırmasında bulunulmasına karşı durma prensibine bağlı olarak yürütülmesi gerektiği vurgulandı. Filistin halkının meşru haklarına saygı göstermediğini açıkça ifade eden siyonist düşmanla yürütülen görüşmelerden bir sonuç çıkmayacağını bilmekle birlikte Filistin direniş gruplarının yine de bu yöndeki çalışmalara da saygı konumunda duracağı ancak bu yöndeki çalışmalarda da Filistin'deki ulusal ittifakın dikkate alınması gerektiği hatırlatıldı.

İç sorunlarla ilgili olarak da şu ifadelere yer verildi:

"Çağrımız direnişin bütün kanatlarına, bütün askeri gruplara ve tüm halkımızadır: Biz hedefleri bir olan kan kardeşleriyiz. Halkımıza ve ulusal birliğimize zarar vermek isteyen, bu amaçla tahrikçilik yapan ve aramızda taassup oluşturmaya çalışan işbirlikçilerine fırsat vermeyin. Vatanımız bir, düşmanımız aynı, davamız birdir. Fitne önderlerine diyoruz ki; siz hiddetinizle ölün. Aramızda fitne yöneticiliği yapmakta başarılı olamayacaksınız. Biz direnişin bütün kanatlarının mensuplarının birliğini ilan ediyoruz. Bu kanatlardan herhangi birine dokunulmasını tümüne dokunulması olarak kabul edecek ve böyle bir girişime karşı ortak hareket edeceğiz."

Sözleşmede özerk yönetim yetkililerine de çağrı yapılarak, Filistin halkının ve direniş gruplarının arasına fitne sokmaya çalışan işbirlikçilerine fırsat vermemeleri istendi.

Sözleşmede ayrıca bunun Filistin'deki silahlı mücadelenin farklı kanatları arasında güçlü bir birliği oluşturma yolunda atılan ilk adım olduğu, bu doğrultuda faaliyetlerin ve diyalog çalışmalarının daha da artırılacağı ifade edildi.

Söz konusu sözleşmeyi kamuoyuna duyurmak amacıyla basın toplantısı düzenleyen direniş grupları temsilcileri, sözleşme metnini okuduktan sonra basın mensuplarının sorularını cevapladılar.

Polis mi Şehir Eşkıyası mı?

Filistin'deki direniş gruplarını aralarında bir "Ulusal Onur Sözleşmesi" hazırlayıp kabul etmeye zorlayan en önemli sebep özerk yönetimin İçişleri bakanlığına bağlı birtakım güvenlik organlarının tutumları oldu. İşgalci siyonist devletle gizli irtibatının olduğu tahmin edilen İçişleri bakanı Tuğgeneral Nasr Yusuf'a bağlı bazı polislerin ve güvenlik elemanlarının Gazze'de başlattıkları sonra Batı Yaka'da sürdürdükleri fitne amaçlı faaliyetler Filistin sahasında bazı endişelerin ortaya çıkmasına sebep olmuştu. Filistinliler bu uygulamalardan dolayı ciddi endişelere kapılırken işgalci siyonistler memnuniyetlerini, sevinçlerini gizlemiyor, özerk yönetim polisini daha fazlasını yapmaya teşvik ediyorlardı.

Özerk yönetim İçişleri bakanı Nasr Yusuf ise Filistinlilerin endişelerini değil siyonist işgalcilerin memnuniyetlerini nazarı dikkate alarak fitne amaçlı uygulamalarını Batı Yaka şehirlerine de taşıma gayreti içine girdi. Bu bölgede özerk yönetim polisleri ve istihbarat elemanları HAMAS'ın bazı ileri gelenlerinin evlerine gece yarısı baskınları düzenleyerek onları kaçırdılar. Yaptıkları, güvenlik mekanizmasına değil şehir eşkıyasına yakışacak türden fiillerdi.

Verilen haberlere göre, işgalci siyonistleri hoşnut etmek için Filistinliler arasında fitne ateşini alevlendirmeye çalışan Nasr Yusuf'un eşkıyaları hem Gazze hem de Batı Yaka bölgesinde geçtiğimiz günlerde geneli HAMAS'ın ileri gelenlerinden olmak üzere birçok kişiyi kaçırdılar. Bunlardan bazıları:

1.Necah Ulusal Üniversitesi'ne bağlı Mühendislik Fakültesi'nin dekanı, Tulkerem'den Prof. Dr. Riyad Adülkerim er-Râs. Nasr Yusuf'un eşkıyaları aynen işgalci siyonistlerin metotlarını kullanarak er-Râs'ın evini önce silahlarıyla ateş ederek kuşatmaya aldılar. Sonra evine girerek eşinin ve çocuklarının gözleri önünde, toplumda onurlu bir konuma sahip bu değerli ilim adamını iğrenç bir şekilde dövdükten sonra tutuklayıp bilinmeyen bir yere götürdüler.

2.Beytlahm'dan, belediye meclisi seçimlerinde aday olup kazanmış olan Hasan Safi.

3.el-Halil'den Bâsim Ubeydu

4.Nablus'tan Kemâl Şahin

5.Tulkerem'den Cemâl Şulbâye. Şehir eşkıyaları onun da evine silahla baskın düzenledi ve eve ateş ederek maddi zarar verdiler.

Bunlardan Prof. Riyad Abdülkerim er-Râs önemli bilimsel çalışmalarıyla ün salmış ve geniş bir halk kitlesi tarafından tanınan bir bilim adamı. HAMAS'ın onu, 25 Ocak 2006'da gerçekleştirilmesi planlanan özerk yönetim parlamento seçimlerinde aday göstermeyi düşündüğü biliniyor.

Polis ve istihbaratçı kılığındaki şehir eşkıyaları bazı kişileri gece yarısından sonra evlerinden kaçırırken bazılarını da cadde ortasında yakalayarak kaçırdılar.

Halkın şiddetli tepkisi üzerine söz konusu şehir eşkıyaları kaçırdıklarından bazılarını bir süre sonra serbest bırakmak zorunda kaldılar.

HAMAS, yaptığı açıklamada bu baskınların ve adam kaçırmaların insan onurunu ve can güvenliğini iyice hafife alan, Filistin'in bütün şehirlerine fitne ateşini yaymayı amaçlayan çirkin fiiller olduğunu dile getirdi. HAMAS açıklamasında bu fiillerden tamamen özerk yönetim istihbaratının sorumlu olduğunu vurguladı ve halka yaptığı çağrıda şu ifadeye yer verdi: "Halkımızdan bu taşkın grubun ve onun başında yer alan, bu ahlâk dışı ve vatan aleyhtarı metottan sorumlu idarenin önünü kesmesini bekliyoruz."

Kaçırılanlara Yapılan İşkenceler

Özerk yönetim istihbarat elemanları tarafından kaçırıldıktan sonra halkın tepkisi üzerine serbest bırakılanlardan bazılarının anlattıkları, adam kaçırarak işgalci siyonistlere yaranmaya çalışan istihbarat elemanlarının tam bir eşkıya usulüyle hareket ettiklerini gözler önüne seriyor.

İşte bunlardan, Gazze'de cadde ortasında bir arkadaşıyla birlikte kaçırılan Muaz el-Ber'avi'nin anlattıkları:

"Bizi götürüp komiseri beklemek üzere bir yere oturttular. Bu sırada bir polis arkadaşlarına: "Bunlar eğer yerlerinden hareket ederlerse kafalarına kurşun sıkın" dedi. Sonra her birimizi tek kişilik sorgu odasına aldılar. Mısır lehçesiyle konuşan bir sorgucu geldi." (Sorgulayıcının Mısır lehçesiyle konuşuyor olması son dönemde işgalci siyonist devletin isteği doğrultusunda özerk yönetim istihbaratıyla Mısır istihbaratı arasında bu konuda işbirliği yapıldığına dair bilgileri teyit etmesi açısından düşündürücü.)

Aynı şey Muaz'la birlikte tutuklanan Ahmed Hamade'ye de yapılıyor. Sonra her ikisi de pasaport dairesi diye bilinen bir başka polis merkezine götürülüyorlar. Orada yaşananları da Ahmed Hamade'nin ağzından dinleyelim:

"Burada bizi yüzlerinden kin ve hiddet taşan, tahrikçi bir tutum içinde otuz silahlı polis karşıladı. Bu polisler Allah'a söverek karşımıza çıktılar. Bizi aşağılayıcı bir uslupla ve döverek iyice aradılar. Bu arada bize ve Dr. Mahmud Zehhar, Nizar Reyyân ve Sâmi Ebu Zuhri başta olmak üzere HAMAS liderlerine çirkin ifadelerle küfrettiler. Sonra üst elbiselerimizi çıkarttırdılar. Onları kafamıza ve gözlerimize savurdular. Üst elbiseleri çıkarınca atletimin yeşil renkte olduğunu görünce beni gözlerim bağlı halde feci bir şekilde dövdüler. Çok geçmeden polislerin hepsi birden üzerime ellerindeki kalaşinkofların dipçikleriyle ve namlularıyla vurmaya başladılar. Başıma, yüzüme, göğsüme, sırtıma nereme denk gelirse vuruyorlardı. Vururken de iğrenç hakaretlerde bulunuyor, Allah'a sövüyor, babalarımıza ve annelerimize yönelik çirkin küfür ifadeleri kullanıyorlardı. Bu kadar darbeye dayanamayarak yere düştük. Bunun üzerine polislerden biri ayağıyla boynuma bastı. Bu sırada burnumdan kanlar akmaya başladı. Ben bağırdım. Ama ilgilenen olmadı. Polislerden biri vurmakla yetinmeyerek yanaklarımı şiddetli bir şekilde ısırdı."

Yapılanların hepsi bu kadarla kalmıyor. Gençleri oradan alıp jeeplerle bir başka yere naklediyorlar. Yolda sürekli silahların dipçikleriyle dövmeye devam ediyorlar. Arabadan indirdiklerinde bir fasıl daha dayak atıyorlar. Sonra başlarına Amerikalıların Irak'ta tutukladıklarının başlarına geçirdikleri gibi kukuleta geçiriyor ve bir hücreye kapatıyorlar. Orada oturma fırsatı vermeyerek ayakta bekletiyorlar. Birkaç saat süren bu ayakta bekletme esnasında gençlerin ikindi namazlarını kılmalarına da engel oluyorlar. Ardından dayaklı ve küfürlü yeni bir sorgulama dalgası başlıyor. Bu ikinci sorgulamada gözleri bağlı tutuluyorlar. İlginç olan bir şey buradaki sorgulamacının da Mısır lehçesiyle konuşması. Sorgucu Muaz'a: "Örgütsel rütben nedir?" diye soruyor. O: "Ben, Ebu Bekir Sıddık Camisi cemaatinden bir gencim" deyince adam çirkin bir şekilde Allah'a sövüyor. Sonra Muaz'ı şiddetle dövüyor ve: "Ya itirafta bulunursun. Ya da seni burada öldürürüz. Bacaklarından tavana asar öylece bırakırız" diyor.

Bu stille ve gittikçe şiddetlenen işkence gençler serbest bırakılıncaya kadar kesintisiz bir şekilde devam ediyor. Ancak biz daha fazla sözü uzatmaya gerek görmüyoruz.

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Ahmet Varol'in Son 10 Yazısı
   'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
   Filistin’de Yaşananlar Yine Saptırılıyor
   İsrail, İran’a saldırabilir mi?
   Şeytanın askerleri görevde
   60. yıl etkinlikleri
   Büyük Felaketin Altmışıncı Yılı
   Lübnan olayları üzerine
   İşgalcinin azgınlığı
   Haçlılık damarları kabardı
   Kısa Notlarla
   Kosova'nın Bağımsızlığı
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.