Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
“Bizimle ya da Bize Karşı”: Bu Gerçekten Bir Haçlı Seferi*
Çarşamba, 08 Haziran 2005 - (20:31)
Gary Leupp

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

9/11 saldırılarını takip eden günlerde George W. Bush, Amerikalılar'ı şu şekilde bilgilendiriyordu: “Bu bir Haçlı Seferi, bu terörizmle savaş zaman alacaktır.”. Bush, Yale Üniversitesi'nde tarih okumuş birisi olarak Ortaçağ'daki Haçlı Seferleri'nin ne olduğunu biliyor olmalıdır: Yakın zamanlarda çekilen “Cennetin Krallığı” filminde de yansıtıldığı gibi Hristiyanlar Müslümanlara karşı, ağırlıklı olarak Filistin'i kontrol etmek için büyük bir zalimlik ve ikiyüzlülükle savaştılar. Bu ateşli tabir, Müslüman öfke ve korkusunu ve her taraftan (Dışişleri Bakanlığı'nın da buna dahil olduğunu tasavvur ediyorum) tepkileri tahrik ederek Bush'un hararetli söylemini terk etmesine sebep oldu. Ancak, evet baylar ve bayanlar, bu gerçekten bir Haçlı Seferi, bir Yahudi-Hristiyan komuta merkezinden idare edilen Müslüman karşıtı bir proje. Yönetimdeki yetkililerin savaşın herhangi bir dini karakter taşımadığını söyleyerek İslâm'a olan saygılarını ne kadar ikrar ettikleri ya da gerçekçi bir hayretle Muslümanların “terörizmle savaşı” bir “Müslüman karşıtı savaş” olarak yanlış anlayabileceklerini ifade etmeleri hiç önemli değil; bu, aşağıdaki sebepler yüzünden gerçek bir Haçlı “Kutsal Savaşı”.

9/11'den sonra Başkan Bush, Richard Clark ve Paul O'Neill'in kitaplarında ortaya koydukları gibi, herhangi bir vesileyle gerçekleştirmeyi planladığı Irak'ı işgal için uygun bir fırsat buldu. 9/11 ile Irak arasında hiçbir bağlantı yoktu; her ne kadar bazıları hâlâ bunların bulunacağına iman etse de Irak'a ait hiçbir kitle imha silahı da mevcut değildi. El-Kaide üyeleri, Iraklıların çoğu, jeopolitiğin büyük petrol zengini stratejik mihverini oluşturan “Büyük Ortadoğu”daki insanların çoğu müslümandı. Amerikalıların % 80'i Hristiyan'dır ve Bush'un siyasi zeminini fundamentalist Hristiyan sağı oluşturmaktadır. Hristiyan fundamentalistlerinin çoğu İslam'ın düşman olduğuna dair yanlış bir inanca sahiptir. Bu inanç, siyasi olarak sömürülebilir.

Bush yönetimi, akla meydan okuyarak zayıf, yaptırımlar yüzünden kan ağlayan Irak'a bir saldırının, Bağdat'taki öfke dolu Müslüman zihinlerin Bush'un “iyi insanlar” olduğunu bildiğini ifade ettiği ağırlıklı çoğunluğu Hristiyan olan Amerika'ya bir başka 9/11 yaşatmasını önlemeye yardımcı olacağı hususunda ısrar etti. Bush, “Korunmuş” olduklarına inananların kibirlerini “Kötüye karşı İyi” retoriğiyle tatmin etti. Kasım 2001'de korkmuş bir dünyayı “Ya bizimlesiniz, ya da bize karşı” sözleriyle ikâz etti. Bush, İsa'nın Matta İncili 12:30'da geçen sözlerini tekrar etmişti: “Benimle olmayan bana karşıdır ve etrafımda toplanmayan dağılacaktır.” Böylece “vaiz” planladığı Haçlı Seferi'ne uluyarak “amin” diyen sürüsünü topladı.

Bu, Ortaçağ Haçlı Seferleri'nin ya da Reformasyon'a eşlik eden din savaşlarının bütün irrasyonelliğine rağmen inanç temelli bir savaştır. Reformasyon'da fundamentalistler kesinlikle büyüktüler ama akabinde gerçekleşen Aydınlanma ona tamamen düşmandı. Düşman olanlar sadece Didero, Voltaire ve Kant değildi. Thomas Jefferson şu sapkınca sözleri söylüyordu: “Tanrı'nın varlığını bile sorgulayın, eğer bir tane varsa, akla kör inançtan fazla hürmet etmesi daha muhtemeldir.” Önceki yüzyıllara hakim olan uluslararası ilişkiler normlarına da düşmandılar. Bir kimse, 1648'deki Vestfelya Anlaşması'na Reformasyon tarafından başlatılan din savaşları ile Aydınlanma'daki aklın şafağı arasındaki orta nokta olarak bakabilir. Bu anlaşma, egemen devleti dünya politikasının temel unsuru olarak konumlandırıyor ve barışı sürdürmek için “müdahale etmeme” ilkesini destekliyordu. Bunların hepsi rasyoneldi. Ancak, bazı üyeleri anayasayı bir kenara fırlatarak kendi kutsal “hakimiyetlerini” hayatlarınızın üzerine empoze etmek isteyen Hristiyan sağı, yüzlerce yıllık uluslararası hukuku dünyaya karşı irrasyonel bir şekilde saldırmak için bir kenara atmaktan mutluluk duyuyor. Bunların hepsi Tanrı adına! Kahramanları George Bush, 2003'deki hukuk dışı işgali için şunu söyledi: “Tanrı bana (Saddam Hüseyin'e) şiddetle vurmamı söyledi, ben de ona şiddetle vurdum.”

Evet, bu Tanrı'nın seçtiği kişi olan Bush tarafından yönetilen el-Kaide'ye, Saddam Hüseyin'e, Irak direnişine ve Müslüman toplumlarda doğmaktan başka çok az ortak şeyleri olan diğer birçoklarına karşı bir Haçlı Seferi. Suriye ve İran'ın her ikisi de “rejim değişimi” için hedef alındı. Yaser Arafat tarafından idare edilen Filistin Otoritesi, Vaşington ve Şaron'la diplomatik ilişkileri sürdürmek için ABD'nin onayladığı bir başbakanı atamak zorunda kaldı. (Bu Başbakan, Bush'un düşmanlarına 'şiddetle vurmak' olan kutsal misyonuna dair sırrı söylediği Mahmut Abbas'tı.) Bu, Lübnan'daki en popüler Müslüman siyasi parti olan Hizbullah'a karşı bir Haçlı Seferi'dir. Filistinli Müslümanlar arasından yaygın desteğe sahip Hamas'a karşı bir savaştır.

Bu, ABD'deki etnik ve dinî önyargıları akıllıca sömüren bir Haçlı Seferi'dir. Bu, Âhir Zaman müminlerinin üstünlüğe dayalı zafercilik anlayışlarıyla hem Yahudi hem de Hristiyan Siyonistlerinin ABD gücüyle değiştirilmiş bir Ortadoğu rüyalarının karışımıdır. Yeni Ahit'in dilinden ödünç alınan “bize karşı ya da bizimle” formülasyonu, Yahudi-Hristiyan “biz”i diğer herkese (Küba, Kuzey Kore ve solcu akımlar dahil olmak üzere) ancak özellikle şimdi Müslüman dünyaya karşı mevzilendirmektedir. Terörizm ve dini çağrışımlarla yüklü “şer” gibi müphem kategoriler, Ladin'i Saddam Hüseyin'le aynileştirmek için ustaca kullanıldı; muhtemelen bunları İranlı mollalarla birleştirmek için de kullanılacak. Kainattaki bütün kötülüklere karşı başlatılan savaş Müslüman hedeflerle başladı, ancak belirli bir noktada dini saldırı Tanrısız komünizme doğru geri de çevrilebilir.

Ancak her halükârda şimdilik odak noktasında İslam var ve saldırgan bir şekilde “Büyük Ortadoğu”da siyasi değişim destekleniyor, aslında talep ediliyor. Bunun Amerika'yı korumak için yapıldığı varsayılıyor. Condoleezza Rice Amerikan askerlerine geçen Mart şunları söylemişti: “Farklı bir Ortadoğu inşâ edeceğiz… İstikrarlı, demokratik ve çocuklarımızın birgün, bu insanları 11 Eylül'de olduğu gibi uçaklarla bu binalara uçuran kin ideolojilerinden korkmak zorunda olmayacakları farklı bir geniş Ortadoğu.” Ortadoğu'da “nefret ideolojileri”ni besleyen, yönetim tarafından işaret edilen laik Basçılık, el-Kaide terörizmi ve İran'ın siyasi Şiiliği midir? Bu farklı ideolojileri, Amerikan politikalarına düşmanlık dışında bir araya getiren tek şey Müslüman unsurudur. Burada zımnen ifade edilen Müslüman dünyanın tekin bir yer olmadığıdır. Çocuklarımız için bir tehdittir. Öyleyse, çocuklar için bir Haçlı Seferi'ne ihtiyacımız var.

Yalnızca Müslüman dünyada değil, tüm dünya çapında ABD'nin itibarı yerlerde sürünüyor. Ancak bu durum özellikle dünya nüfusunun % 20'sini teşkil eden Müslüman ülkelerde geçerli. ABD'nin Afganistan, Irak ve Guantanamo'daki Müslümanlara yönelik nefret dolu davranışları kaçınılmaz bir şekilde en az Hristiyanlar arasındaki kadar farklı dünya görüşlerine sahip Müslümanlar arasında nefreti kışkırtıyor. Bir kimsenin egemen bir devlete yönelik kışkırtılmamış bir saldırıya, bu ülkenin devrik liderinin kasıtlı olarak kamuoyu önünde aşağılanmasına, Ebu Garip işkence ve aşağılamalarına muhalefet etmek ya da ABD'nin bütün kibir ve iki yüzlülüklerine öfkeyle cevap vermek için bir “nefret ideolojisi”ni benimsemeye ihtiyacı yoktur. Irak'ın işgalcisi, Suriye'den Lübnan'daki işgaline son vermesini ya da sonuçlarına katlanmasını talep ediyor. Silahsızlanma Anlaşması'nı taktik atom bombaları üretmek için ihlâl etmek isteyen güç, Anlaşma buna müsaade ettiği hâlde İran'a uranyum zenginleştirmeye izni olmadığını anlatıyor. Bu, Bush yönetiminin nefret edilmeyi arzu ettiğini gösteriyor. Böylece, Amerikan halkına dönerek; “Bakın, bu insanlar bizden nefret ediyor! Öyleyse biz, onların nefretlerine son vermek, kendimizi onlardan korumak için onların hükümetlerini, kurumlarını, eğitim sistemlerini onlara kendi sistemimizi vererek değiştirmek zorundayız!” diyebiliyor.

Tarih kitaplarında okuduğumuz Haçlı Seferleri'nin hepsi Filistin ve Kudüs'le ilgiliydi. Hristiyanlar (Bizans İmparatorluğu) bölge üzerindeki kontrolünü 638'de Müslüman Araplara kaptırdı ama Hristiyanlar genellikle Halifelerin idaresi altında hoşgörüyle karşılandılar. Aslında şehri Arap komutan Ömer'e teslim eden Patrik Sophronios'a Hristiyanların Hristiyan kutsal yerlerini kontrol etmeye devam edeceklerine ve dini pratiklerini hiçbir engellemeye maruz kalmadan yerine getirebileceklerine dair yazılı garantiler verilmişti. Frank Kralları ya da Bizans İmparatorları'yla yapılan anlaşmalar şehirdeki Hristiyan kutsal mekanlarının varlığını korumalarını ve Avrupalı Hristiyanların hac yapmalarını kolaylaştırmıştı. Selçuklu Türklerinin Antakya'yı ve Küçük Asya'nın çoğunu ele geçirerek Bizans İmparatorluğu'nu yutmaya başlamalarıyla, Hristiyan Bizans, Roma Katolik Kilisesi ile arası açık olmasına rağmen Papa'ya başvurarak kendisine ve bütün Hristiyan âlemine Türk dalgasını püskürterek yardım etmesi talebinde bulundu.

Papa II. Urban,, kutsal bir savaş için çağrı yaparak Bizans'ı destekledi. 1095'deki Klermont Konsili'nde Avrupalı Hristiyan “bütün rütbelerden erkeklere, şövalyelere, piyadelere, zenginler ve fakirlere bu aşağılık ırkın din kardeşlerinizin topraklarından temizlenmesini hızlandırmak için” çağrıda bulundu. Bu aşağılık ırk! Papa burada yeni Müslüman olan Türkleri kastediyordu. “Seferi İsa komuta edecek!” diye de eklemişti. Daha sonra İslam idaresine dörtbuçuk yüzyıl önce kaptırılan bir bölgenin istirdadı için bir Avrupa seferi başladı.

Ancak, tıpkı şimdiki Haçlı Seferi'nde olduğu gibi hedef daha başlangıçta epeyce bulandırıldı. Niçin Tuna vadisindeki Yahudiler katledilmişlerdi? Onların Türklerle hiçbir ilişkileri yoktu. 1097'de niçin kanlı Haçlılar Slovenlerle savaşmıştı? Haçlılar Kudüs'ü Temmuz 1099'da yaş ya da cinsiyetine bakmaksızın bütün sakinlerini keserek ele geçirdi. Niçin? Niçin 1204'teki dördüncü haçlı Seferi sırasında Hristiyan İstanbul kuşatıldı? Elbiseleri üzerinde İsa'nın Haçı işlenmiş olan askerler yalnızca Müslümanlara karşı değil genelde bütün insanlığa karşı korkunç canavarlıklar yaptılar. Belki de zaman içinde yeni düşmanlar bulmak ve dini fanatizm ve gaddarlık potansiyelini harekete geçirmek için yayılmak Haçlı Seferi'nin doğasında bulunmaktadır.

1096 ve 1254 arasında yedi Haçlı Seferi yapıldı. Haçlılar kaybetti, Müslümanlar kazandı. Müslümanlar alicenap bir şekilde Hrisitiyanlara ticaret ve Kudüs'ü hacı olarak ziyaret etme hakkını verirken, Hristiyan Avrupa kendi dini engizisyonu ve dini katliamlarıyla yoluna devam etti. Bush'un çağdaş Haçlı Seferi, Müslümanlara kendi işlerini istedikleri gibi yapamayacaklarını söylüyor. Çünkü İsa, Bush aracılığıyla değişmelerini emrediyor, böylece de Amerikalı çocukları korkutamayacaklarını söylüyor. Amerikan ordusu Afganistan ve Irak'taki sivil ölülerin sayılmasını önemsemezken, Savunma Bakanlığı müsteşar yardımcısı Korgeneral William G. Boykin şunu söylüyor: “Biz Hristiyan bir milletiz ve düşman Şeytan olarak adlandırılan biridir.” Bush'un dini rehberi Franklin Graham, İslâm'ı “habis ve şer” bir din olarak adlandırıyor. Baba Graham ve oğlunun televizyonlarındaki piyesleri çok iyi biliniyor; başka ne?.. “Haçlılar”. İnançlı cemaatlerden yeniden doğuş çocukları 9/11'e cevap vermek için Müslüman dünyanın üzerine uygun adım yürüyorlar. Tıpkı bin yıl önce Hristiyan seleflerinin (köylüler, çocuklar, şövalyeler) düzensiz bir şekilde Avrupa'dan yola çıkarak çoğunun kendi kıyametlerine yürümeleri gibi. İleri Hristiyan askerler, “İsa'nın haçı önünüzde”.

* www.counterpunch.org 27 Mayıs 2005 ,

**Gary Leupp, Tufts Üniversitesi'nde Tarih ve Mukayeseli Din profesörüdür.

Bu makale Hisar gazetesinden alıntılanmıştır.

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Gary Leupp'in Diğer Yazıları
Yazarın başka yazısı bulunmamaktadır.
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.