Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
İslam Birliği Vaciptir
Cumartesi, 12 Kasım 2005 - (22:39)
Abdulaziz Tantik
İslam Dünyası

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

İslam dünyası, 18. yüzyılın sonu ve 19. yüzyılın başında, içinde bulunduğu dağınıklığı gidermenin yolu olarak İttihadı İslam politikasına sarıldı. O dönemde yaşayan alim ve aydınlar İttihadı İslam politikaları üzerine yoğun tartışmalar yaşadılar. Farklı görüşler ortaya kondu. Mizacına ve düşüncesine göre değişik yorumlar yapıldı. Bu yorumlar siyasal bir desteğe sahip olamadığı için, dönemin de ulus devlet dönemi olduğundan başarılı olunamadı. Ancak Cemalettin Afgani ile Muhammed Abduh farklı metodolojiye sahip olsalar da İslam Birliği konusunda ciddi bir çaba ortaya koydular. Fakat bu çabayı reel zeminde İslam dünyasında ciddi yankılar oluşturan hareket Hasan El Benna’nın başlatıcısı ve kurucusu olduğu İhvan hareketidir. Çok kısa zamanda İslam dünyasının önemli merkezlerine ulaşan bu hareket; Müslümanların birliğine verdiği önemle tanınırlar. Tabi İslam dünyasından başka isimler ve Türkiye’den de alim ve aydın insanlar bu politikayı sahiplenmişlerdi. Ama sonuç ortada! Bu durumun ciddi bir şekilde müzakere masasına konması gerekmektedir. İslam dünyasının kurtuluşu hangi politik tavır ve ahlaki duruştadır? Bu sorunun yakıcılığını hazmederek üzerine yürümeli ve çözüm arayışlarına hız verilmelidir.

Müslümanlar içinde bulundukları koşulları dikkate alarak kendilerine yönelen akli, zihni, duygusal, maddi (gelire dönüştürülebilecek tüm zenginlikleri) işgale karşı birbirlerini koruma ve kollama sorumluluklarını yerine getirebilme adına; yüreklerde ve zihinlerde birleşme imkânı elde edebilmelidirler.

Yüreklerde ve zihinlerde meydana gelen bu işgalin ortadan kaldırılabilmesi için gereken adımların atılabilmesinin sorumluluğu kime düşmektedir. Bu yakıcı soru(nu)yu gündemimize almanın zamanı geçmektedir. Bu sorumluluk sahipleri olarak işaretlenen kişilerin kendi iç dünyalarında bir bütünlük sağlayamamaları bu işgali sadece uzatmaya yaramaktadır. Bir uyanışın yüreklerde ve zihinlerde sese dönüşmesi adına adımlar atılması gerekmektedir. Her gün yeni bir zulüm örneği ile karşı karşıya kalan Müslüman halkların durumu içler acısıdır. Bu yaralara tedavi amaçlı yönelim olmazsa, başka güçler kendi işgallerinin meşruiyeti adına harekete geçmektedirler.

Son zamanlarda Müslüman halkların yaşadıkları coğrafyada meydana gelen afetlerin uyuyan Müslüman vicdanın uyanışına yönelik ilahi bir ikaz olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu hal bile eğer Müslüman bireyi uyandırmaya yetmiyorsa, beklemeli kendisini bekleyen akıbeti…

Müslüman halkların birinci sorumlulukları; müstevli güçlerle kendi emellerini tevhit etmeyi başaran yönetici elitlerin üzerlerindeki eli, yüreklerinden ve zihinlerinden, sonra da yönetimden kaldırma çabalarına yönelmeleridir. Bu işgalin ortadan kaldırılırken meşruiyet zemininin muhafaza edilmesi elzem bir sorumluluk olduğu ortadadır. Sivil toplum faaliyetleri çerçevesinde kendi meşru anayasal haklarını bir bilinç düzeyinde kavrayarak top yekûn bir inşa hareketi kaçınılmazdır. Müslüman halkların kendi siyasetleri üzerinde yeterince bir yönelimde bulunmadıkları bilinen bir gerçektir. Müslüman zihinlerin siyasal tartışmaları hala sürmektedir. Yanlış bir mecrada yapılan bu tartışmalar sadece işgalci güçlere yarayan bir pozisyon bırakmaktadır. Bu durumun düşünen Müslüman akıl tarafından yeniden gündem haline getirilmesi gerekmektedir. İslam birliğinin önünde bulunan en büyük engellerden biride budur. Bu zihni durum aşılamadığı için bulundukları topraklarda yönetme hakkı ellerinden alınan Müslüman halklar öncelikli olarak bu yönetme haklarını geri almalıdırlar. Kendi topraklarında her türlü sorumluluklarını yerine getiren Müslüman halklar nedense yönetme hakları verilmemekte ve bu durum Müslüman coğrafyaların içinde bulundukları hali pür melallerini oluşturmaktadır.

Terör adını kullanarak Müslümanların meşru haklarını ellerinden almaya çalışan işgalci güçlerin bu haksız tanımlarına haklılık kazandıracak hiçbir şiddet eylemini haklı ve meşru görmek mümkün değildir. Şiddet Müslüman halkların asla başvurmaması gereken bir eylem biçimidir. Şiddete bulaştırılan unsurların Müslüman halkların işgaline zemin hazırladıkları ve Müslüman halkların iktidar olma imkânlarını heba ettiklerini gözlemlemekteyiz. İşgalcilerin arzusunun bu olduğunu ifade etmeye gerek var mıdır?

Müslüman bireyin kendi iç insicamını oluşturarak Müslüman toplumların iç insicamını oluşturma sürecini başlatmaları gerekmektedir. Bunu sağlayacak vasat; bu güne kadar yapılanların derinlikli olarak yeniden gözden geçirilmesini sağlayacak zemini oluşturmaktır. Sorumluluk alma vaktidir. Sorumlulukları erteleyerek varılabilecek bir yer ve değer yoktur. O zaman Müslüman bireyin tam bir silkinişle silkinmesi ve kendine gelebilmesi için kendi vicdani sorumluluğunu hatırlaması gerekmektedir. Müslüman bireyin bu silkinişi beraberinde Müslüman toplumun silkinişini getirecektir. Bu silkinişler; üzerlerine toplanmış tozların dağılmasını sağlayacak ve İslam birliğinin önünü açacaktır. Eğer Müslüman halklar hali hazır durumlarını muhafaza ederek yaşamaya devam edeceklerse, şu ana kadar yaşadıklarını yaşamaya da devam edecekleri anlamına gelecektir, bu durum.

İslam dünyasının hali pür melali ortada duruyor. İslam birliğinin gerçekleşebilmesi için bu hali pür melalin ortadan kalkmasını sağlayacak vicdani değişim sorumlularını bekliyor. İğdiş edilmiş bir psikoloji, işgal edilmiş bir zihin, ürkütülmüş bir toplumsallık, vazgeçirilmiş bir yardımlaşma sonucu birbirine dayanma gücü olacak Müslümanlar kendi hallerine bırakılmamaktadırlar.

Fethedilmeyi bekleyen İslam dünyası; baştanbaşa, yukardan aşağı kendi fatihlerini beklemektedirler. Bu psikolojiyi keşfeden Amerika, İslam dünyası için bir işgal reçetesi hazırlamıştır. Yeraltı ve yer üstü zenginliklerine el koymayı meşrulaştıracak bir mekanizmayı devreye sokarak bunu yapmaktadır. Fethedilme arzusunu doğru teşhis eden Amerika, Müslümanların vicdanlarında meşruiyet zemini oluşturmak için demokrasi, insan hakları ve özgürlükleri dayatmaktadır. Bu durumu kendi lehine yorumlama faaliyetleri, dev medya aygıtları devreye sokularak, imaj düzeltme seansları yapılarak Müslüman halkların vicdanlarında ses bulmaya çalışmaktadır. Ama Müslümanların vicdanları vahiyle ve aydınlıkla harekete geçebilmeye ayarlı olduğundan bu ses yankılanmamaktadır. Amerika, bütün çabalarına rağmen Müslümanların bu içinde bulundukları psikolojik durumu kendi lehine meşrulaştırmayı sağlayamıyor. Bu durum da bize göstermektedir ki, İslam dünyası bütün saldırılara rağmen kendi potansiyelini kendi içinde barındırmakta ve dışarıya karşı kendi korunağını inşa edebilmektedir.

Son dönemlerde meydana gelen siyasi gelişmeleri dikkatle izlemeye başladığımızda Müslüman halkların kurtuluş umutlarının bitirilmeye çalışıldığını tespit edebiliriz. Ama kurtuluş umutları vicdanların derinliklerinde beklemeye devam ettiği için bu umudu canlandıracak sesi de beklemeye devam etmektedir. Sözünü ahlaka dönüştürüp güçlü bir ses haline getirecek Müslüman Aydın ve Âlimlerin yeryüzüne (gün ışığına) rucu etmesi beklenmektedir. Vicdanı kanayan her Müslüman, içinde bulunulan bu makûs talihin değişebilmesi için üzerine düşen sorumluluklarını yerine getirme vecibesi ile karşı karşıyadır. Bundan kaçınmanın yolu da yoktur. Bu sorumluluk aynı zamanda işgalci güçlerin zihinlerden ve Müslüman topraklarından çıkarılmasının sorumluluğunu ilzam eder.

Müslüman halkların içinde bulundukları bu elem verici durumu kendi lehine kullanmaya çalışan müstevli güçlerin bu imkânlarını ellerinden alabilmek için kendi Müslümanlığının şuurunda olan insanların üzerine düşen sorumluluk katlanarak devam etmektedir. Kendi iç dünyasında kendi barışını ilan ederek vicdani bütünlüğünü sağlama ve kendi ile aynı kaderi ve yolu paylaşan diğer kardeşleri ile bir bütünlük sağlayarak bu yürek, zihin ve toprak işgaline son verilebilir.

Müslümanların tek ses, tek yürek, tek zihin, tek kalp, tek düşünüş ve tek eylem haline gelmeleri halinde üzerlerine yöneltilmiş bütün işgalleri ortadan kaldırabilecek gücü elde edebilirler. Bunu engellemenin bütün imkânlarını ve vasatlarını oluşturan işgalcileri bu konuda geri püskürtmek Müslüman halkların sorumluluğundadır. Kendilerine dayatılan coğrafi, ahlaki, siyasi bütün sınırları berhava edecek güç kendi imanlarında saklıdır. Yeter ki Müslüman halklar imanlarına sahip çıkacak basireti gösterebilme azmini yakalasınlar.

Allah kitabında Müslüman halklara ve bireylere bir ihtarda bulunmaktadır.

“Ey inananlar, Allah’tan, O’na yaraşır biçimde korkun ve ancak Müslümanlar olarak ölün. Ve topluca Allah’ın ipine yapışın, ayrılmayın; Allah’ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman idiniz, Allah kalplerinizi uzlaştırdı. O’nun nimetiyle kardeşler haline geldiniz. Siz ateşten bir çukurun kenarında bulunuyordunuz, Allah sizi oradan kurtardı. Allah size ayetlerini böyle açıklıyor ki, yola gelesiniz. İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten men’eden bir topluluk olsun; işte onlar başarıya erenlerdir. Kendilerine açık deliller geldikten sonra bölünüp ihtilaf edenler gibi olmayın. İşte onlar evet onlar için büyük bir azap vardır…” (Al-i İmran suresi: 103–105)

Muhakkak ki Allah, sözün en güzelini söyler!

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Abdulaziz Tantik'in Son 10 Yazısı
   Varolma / yokolma aynasında İslam Dünyası
   İslamcılık ve Geleceğimiz Üzerine Düşünme
   Okumanın Düzeyi ve İnsan
   Tarih Üzerine Notlar
   Krizden Kurtuluş Yolu: İman
   Düşüncenin derinliğinde gündemi yorumlamak
   Sığınak, Mekân ve Zaman İlişkisi
   Kayıp Zamanın Telafisi Mümkün mü?
   Mazeretim Var...!
   İslami Serüvenin Nihilist Yaklaşıma Yenik Düşmesi ve/veya Nihilist Yaklaşımın Damardan Girişi
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.