Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Ümmet Söylemi ve Kürt’ler
Pazartesi, 21 Kasım 2005 - (12:32)
Yavuz Delal
www.beroj.com

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Ümmet: İslam yani Kuran retoriğinin ideolojisiyle ilişkisinde apaçık üstün bir paradigmaya sahiptir. Ancak bu paradigma, nüvesi Emevi’lerle başlayıp günümüze kadar gelen siyasal, toplumsal ve ekonomik özüyle (1) de çelişen veya hiç alakası olmayan bir başkalaşım geçirerek dönüşmüş ve bu süreçte özellikle Ortadoğu dediğimiz coğrafyada şu üç sac ayağı üzerinde -tartışmaya açık da olsa- algılanır olmuştur. Sami olan Araplar, Turani olan Türkler  ve İrani olan Farslar...

Denilebilir ki, bu sac ayakları İslam tarihi sürecinin hemen başlarında Emevi oluşumuyla Sami Araplar’dan; uzunca bir süre sonra da Turani'lerden ve İrani'lerden müteşekkil ırk temelinde üç ümmet oldular. (2) Araplar için ümmet Sami'lerden, Türkler için ümmet Turani'lerden, Farslar için ümmet İrani'lerden ibaretti. Bu üç ümmet dışında kalan diğer kavimler (3) için de ümmet algısında durum bundan farklı değildi. Onların payına düşen ise isimsiz kahramanlar olmaktı. Ümmetin asli unsurları (!) olan Sami'lere, Turani'lere ve İrani'lere kendilerni feda ettiler, soylarını ve kimliklerini bunlara bağlayarak açıkladılar. İradelerini ve özgürlüklerini bunlara teslim ettiler ve bu üç ümmetten birine kendilerini yamadılar. Böylece bunlara ait tarihe İslam tarihi, milliyetleri bağlamında geliştirilen düşüncelerine de İslam düşünce tarihi denildi. İslam medeniyeti de Sami, Turan ve İran medeniyetiyle anılır oldu. Bunların düşmanları İslam'ın düşmanı, dostları da İslam'ın dostları kabul edildi ve kutsandı.

Son bir asırdır ayyuka çıkan bu yapılanmaya Kürtler, haklı olarak itirazlıdırlar ve itirazlarında da tek ve yalnızdırlar. Kürtlerin bu itirazlarının haklılığı için ümmetin, ıstılahi teorisi ve reel pratiği arasından genellikle ıstılahi yönünün tercih edilerek aleyhlerine işletilmesi gerçeğinden yola çıkarak ''ümmet paradigmasının-kral çıplak misali-reel pratiğinin Kürler için kasıtlı olarak işletilmediğini''  söylemek mümkün müdür? Eğer ümmet, sosyolojik olarak bu özünü yitirmiş yeni ve pragmatik paradigma yapılanması sürecinde kaçınılmaz olarak ilerleyecekse veya bu paradigmanın öze dönüşü oldukça uzun sürecekse neden bağımsız başka ayaklar da adalet temelinde bu aslına uygun olmayan ümmet yapılanmasına eklemlenmesin ? Neden bu öze dönüş süreci çerçevesinde Kürtler de mevcut ümmet algısı içerisinde kendi yerini almasın? Ve neden Kürtler'in de düşmanı ve dostları İslam'ın düşmanı ve dostları olmasın? Ümmet adına Filistinli Arap’ın düşmanına düşman, dostuna dost olunacaksa gene ümmet adına Kürdistan'lı Kürd’ün de düşmanına düşman, dostuna dost olunmalı değil midir?

Bu taktirde oluşan paradoks nasıl çözülecek. Zira Kürt’lerin uluslar arası düzlemde mevcut dost ve düşmanları açıkça bellidir. Bu anlayışın doğal sonucu ümmetin kendi kendine düşman olup kendini imha etmesi değil midir? Bu yapılmadığına göre ve bu üç ümmet tarafından, Kürt’lere ‘pratik ümmet’ içerisinde tüm hukuka riayet temelinde yer verilmediğine göre ‘pratik-üç ümmet’ bu halkı ümmetin neresine ve hangi reel argümanlarla koyuyor veya koyabilir mi? Eğer bunu yaparsa -ki olan da budur- ahlak dışı, din dışı davranmış olmaz mı ? Eğer mevcut tavır ahlak ve din dışı değilse, neden Kürt’lerin bu üç ümmetin davranış pratiğini sergilemesi ve bu zemin üzerinden kurtuluş mücadelesi vermesi kabul edilemiyor?

Veya bunlardan çok farklı bir boyutta bu paradoksun çözümüyle ilgili, diğer aşağı (bu tabir pratiğin bir sonucudur) sınıf kavimler  adına da gözümüzü ve aklımızı çevirerek bakalım; bilinçsizce de olsa Kürt’ler bu sac ayaklarını kırıp, ümmeti yukarıdan olması gereken zemine ve tek ümmet olarak aslına çekebilecek bir görevi mi icra etmekteler?  İslam'ın tarihini, bu üç ümmetin tarihi olmaktan çıkarabilecekler mi? Veya böyle bir görevleri var mıdır? İstemeseler de tarih onlara böyle bir görevi yüklemiş midir? Allah bunu onlara, bu bilinçte olmasalar da nasip edecek midir? Ve Allah sorumluluğunu gereği gibi yerine getirmeyen bir kavmin-bir ümmetin var olma anlayışını Kürt kavmi üzerinden mi  değiştirecek veya değiştiriyor olabilir mi ?

Görelim Mevlam neyler ? Neylerse güzel eyler.

***

Not  1-Ümmet kavramı bunlarla sınırlı değildir.

Not 2-Bu iddiayı sözde yanlışlayan bu üç ümmet arasındaki ilişkiler, ümmetçiliğin değil diplomasinin ve ticaretin gereği kurulan ilişkilerdir. Ayrıca mevcut ümmeti oluşturan bu üç yapının ıstılahi anlamıyla ümmet kabul edilemeyeceği söylenci, idealizmle ilgili olabilir, oysa bizler yeryüzünde fenomenlerle ilgili değerlendirmeleri reel olanla ilgili yapmaktayız.

Not 3-Kısmen Hindli ve Malay v.s.. Müslümanları ayrı tutulabilir, ve bunlarla ilgili ayrı bir ümmet çalışması yapılabilir.

 

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Yavuz Delal'in Diğer Yazıları
   Kürt Sorunu ve Kürtler'in Sorunu
   Bu ne yaman çelişkidir Allah'ım
   Düşünmek risktir, Düşünmemek ise tacirliktir
   ''Kürt sorunu ve Müslümanlar'' forumuna dair
   Kuzey Irak / Güney Kürdistan
   Allah, Kürtlere bir peygamber gönderseydi!
   Türkiye İslamcılığının sözde çekinceleri
   Türkiye İslamcılığı ve Kürtler (1)
   Kürt Manifestosu - Gereklilik Denemesi
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.