Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Ontolojik Yalnızlıktan Çokluk İçindeki Yalnızlığa
Perşembe, 09 Haziran 2005 - (16:48)
Abdulaziz Tantik
İslam Dünyası

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Kentli olmanın dayanılmaz gerçekliğine bağlı olarak gerçekleşen yalnızlığın bir psikolojik vaka olduğunu ve sebepleri üzerinde durulmadığında anlaşılmayacağını kestirmek önemlidir. Kentli yaşamın dayattığı bir psikolojik duruştur, durumdur yalnızlık. Çağdaş sorunlar klişesine adını yazdırmış olan yalnızlık sendromu temel esprisini kentsel yaşamdan almaktadır. Bu durumu fark etmeden çağdaş yalnızlığı kavramak nâmümkündür.


Yalnızlık; epistemolojik ve varoluşsal boyut itibarı ile insanın biricikliğini (öznelliğini) keskinleştiren en temel varoluşsal duruştur. Zübdei alem olma; kendini aleme salıveren ama karışmayan, paylaşan ama kendini eksiltmeyen, çevresindeki uyuma bağlı ama özgürlükten ödün vermeyen bir duruş… Her insan biriciktir ve kendi öznelliğini sonsuzluk içinde kavrayarak yaşaması, kendi olmasının ölçütü olarak değerlendirilmelidir. Emanet ve ahdi, kendi öznelliği içinde bir anlama kavuşur. İlahi huzur'da insan tek başına kendi sorumluluk alanı ile ilgili olarak hesaba çekilecektir. Bu onun yalnızlığı içselleştirmesi ve onun gereği olan biricikliğini algılaması ile alakalıdır. Bu ontolojik olarak eskilerin bir deyimi olan 'Varlık içinde yokluğu yaşamak' düzeyine yükselmekle ilintilidir.

 

Yalnızlığın Allah'a mahsus olduğu kanısı yabana atılacak bir kanı değildir. Bütün varoluşun kaynağı, besleyicisi ve yürütücüsü olmakla birlikte kendinden bir parça eksiltmeden oluşmaktadır her şey…

 

Yalnızlık üzerine düşünürken 'benlik' kavramının insan için önceliğini eksene alarak sürdürmeliyiz. İnsan olmanın temel koşulu nedir sorusu 'bir ben olabilme' imkanıyla cevaplanmalıdır. İnsanı insan yapan ve diğer insanlardan farklılaştıran, kendi yalnızlığını yudum yudum yaşamasına olanak sağlayan benlik: kişinin ontolojik ve epistemolojik farklılığını varoluşsal düzeyde, kendi öznelliğini sonsuzluk içinde idrak etmesidir. Benliği kavramadan yalnızlık üzerine konuşmak abesle iştigaldir. O yüzden benliğin doğru bilgisine ve yorumuna ihtiyacımız olacaktır.

 

İnsan benliğinin temel özelliklerini belirtmek için gerekli imkanı sağlayacak kavramlar olarak tezahür eden; özgürlük, sorumluluk, iktidar, tercih; bu kavramlar üzerinde durarak benlik kavramının sahih bir yorumunu yapabiliriz.

 

Bu meselenin şu durum tespiti ile de yakın alakasını kurmalıyız. İnsan varlık olarak kime yakın durmalı ve kendini yakın hissetmelidir? Kime benzemek ister insan? Bütün bu soruların cevabı; Allah (cc) olacaktır…

 

Yalnızlığın söz ile ilişkisi üzerine bir değerlendirme gerekir. Söz ve yalnızlık ilişkisi orijinal bir ilişkidir. Bunu anlamak önemli bir şey, nedenine gelince; söz, iletişimin asli unsuru, başka unsurlar olmakla birlikte asli iletişim unsuru sözdür. Söz aynı zamanda bir ayrım vesilesidir. Ayrışmanın önemli unsurlarındandır.


Söz farklı bir duruş olarak kendini izhar eder. İnsanlardan farklılığınız sözünüzde yatar. Ayrıca söz bir kudret aracıdır, emredici bir özelliği vardır, belirleyici ve tanımlayıcı bir özelliğe sahiptir. Bütün bunlar sizin yalnızlığınızın nedenleri arasına girebilme imkanı demektir. O yüzden “'Önce söz vardı.' ondan sonra yalnızlık arkadaşı oldu” tespiti iyi bir tespittir. Yalnızlık onunla veya onsuz varolmaya devam edecektir. İnsan kendisinin farkına varmaya devam ettikçe, yalnızlığını sürdürmeye ve onu çoğaltmaya devam edecektir. Kafaları kurcalaması gereken şey; Bu kadar önemli epistemolojik ve ontolojik bir yerde duran yalnızlık meselesi niçin çok az ve gereği kadar konu olmaya, çabalara ortak olamadığıdır.

 

Anlam arayışının sonucu yalnızlık kendini dayatır. Yalnızlığın anlam arayışına verdiği destek ciddiye alınmalıdır. İnsan eğer bir anlam arayışı serüvenine atılıyorsa bilsin ki tek destekçisi yalnızlıktır. Bunun farkında olarak insanın bir anlam arayışına çıkması gerekmektedir. yoksa hayal kırıklıkları yaşaması elzemdir. Suçu kimseye atmadan ve kendine olan güvenini sağlam tutarak, yalnızlığın gücünü katık yaparak bir anlam arayışı gerçekleşebilir.

 

İnsan düşüşü yaşayan tek varlık olarak tezahür ediyor. İmtihana tabi tutulduğu yer, yabancı kaldığı yerdir. Kendi yaşam serüvenini sürdürürken, farklılaştığı, geçici olduğu bilinci ve kendisine dostça davranılmayan bir mekan olarak tasarlanmış, biran önce gitmek isteği ile dolmasına neden olan burukluk, insanı tanımlama olanağı sağlayan etkenler olarak değerlendirilmelidir. Kendine müsahhar kılınan bu eşya; isyanla isyan eder duruma gelebilmektedir. Yalnızlık belki de aşkı bulamamanın bir izdüşümü olarak biçimleniyordur. Aşkı tatmanın getirdiği haz, onu kaybetmenin sağladığı ortamdan kaynaklanan yalnızlığı da hesaba katmak gerekecektir.

 

İnsan varlığı gereği çevresine uyum sağlayabilmesine rağmen ontolojik yapısından kaynaklı yalnızlık durumunu içselleştirir. Yalnızlık aynı zamanda insan için kendi farklılığının bilincine varması olarak düşünülmelidir. Yalnızlaşarak kendini gerçekleştiren insan; doğasını keşfederek kendi yalnızlığında kendi olarak yaşam alanları oluşturabilme imkanı elde eder. Kendinden neşet eden bir dinamizm ile hayatın karmaşa ve kargaşasında bir yol tutturur. Kendi benliğini inşa sürecinde yalnızlık insana müthiş bir güç kazandırır. Kendi ayakları üzerinde durarak, kendine yaslanarak, kendinden vererek, bir uyumu, paylaşımı, birlikteliği benliği üzerine bina ederek gerçekleştiren insan; kendini gerçekleştiren insan olarak kendi yalnızlığında kendini inşa eden insan olacaktır.

 

Dikey bir yükselişin imkanı olarak ifade edilen yukarıdaki görüşler, insanı aşkın olana doğru bir sefere çıkarmanın imkanıdır. Fakat toplumdaki yalnızların durumu; çokluk içindeki yalnızların durumu ve psikolojisi üzerine de durmak gerekmektedir. yatay bir yükselişten bahsetmek mümkün olmalıdır. Eşitler arasında birincilik gibi…

 

Hicret ve hücre, insan ve benlik; insan hicret ederek kendini ve eşyayı tanıma okumasına girişir. Bu okuma hem kendini tanımasına ve hem de eşyayı tanımasına imkan tanır. Hicret; kendine dönüş olarak yorumlandığında, hücre; kendini tanıma imkan ve zamanıdır. Etrafını çevreleyen değerlerden uzaklaşarak yeni değerler bulma girişimini başlatmanın ilk adımı hicrettir. Hücre de bu yeni değerleri geliştirerek ve olgunlaştırarak bir şahsiyete dönüştürme mekanıdır. Yalnızlık bu hicreti ve hücreyi doğru konumlandırma ve yararlanma zeminidir.

 

Etrafımızda bu kadar farklı kategorik varlık hiyerarşisine rağmen insanın kendini yalnız hissetmesinin sebepleri üzerinde durmak önem kazanıyor. Öyle bir an gelir ki, her şey insana batmaktadır. Diken üzerinde oturmakta olduğu zehabı kuvvet kazanır. Sanal bir yalnızlık sendromu baş göstermektedir. Psikolojik durumunda bozukluklar kendisini göstermektedir. Bu yalnızlığın nedeni üzerinde düşünmek elzemdir. Kendi ile barışık olmayan insanın kendini bilinçsiz bir şekilde yalnızlaştırma, uyumsuzluğuna kılıf arama, bencilce davranışlarına meşruiyet zemini oluşturma, paylaşımı hafifseme ve kendini dünyaya hapsetme olarak değerlendireceğimiz bu psişik sorunlarını kamufle ederek hayata devam etme kararsızlığından, karamsarlığından meydana gelen bir yalnızlıktır. Bu yalnızlık insana sadece yük getirir.

 

İnsanın kendisini yalnızlığın sarmalayıp kucaklamasından rahatsız olması, yalnızlığı tanımamasından ve bilmemesinden kaynaklanır. İnsanın yabancılaşmayı yalnızlıkla örtmeye çalıştığını keşfetmesi gerekecektir. Kaos, karmaşa, kargaşa ve çokluk içinde kendini hiçleştirerek yalnızlığına üzülen insanın buhran yaşamasından daha doğal bir şey yoktur. Ne istediğini bilmeyen, hedefi konusunda sorunları olan, neyin doğru olup olmadığı konusunda kafası karışık olan insanın yalnızlığını bahane göstermesi sadece bir kaçamak olarak değerlendirilmelidir. O aslında yalnız değildir. Kendisi gibi binlerce kişi vardır. Fakat kendi yalnızlığından şikayet ederek kendi durumunu gözlemeye çalışır. İnsanın kendisini yalnız hissetmesi çevresinden yeterli ilgiyi görmemesine bağlaması bir başka handikabıdır insanın.

 

Kentli olmanın dayanılmaz gerçekliğine bağlı olarak gerçekleşen yalnızlığın bir psikolojik vaka olduğunu ve sebepleri üzerinde durulmadığında anlaşılmayacağını kestirmek önemlidir. Kentli yaşamın dayattığı bir psikolojik duruştur, durumdur   yalnızlık. Çağdaş sorunlar klişesine adını yazdırmış olan yalnızlık sendromu temel esprisini kentsel yaşamdan almaktadır. Bu durumu fark etmeden çağdaş yalnızlığı kavramak nâmümkündür.

 

 

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Abdulaziz Tantik'in Son 10 Yazısı
   Varolma / yokolma aynasında İslam Dünyası
   İslamcılık ve Geleceğimiz Üzerine Düşünme
   Okumanın Düzeyi ve İnsan
   Tarih Üzerine Notlar
   Krizden Kurtuluş Yolu: İman
   Düşüncenin derinliğinde gündemi yorumlamak
   İslam Birliği Vaciptir
   Sığınak, Mekân ve Zaman İlişkisi
   Kayıp Zamanın Telafisi Mümkün mü?
   Mazeretim Var...!
   İslami Serüvenin Nihilist Yaklaşıma Yenik Düşmesi ve/veya Nihilist Yaklaşımın Damardan Girişi
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.