Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Türkiye İslamcılığı ve Kürtler (1)
Salı, 13 Aralık 2005 - (10:29)
Yavuz Delal
www.beroj.com

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Kürdistan Vatanı ve Kürt Vakası Karşısında;


Kürt’lerin, Kürdistan vatanı ve Kürt vakası üzerinde yürürlüğe sokulmuş asırlık düşünsel terör ve dolayısıyla oluşturulan inkar sapmasına karşı, kendilerini yeniden kurma ve oluşturma hakikati adına açık ettikleri söylem ve eylem dinamikliğini kabullenmeyen, erimiş Kürt’lerin ve dört anaç sömürgeci devletten ve üç anaç sömürgeci toplumdan en amansızı olan T.C insanının vermiş olduğu cevap veya mevcut durumla ilgili olayı  algılama - daha doğrusu algılayamama - şekli, sığ bir inkar kuramına dayalı, samimiyetten uzak, pragmatik, provokatik ve gayri entellektüel tutum ve davranış içerisinde olmaktır. T.C insanı, kişi, gurup ve toplum şeklinde genel olarak farklı zeminlerde fakat aynı söylemi dillendirerek, Kürdistan vatanının ve Kürt vakasının düşmanları kampında yerlerini alırlar. Bu zeminlerden birini de devrimci - ümmetçi Türkiye İslamcılığı teşkil etmektedir. Devrimci olmayan dini karışımlı diğer zeminler T.C devleti rejiminin konuyla ilgili bütün politikalarına zaten koşullu - koşulsuz tabi olduklarından onları T.C’nin - diğer konularda olduğu gibi - Kürt politikasından da  ayrı olarak ele alıp kritik etmenin anlamsızlığı kendini açıkça ortaya koyar. Bu yazıda Türkiye İslamcılığının ve bu zemine ilintili Kürt’lerin konuyla ilgili duruşlarına kısa bir değini yapılacaktır. Amacımız konunun kendisiyle ilgili olarak kesin bir doğru bildirimi yapmak, din bilimi, tarih bilimi ve felsefesi, dil bilimi, köken bilimi, kelime ve kavram bilimi tartışması …vesaire yapmak değildir. Ayrıca amacımız - öyle algılanabilr - aşağılamak da değildir. Amacımız kısaca, Kürt halkı üzerinde icra edilen söylem ve eylem terörüne karşı adaleti konuşmak - ikame etmek, erimiş Kürd’e soğuk bir duş aldırarak erimesini durdurup kendisini yenilemeye çalışmak ve Kürt’lüğün mevcut yapısı gereği bütün ilgili ideolojilerin, politika ve siyasetlerin bir sınanma mihengi olduğunu göstermektir. Ve tartışılması gerekenlerden biri hatta en önemlisi olan, Türkiye İslamcılığının sorunsala karşı duruşundan yola çıkarak, bu amaçla ilgili Kürt manifestosuna - mümkün ise - katkıda  bulunmaktır.

Kürdistan direnişi (etken esası oluşturan  tarihi ayrı bir yazı konusudur.) Türkiye’de, Kürt, İslam ve öncelikle Batı dünyasının Kürdistan vatanının ve Kürdistan halkının bağımsızlık hareketlerine ilgisizlikleri, destek vermemeleri ve hatta köstek olmaları karşısında, ses getirmek için gerillaca 1980’li yıllar ve sonrasında gerçekleştirilen karakol baskınlarının ve sayıları gittikçe artan çatışmalarda ölen askerlerin artık gizlenememesinin kamuoyunun gündemine girmesiyle duyulmaya başlanmıştı. Öte yandan bu yıllara gelinirken Kürt’leri de kapsayan Türkiye İslamcılığı devletçi, misak-ı millici tutum ve davranışlarla sağcı reflekslere sahiptiler. Bu yıllardan sonraya sarkan süreçte  Kürt’lerin düşünsel tutum ve davranışlarında, refleks sunumlarındaki esasların kaçınılmaz biçimde giderek değişmesiyle yaşanan gelişmeler Türkiye İslamcılığını Türk ve Uzak Dünya İslamcılığına dönüştürdü. Dönüşümdeki faal etken Kürt’ler, edilgen olgu ise Türkiye İslamcılığıydı. Bu durumun saikleri Kürtler iken paradoksal suçluları Türkiye İslamcılığının sahipleriydi.

Türkiye İslamcılığının Türk ve Uzak Dünya İslamcılığına dönüşümü, Kürt’lerin hem doğası hem de menfaatleri gereği arzuladıkları  bir durumun ötesindedir. Dolayısıyla haz duyumsamaları imkansızken karakterleri gereği acı tatmaktadırlar. 1980’li yıllardan 1990’lı yılların son çeyreğine kadar İran İslam İnkılabının da etkisiyle test edilmemiş şaşaalı bir dönem geçiren Türkiye İslamcılığı maalesef bir çeşit turnusol kağıdı olan Kürt vakası karşısındaki duruş alışları yüzünden sıfıra yakın bir notla imtihanı kaybederek rüyadan reel dünyaya düşlemedikleri bir renkle uyanmışlardır. Bu renk çümbüşü onları şaşaalı bineklerinden düşürürken onlara binebilecekleri bir merkep bile bırakmadı. Buna karşın onlar gerçeğin peşine takılmak için kayda değer hiçbir çaba göstermediler. Renklerini açık eden bu reel dünyadan hiç hoşlanmadılar. Ve daldıkları yeni bir rüyada, binebilecekleri yeni binekler buldular. Türkiye İslamcılığının zeminsiz ideologları yenilmiş pehlivanlar gibi Türk ve Uzak Dünya İslamcılığına soyunarak, birkaç başı bulutlu konu mankeni Kürt ideoloğu da yanlarına alıp yeni bir yenilginin başlangıcına zaferle adım attılar.

Türkiye İslamcılığının dönüşümüne neden olan özellikleri paradoksal biçimde sosyal düşüncelerinin de varlık gerekçeleriydi. Mazlumun dininin sorulmaması, halkı zalim olan bir ülkeden yükselen imdat feryatlarına duyarsız kalınmaması, mustaz’afın yanında kurşundan kenetlenmiş bir bina gibi istikbara karşı saf tutulması, zor altında çirkinlik icra edenlerin günahının zorbaya ait olması ve akla, cana, ırza ve mala yönelik tecavüze karşı silaha sarılmanın ve hatta öldürmenin meşru olması…v.b. gibi erdemlilik adına tasarlanabilecek en üstün özellikleri taşıyan bu ifadeler, Kürt’leri vaka olarak kapsamayan Türk ve Uzak Dünya İslamcılığı elinde hiçbir anlam taşımayan ilkeler haline geldi.

Kürdistan vatanının ve Kürt vakasının belirginleşen kuram ve eylemdeki netlikleri karşısında tutunamayan Türkiye İslamcılığında bariz bir şekilde ortaya çıkan, aslında da potansiyel olarak hep varolan Kemalist terbiyelikleri, asabiyetlikleri ve statükoculukları nedeniyle ümmetçilik -evrensellik ilkelerinde ciddi kırılmalar ve utançlar açığa çıktı. Bu kırılmaları ve utançları onarmak için Kürdistan vatanını ve Kürtleri yok sayarak, dini ve insani sorumluluklarından kendilerini azat ettiler. Böylece Türk ve Uzak Dünya İslamcılığının yeni ümmetçilik - evrensellik ilkesini kurguladılar. Bu tutum Kürdistan vatanının ve Kürt’lerin inkarından başka bir anlam taşımamaktadır. Kürdistan vatanında yaşanan trajediye inat bu inkarı en açık bir şekilde ortaya koyan T.C ile birlikte Kemalist argümanlara sahip Türk ve Uzak Dünya İslamcılığının ümmetçilik - evrensellik komedisidir (Diğer tüm muhalif! gruplarda aynı durumdadır). Kürdistan vatanında taş üstünde taş bırakılmazken, İhtiyarları onursuzlaştırılır, kadınların ırzına geçilir, gençleri ötelere isyanın eşiğine getirilir ve çoçukları hırsızlaştırılırken aynı zaman ve mekanda güya İslami hassasiyetler için, güya erdemlilik adına Kürdistan vatanında, Kürt’ün gözüne soka soka icra edilen etkinlikler bu büyük inkarın büyük ve yeterli belgesidir. Bilinçli veya bilinç dışı olsun bu duruş için izahat yapmak kabahati özründen büyük olmak demektir.

Türkiye İslamcılığı, başından beri ideolojik olarak sağlıksız bir kuram ve eylem pratiğine ısrarcı bir şekilde sahiptir. Öyle ki İslamcılar hangi zeminde bulunduklarından bile emin değildirler. Devrimcilik mi ıslahatçılık mı, ümmetçilik mi milliyetçilik mi, particilik mi anti-particilik  mi, eylemselcilik mi kuramsalcılık mı, şeriatçılık mı demokrasicilik mi, maddeye bağımlı maneviyatçılık mı manaya bağımlı maneviyatçılık mı...? Başka alemlerden farklarının olduğundan eminler, ama bu konuda tam ve net bir fikre sahip değiller. Bu ideolojilerin genel sorunudur ancak İslam aynı zamanda ve öncelikli olarak bir dindir. din kendi kavramlarını evrensel kılar Bundan dolayı da ideolojiler dinde yol alabilirler. Türkiye İslamcılığı bu yol alma aşamasında has bahçelerde dolaşırken, dini kavramlardan ümmetin en sert olgusu olan Kürdistan vatanı ve Kürt vakası ile dikenli bir vadide karşılaştı. Bu vadide dolaşmak onlar için hem kuramsal hem de eylemsel açıdan imkansız göründüğünden, dikenli vadiyle has bahçeleri arasına Almanya’yı doğu ve batı diye ayıran ve İsrail’in Filistin’de inşa ettiği duvardan daha kalın ve daha yüksek bir duvar kurdular. Böylece o dikenli vadiyi görmeyecek, çığlıkları duymayacak ve adaleti konuşmayacaklardı.

Türkiye İslamcılığının sorunsalı, onu Türk ve Uzak Dünya İslamcılığına devşiren Kürdistan vatanı ve Kürt vakasıdır. Sorunsalın tedavisi için  teşhisi gereklidir. Malesef bu ise, Türkiye İslamcılığının hiç yapmadığı acı gerçektir.Türkiye İslamcılığının Kürdistan vatanı ve Kürt vakası için ortaya koyduğu güya ilgi aktiviteleri, sorunsalın bırakın teşhisini anlamayı, kendilerini Allah düşmanı ilan ettikleri T.C’nin politikalarına yakınlaştırma ve bu politikaları meşrulaştırma çabalarıydı.

Özelde Türkiye İslamcılığının yapması gereken çekirdekten başlayarak halkaları genişleten ve nihayet tüm çemberi kapsayan, insanın maddi ve manevi bütün sorunlarına önderlik projesi üretmektir. Dünyanın çeşitli yerlerinde bu konuda geçmişte ve günümüzde ciddi adımlar atılmıştır, ancak ilgili bölgemizde -ve Ortadoğu genelinde- bulunan İslamcılık,  kendi bölgeleri dışında cereyan eden ve kendilerine benzeyen hareketler ile ilgili özellikle Kürdistan vatanı ve Kürt vakası söz konusu olduğunda söylem ve eylem sorunu yaşamışlardır. Ayrıca, İslamcılık adına ortaya çıkan özellikle İstanbul merkezli ve sonra bilerek kanmış Kürdistan uzantılı Türkiye İslamcılığı hayır -hasenat şirketleri gibi para dilenip, para dağıtarak toplum üzerinde hak etmedikleri sosyal ve siyasal rant elde etme, özellikle siyasi gelecek hazırlığı yapma arzularını açık etme erdemliliğini ortaya koymadan kurtuluş, özgürlük ve önderlik gibi iddialarından vazgeçme yürekliliğine sahip olmayacaktır. Amaçlarını kendilerinden bile gizleyen Tür ve Uzak Dünya İslamcılığı ya bir  holdinkte ya bir popüler partide yada bir sivil toplum rantiyesinde son bulmaktadır. Türkiye İslamcılığının tuzağına doğal bir şekilde düşen Kürtler, başkalarının yaptığı gibi basit kişisel çıkarlarını Allah’ın adıyla süsleyerek Kürdistan vatanını ve Kürt vakasını kurban etme onursuzluğundan kendilerini kurtarmışlardır veya bir an önce kurtarmalıdırlar.

Türkiye’deki İslamcılar elbetteki sahnededirler. Onların sahnedeki sorunlarını var eden manifestosuz yaşam rolleridir. Bu haliyle tenkitler onlar için bağlayıcı olmuyor, çünkü tenkit, ortaya net bir pozisyon konmadığı için sonuçta izafi bir perspektif olarak kalıyor. Tenkit edilen hususlar hakkında imza ettikleri bir manifestoları olsaydı tenkitler karşısında pozisyonlarını açıkça belirler, en azından hukuken sorumlu olurlardı. Eğer “direniş yeryüzünde yaşayan tüm toplumların hakkıdır” gibi bir genel kural kayıtsız olarak imza altına alınsaydı, imzaya aykırı davrananların yukarı kaldıracak yüzleri olmazdı

Rus işgaline karşı var olma mücadelesi veren Çeçenistan direnişçisinin, bu direnme hakkını Türkiye özelinde Kürt’lere verdiğine şahit olunamaması, Bulgaristan’da dini ve etnik kimliklerine yönelik baskıdan kaçıp Türkiye’ye sığınanların T.C’nin Kürt’lere karşı uyguladığı politikaları sahiplenmeleri, Halepçe trajedisine habersiz kalmayı yeğleyenlerin birkaç yıl sonra gerçekleşen Karabağ olaylarını şişirip şişirip gündeme sokmaları, Yahudi askerine buluciniyle taş atan Filistinli genç kızın galeyana getirdiği gözlerde yaş durmazken, aynı manzarayı daha dramatik sergileyen Kürdistanlı genç kızın, ağızlardaki küfür salyalarından başka bir şeyi galeyana getirememesi  gibi benzer birçok paradoksu yalnızca cehalet ile açıklayarak, amaçsız davranışlar olduğunu söylemek mümkün gözükmüyor. Ayrıca Filistin ve özellikle Bosna-Hersek’te, algılandığı şekliyle hiçte İslami görüntüyü içermeyen mücadele, en İslami sloganlarla propaganda edilirken, birinci körfez savaşında ve halen zulümden sefil bir şekilde hicret eden ve bütün İslami ritüelleri taşıyan Kürt’ler, ellerinde güya tevhit bayrağı yok diye tenkide tabi tutularak inkar edilmiştir.

Kürt’ler, ancak Kemalist politikaların eş güdümünde hareket etme ve düşünme yeteneğine sahip olmayı içselleştiren Türk ve Uzak Dünya İslamcılığının samimiyetini ölçmelidirler.  Yeryüzü coğrafyasının her tarafına Afganistan’a, Moro’ya, Somali’ye, Sudan’a, Güney Afrika’ya, Bosna’ya, Çeçenistan’a, Filistin’e ve hatta Doğu Türkistan’a savaşçı gönderen Kürdistan vatanı, bu yerlerin hiçbirinden, bırakın savaşçıyı misafir bile ağırlayamamıştır. Gene yeryüzünün her tarafında İslamcı Afgan, İslamcı Çeçen, İslamcı Boşnak, İslamcı Arap….v.s tabirleri kullanılırken İslamcı Kürt ifadesi itham edilmeyi gerektiren sakıncalı bir tabir olarak kabul edilmiştir.

Türkiye İslamcılığı Kürdistan vatanını ve Kürt vakasını gerçek ve asıl bir sorun olarak kabul etmeme inkarı içerisindedir. Afganistan’ı Ruslar işgal etmiştir sorundur, Bosna’yı Sırplar işgal etmiştir sorundur, Filistin’i Yahudiler işgal etmiştir sorundur…v.s hem de ilahi yükümlülüğü gerektiren sorunlardır. Fakat Kürdistan vatanı, halkı ve kültürüyle dört ana parçaya bölünmüştür,i şgal edilmiştir sorun olmamıştır. Kürt dili inkar edilmiştir sorun olmamıştır. Kürdistanın dağları bombalanmış, ormanları yakılmış, hayvanları öldürülmüştür sorun olmamıştır. Kürdistan halkı aşağılanmıştır sorun olmamıştır. Aksine vatanı “ben Kürdistanım” ve halkı ‘ben Kürdüm” deyince sorun olmuştur. Hem de imana davet edilmesi gereken ilahi bir sorun ve bunun için ellerinden geleni de yapmışlardır.

Eğer Kürdistan  vatanın da ve Kürt’ler üzerinde icra edilen vandalizm, katliam, sürgün, asimilasyon, deformasyon, dejenerasyon…kısaca zülmün her çeşidine Türkiye’de islami olmayan, sosyalist - komünist örgütlediği gerilla cevap vermiş ise, bu Kürt’lerin boyunlarını bükecek bir durum değildir Aksine 1980’den 1990’lı yılların son çeyreğine kadar gerilla tanımına uygun yürütülen mücadeleye saygı duymak her değer sahibinin ilkesi olmalıdır. Gerillayı organize eden ve yönlendiren PKK ve önderliğin başkanı ile ilgili gene Kürt’ler tarafından, gerillanın şanına leke sürmeden yapılan değerlendirmeler sonucu ortaya çıkan birtakım gerçekler Kürdistan vatanına ve Kürt vakasına karşı inkar talihsizliğini yaşayanların mal bulmuş mağribi gibi zevklenmeleri için değil, ancak Kürt’lerin gelişimine katkı sağlamak amacına dönüktür ve olmalıdır.

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Yavuz Delal'in Diğer Yazıları
   Kürt Sorunu ve Kürtler'in Sorunu
   Bu ne yaman çelişkidir Allah'ım
   Düşünmek risktir, Düşünmemek ise tacirliktir
   ''Kürt sorunu ve Müslümanlar'' forumuna dair
   Kuzey Irak / Güney Kürdistan
   Allah, Kürtlere bir peygamber gönderseydi!
   Türkiye İslamcılığının sözde çekinceleri
   Kürt Manifestosu - Gereklilik Denemesi
   Ümmet Söylemi ve Kürt’ler
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.