Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Türkiye İslamcılığının sözde çekinceleri
Çarşamba, 14 Aralık 2005 - (14:29)
Yavuz Delal
www.beroj.com

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

1925 Şeyh Said direnişinden sonra özellikle Kuzey Kürdistan’da Kürt vakası önderliğini kimi sol – komünist – devrimci – demokrat - liberal Kürt kesim sahiplenmiş ve kendi şartlarında başarıyla sürdürmüştür.

Bu realite Türkiye İslamcılığının yalnızca Kürt’ler üzerinde cari kıldığı düşünsel inkar terörünün, tek gerekçesi olmuştur. Bu gerekçeyle yapılan izan, insaf, adalet ve samimiyetten yoksun değerlendirmelerin çerçevesinin belirginleşen tablosunu, ne yazık ki hiç hak etmediği halde ‘tevhit, ümmet ve evrensellik’ oluşturmuştur.

Bu çekinceleri aşağıda ki gibi maddeleştirebiliriz,

1 - Kürdistan vatanı ve Kürt vakası ile ilgili (lütfen izin verdiğimiz sınırların dışında) yapılan kabul ve destek açıklamaları, orta yerde var olan İslami olmayan örgütlere taraf olmaktır, taraf olmak ta Allah karşıtlarının yanında yer alıp bir nevi siyaseten şirke bulaşıp O’na isyan etmek olur ki, bu da tevhidi çizgi zemininden çıkmak demektir.

2 - Kürdistan vatanı, Kürt vakası, Kürt dili ve kültürünü (İslami meseleler-neyse onlar-dururken) önemsemek, hatta bu tabirleri kullanmak ırkçılıktır, ırkçılık ise İslamın ret ettiği temel olgulardan biridir. Bu ise ümmetçi çizgi zemininden çıkmak demektir.

3 - İslam, beynelminel - evrensel bir dindir, amacı ve hedefi yeryüzünün tümüdür. Kürdistan vatanını ve Kürt vakasını gündemleştirmek bütüncül duruşa aykırıdır ki, bu da evrensellik ilkesinin dışına çıkmak demektir.

Bu ifadeleri çoğaltmak veya daha özlü hale sokmak mümkündür. Sıraladığımız ifadelerle ilgili başta şunu söylememiz gerekir, tevhit, ümmet ve evrensellik kuşkusuz Kürt’lerin de iman ettikleri  vahyi gerçeklerdir. Kürt’lerin bu vahyi gerçeklerle sorunlarının olması bir yana bu ilkeler, onların çoğu hareketlerinin özünü oluşturur. Oysa Kürdistan vatanı ve Kürt vakası hariç olarak bu ilkeleri kavramış gözüken Türkiye İslamcılığı, ilkeleri böyle algılamakla  gerçekleri ve gerçek yüzünü Kürt’lere karşı saklamaya çalışmaktadır. Türkiye İslamcılığının bu basit düşünce tarzı ve samimiyetsiz anlayışı, büyük iddialarla ortaya çıkan devrimci oluşumların, kendilerini fes etmeleri veya gözden geçirip yenilemeleri için yeterliydi. Aksine Türkiye İslamcılığı bu düşünce terörüyle, Kürdün, Kürde ait ilgilenmesi gereken ne varsa   hepsinden elini eteğini çektirmeye çalışmış, aracı olarak da satın aldığı, korkuttuğu, aldattığı, sindirdiği ve kişiliksizleştirdiği Kürt’leri kullanmıştır.

Bu ifadeler, Türkiye’de çokça ele alınan Kürt’lerin haricindeki özgürlük savaşı veren halklar için genel olarak İslamcılar açısından  sorun teşkil etmemektedir. Böylelikle şunu söyleyebiliriz - eğer ortada bir paradigma var ise, bu paradokslu bir paradigmadır, ve dolayısıyla sorgulanmalıdır.

Tevhidilik;

“Allah’ın uluhiyyette ve rububiyyette birliği” anlamına gelen Tevhid kelimesi İslam’ın en temel kavramıdır ki akideyi ifade eder. Tevhid vahyin formüle ederek sunduğu önderlik - rehberlik dışında yerde ve göklerde, maddi ve manevi hiçbir otoriteyi kabul etmemek ve bu otoritelerin hepsini ret etmek şekliyle de kavramsallaşarak siyasal yerini bulur.

Parçalanmış, bölünmüş, işgal edilmiş Kürdistan vatanını, ezilmiş, bölünmüş, aşağılanmış  Kürt halkını ve parçalanmış, aşağılanmış, inkar edilmiş ve bütün teknik, akademik ve medeni haklardan mahrum bırakılmış Kürt dilini tevhit kavramıyla ele aldığını vehmedip güya tarafsız kalarak yalnızca bunun romantizmini Türk edebiyatına armağan eden Türk ve Uzak Dünya İslamcılığına dönüşmüş Türkiye İslamcılığı, bu edebiyatın ütopik romantizm batağına - güya tevhidi çizgiden kaymama adına aldatılmış veya aldatılmayı istemiş korkak -  Kürt’leri de çekmiştir.

Asr-ı Saadet dediğimiz Hz.Peygamber döneminin, Kürdistan vatanı ve Kürt vakasını örnekleyecek bir pratiğe sahip olduğunu iddia edemeyiz. Dört ana parçaya bölünerek işgal edilmiş bir vatan, en büyük kuzey parçası başta olmak üzere yoğun bir inkara tabi tutulmuş bir halk ve halkın varlığını oluşturan bütün öğelere, inkarın gereği olarak sergilenen tarifsiz vahşet ve vatanın ve halkın elinden alınan özgürlük…ve bütün bunların doğurduğu asırlık, mevcut olgusal sorun.

Manifestosuz ve tavırsız ne şekilde değerlendirilme yapılırsa yapılsın üzeri örtülemeyecek hazin bir gerçek de, bütün bunlar icra edilirken yani vatan, dil ve halk bölünürken; vatan, dil ve halk inkar edilirken; vatan ,dil ve halka zulmedilirken, din yani İslam da araç olarak kullanılmıştır.

Dediğimiz gibi Asr-ı Saadet de etnik ölçekte yoğunlaştırılmış bir zulüm yok. (Evs ve Hazreç kabilelerinin, siyahi kölelerin ve benzerlerinin buna örnek olabileceğini söylemek, zorlamanın en anlamsızı olur.) Bununla birlikte, vahyin kesin ve genel ilkelerinden ve Peygamberin, bu zulmün yanında çok hafif kalan sınıfların hiyeraşisinden ve güç sahiplerinin statüsünden doğan zulme verdiği tepkilerden yola çıkarak, tevhit rehberinden Kürdistan vatanı ve Kürt vakasına aktif taraf olmanın tevhide aykırı olmadığını anladığımız gibi, bırakın tarafsızlığı, kendi kuram ve eylemini biran önce oluşturarak aktif taraf olmanın emredildiğini görürüz. Evs ve Hazreç, hakimiyet ve kan gibi basit davalar güden ve her ikisi de Arap olan kabilelerdir. Birbirlerini inkar politikaları yoktur, Kürdistan vatanı ve Kürt vakasına kıyasla çok basit olan ve aynı temelde olmayan yalnızca Arap kavminin iki kabilesi arasındaki bu soruna Hz. Peygamber, üstelik önderlik yaparak taraf olmuş ve çözmüştür.

Böylece onlara birbirlerinin hak ve hukuklarına riayet temelinde siyasi kardeşliği emretmiştir. Yerinden, yurdundan sürülen Mekke’lileri, Medine’lilere kardeş kılarken muhacirin iktisadi sorununa çözüm getirerek ihtiyaçlar son bulana kadar iktisadi kardeşliği ön görmüştür. Efendi köle ilişkisinin, insana yakışmadığını ilk önce köleye bildirmiş ve bu insanlık dışı uygulamayı eşitlik zemininde çözmek için gündemine alarak, insanı insana köle değil kayıtsız kardeş kılmıştır v.s.

Bütün bu sosyal - toplumsal sorunları ele alırken Peygamber bize, tevhidi çizginin bu sorunlara önderlik yapması gerektiğini göstermiştir. Böylece eşitlik ve adalet temelinde bütün inananları kardeş kılmıştır. Muvahhid olmak Kürdistan vatanına ve Kürt vakasına inanmamayı değil aksine inanmayı gerektirir. Çünkü Allah’ın otoritesine en vahim meydan okumalardan biri de Kürdistan vatanı, dili ve halkı üzerinde uygulanan tiranlıktır.

Tuğyanı, kitaplarda en güzel şekliyle formüle edip dini ve siyasi literatüre sokarken, kabul edildiği taktirde ister istemez fiiliyata dökülecek eylem alanlarında bulunmaktansa, doruğa çıkan zorbanın tuğyanını anlamaya çalışmak ve amansız tuğyanın muhatabı olan Kürdistan vatanıyla birlikte bütün Kürt değerlerini anlamamaya çalışmak ancak dönüşmüş Türk ve Uzak Dünya İslamcılığının şanına yaraşmaktadır. Hala uyanmamış -erimiş Kürtler maddi ve manevi rantiye karşılığı uyumakta  ve erimektedirler. Ve uyuklayarak, Kürt halkı karşısında söyleyecek söz bulma cüretini gösterebilmektedirler. İnanan Kürt’ler, Kürdistan’ı bir dava olarak kabul edip, dava nın muhtevasını, uslub ve yöntemlerini tespit edip bütün Kürt’lere davayı anlatmalı ve uyuyanları uyandırmalıdırlar.

Ümmetçilik;

Siyasi, askeri, sosyal, kültürel ve ekonomik bir yapıyı da ifade eden ümmet, Hz.Muhammet’e iman edenlerin - sabiteleri olan bir inanç toplumunun belli bir kıbleye dönük yürüyüş - yol alış dinamikliğinin adıdır. Siyasi ve askeri gibi unsurlar ümmetin teknik özellikleridir.

Toplumuna ümmet adını veren bu yapının asıl niteliği inanç sistemini belirleyen itikadıdır. İtikadın da tek ve kesin göstergesi inananın, inanç sistemine ait sorumluluğuna katıksız bir şekilde sahip olmasıdır. Bu perspektiften bakıldığında sorumluluk bilinciyle donanmış ve adını ümmet koymuş bu toplumun anlam varlığının, Kürt’ler üzerindeki asırlık anlayışla örtüşmediği kendini açıkça ortaya koyar. Dolayısıyla ‘dinime söven bari Müslüman olsa’ mantığıyla, şoven, faşist, jakoben, despot, totaliter ve nihayet tüm bunları bünyesinde barındıran Kemalist kültür içerisinde kimliği harmanlanmış Türk ve Uzak Dünya İslamcılığına dönüşmüş Türkiye İslamcılığının Kürt’leri ümmet aleyhine mevzi kazandırıyor diye değerlendirmeleri kendi paradoksal trajedisidir.

Köklü yaşam tarzlarına yapılan tecavüzden dolayı varılan sonuçta geçim için başka hiçbir çıkar yolu olmayan birinin, anası - bacısı fahişeliği, babası - kardeşi hırsızlığı meslek edinmişlerse, bu kişinin yapması farz-ı ayın olan ilk işi sahiplenerek bunlara yardım etmek, yaşanan bu trajediyi iliklerine kadar hissederek çözüm yolu aramak ve bunları bu duruma düşürenlere isyan etmektir. Eğer, güya bunlarda ilahi bir yön görmeyip anası - bacısı ve babası - kardeşi bu durumdayken, bununla kıyaslanacak başka hiçbir sorunu olmayan bir başkasının (X) ve (Y) sorunları için - hiçbir siyasi ve insani argümana dayanmadan - kendi ailesini dışlayıp onları görmezden gelerek eylemlere katılmak hatta eylemler tertiplemek ve bu eylemleri ‘inandığım Allah için yapıyorum’ demek, ancak sahtekarlığa ve erdemsizliğe delalet eder. Mustaz’af ailesine sahip çıkanı ve ailesiyle ilgili sorumluluğunu gereği gibi yerine getirene kadar -bırakın aile sorununu, ailesini bile inkar eden - başka sorumlulukları kendisi için meşru ve adil görmeyen kişiyi ırkçı olarak ele almak ve başka aileler için kendi ailesini ve sorununu inkar etmediği için bunu ümmet çizgisinden sapma olarak değerlendirmek hangi Kürt için kitaba, inanca ve insafa uygun değerlendirme olabilir.

Ümmet için esas olan aç olanı doyurmak, çıplak olanı giydirmek kısaca fakir - fukarayı, mahsun ve mazlumu ve mahrum ve mağduru koruyup gözetmek değildir. Bunlar ümmetin zorunlu görevleridir, bunları yapıyor diye, ümmet böbürlenemez. Ümmetin kıble edindiği yürüyüş yolu - hedef ve amacı, toplumunu, inanç sisteminin ilkelerine doğru idealize etmek, erdem ve olgunluk oluşu sürekli kılmak ve bu yolda risk almaktır. Ümmet, anlamını müdrik olarak ilgili süreçte, toplumun mevcut yaşam tarzını riske atarak ideale doğru dönüşümünü - inkılabını gerçekleştirir. Oysa Türkiye İslamcılığı, mevcut sosyal, siyasal, tarihsel, kültürel, coğrafik ve ekonomik durumu kabullenerek, istikrar ve refah vazeden bu sistemi teknik bir kaç iyileştirmeyle düzenleyerek bu mevcut toplumsal yapının ümmet olduğunu dolayısıyla bu yapıya çomak sokanların çapalanması gereken zararlı otlar olduğunu düşünmekteler - böyle inanmaktalar. Böylece Türkiye İslamcılığı , düşman(!) rejimin önerdiği Türk İslamı'nı  hazmederek dönüşümünü tamamlamış olmaktadır. Türkiye de İslamcıların bu nokta da duruşu, güya ümmet  adına taşıdıkları kaygının ne anlam içerdiğini apaçık göstermektedir. Bunların ümmet diye vehmettikleri şey, T.C' nin ta kendisidir, misak-ı milli sınırlarıdır, bölünmez bütünlüğüdür, modernist medeniyetleridir, dış ilişkilerinin pragmatizmidir, iç ilişkilerinin resmi politikaya uygun devamıdır ve nihayet en iyimser bakışla, atalarının at -kısrak koşturdukları, üç kıtaya hükmettikleri mutlu ve mereffeh yaşadıkları tarih dilimine özlemleridir.

İster bilinçli ve ister bilinç dışı olsun, bilgi ve duyguyu derinler de böyle harmanlamış olan İslamcılar, Türkiye'de, Kürt’lere hangi yüzle ümmetçilik dersi verebilir ? Ve hangi Kürt bu dersten etkilenebilir ? Kürt’ler sorgulamalıdırlar, kim kime ders veriyor ? İyi etüt etmeliler. Kürt’lerin ümmet ile ilgili görevlerinden biri de, 'ümmet' referansını nereden aldığı belli olmayan Türkiye insanına, gerçek 'ümmetçiler' olarak yol göstererek onlara yardım etmektir. Zira Kürt’ler, Türkiye insanından 'ümmetçilik' dersi alacak pozisyonda değillerdir. Aksine diğerleri bu pozisyona sahiptirler.

İslam’ın temel kaynaklarından - Kuran ve sünnetten - yola çıkarak (!) Kürt’ler söz konusu edildiğinde dile getirilen ‘ümmetçilik’ vehmine sahip olmaktan Allah’a sığınılmalıdır. Türk ve Uzak Dünya İslamcılığı Kürt’ler ve Kürt’lerin bütün değerleri için, ‘Kürt - Türk önemli değil, önemli olan Müslüman olmaktır’ demekten veya sözde milliyeti belirtmenin İslam adına anlamsızlığını vurgulamak için ‘Ben ne Kürdüm ne de Türküm! Ben Ermeni’yim, Rum’um’ demek gibi bir saçmalığı yapmaktan başka kuram ve eylem adına neyi açık etmişlerdir ?

Türkiye İslamcılığı, eğer toplumsal yapıya vahiyle şekil verme iddiasında samimi iseler; Kürt’leri, İslam cenahı adına çözüm önerilerine değil, kuramsal gelişim ve dönüşümlerine konu etmelidirler. Kısaca, Kürtleri -çünkü bu bir zihinsel fırsattır - takip etmek, gündeme almak, sürekli tartışmak ve ciddi düşünmekle ‘ümmet’ teriminin özünü yakalayabilirler. Aksi halde burunlarının dibindeki diğer gelişmeleri de kaynağından habersiz anlamaya çalışırken isabetsizlik ve çözümsüzlük yaşayacaklardır. Ümmeti anlamamış birinin adaleti, adaleti anlamamış birinin tevhidi anlaması nasıl mümkün olabilir ?

İnancımıza göre, ırkı, rengi, dili, kültürü ve mekanı yadsımayan ‘ümmet’, ırkı - milliyeti, rengi, dili, mekanı ve sınırları olan bir kavram değildir. Bunlar ‘Ümmet’ kavramında içkin olan ilerlemeci, dönüşümcü ve inkılapçı zihni yapıya dayalı olmayan, zeminsiz, aşağılık, sınırlı, refahta istikrarlı bir ırksal veya sınıfsal toplum yapısını ön gören  gerici Batının, modernizm  üzerine kurulu medeniyetinin olgularıdır. Kürt’lerin,  kavrama İslam’ın arzusu yönünde inandıkları kaygılarından bellidir. Ancak bu kaygılar kısmen yersizdir. Zira belli ilkeler - sabiteler etrafında sonsuz zihinsel dinamizmi hedefleyen ‘ümmet’, bu hedef gereği - Kürdistan, Kürt’ler ve bütün Kürt öğelerinin konumu dolayısıyla - kısaca Kürt vakasını işlemeyi, sahiplenmeyi, dava edinmeyi özellikle Kürt’lere yüklemektedir. İşlenmemekten ve sığ bakmaktan kaynaklanan görüntü, Kürt’leri ırksal veya sınıfsal bir toplumsal yapıya kavuşturmak şeklindedir.Ancak, bu görüntüyü teyit edecek anlayışa sahip Kürt guruplarının olması bir anlam ifade etmez, çünkü bu - teşbihte hata olmaz ise Kürdistan’da Kürt’lerin tabiatlarıyla, genleriyle ve genel gidişatıyla uyumsuzdur. Dolayısıyla mayasızdır. Batı spermiyle Kürt yumurtasını buluşturarak bir ucube doğurmaktır. Ve ucubenin süreklilik arz etmesi de mümkün değildir.

Ümmet dediğimiz nedir ? Filistin midir, Çeçenistan mıdır, Afganistan mıdır  nedir ? İmamı olmayan bir ümmet tasvvur edilbilir mi ? Veya hangi dini argümanlar ile Kürt’lerin söylem ve eylemleri, ümmet kavramına aykırılık arz etmektedir ? Veya hangi gerekçeler ile Kürdistan vatanına ve Kürt vakasına lehtar olunmamakta ve aleyhtar olunmaktadır ?

Kürtler karşısında İslami belirlemelerin - çözümlemelerin mesnedi var mıdır ?  Söylenti düzeyinin ötesinde yeri var mıdır? Kürt’ler şu gözlemi yapmalılar ki, hali hazırda var olan devrimciler, uzunca bir süredir bu konuları da düşman rejimin siyasetine havale etmişler, ümmeti düşman rejimle birlikte tanımlamaya başlamışlardır.

Kürt olmayanların, aslında hiç başlamayan devrimciliği bitmiştir. Her şeyi olduğu gibi devrimciliği ve devrim inancını da paraya tahvil etmiş ve ticarete devşirmişlerdir. İnançtan kaynaklanan sorumluluğun yoğun duygusunu kaybetmiş, seküler hayatın gerçekliliği onları inançla birlikte gönüllü olarak teslim almıştır. Onların amaç ve hedefi, müreffeh bir toplumun müreffeh bir üyesi olmaktır. Artık onların, önü açık gözüken ticaretleri, sağlam meskenleri, sağlıklı evlatları ve tatil köyleri vardır. Böylece İslam’ın tanımladığı ümmet kavramından, alakalarını kesmiş ve ümmetçi olmaktan vazgeçmişlerdir.

Gözüken o ki, bu durum da Kürt’lerin, diğerlerini ırkçı olmakla değil ama, ümmetçi olmamakla tenkit etmeleri gerekir. Çünkü bunlar, ümmetin özünü - ruhunu yitiren, Kürt sorunu olmayan devrimcilikten bozmalardır. Kendi inanç ve entelektüel sorunlarını halletmek bir yana, iyiden iyiye kaotik hale sokan Türkiye İslamcılığının zihni bulanıklığından, Kürt’ler, kendilerini biran önce siterilize etmelidirler. Bunun da usulüne uygun yol ve yöntemleri mevcuttur.

Kürt’lerin, Türkiye de yapması gereken bir başka gözlem de,  İslami kaygı ve endişeyi taşıyan kesimin, kahir çoğunluğunu gene Kürt’lerin oluşturduğu gerçeğidir. Diğerlerinin İslam adına paylaştıkları endişenin tümünü, ancak baş örtüsü kapsayabilmektedir. Bu kapsamdaki endişeleri bile baş örtüsü soruna yeterli gelmemektedir. Dolayısıyla bu zavallılıkları, onları yeni dini arayış ve yorumlara sürüklemiştir. Burada Kürt’lere düşen görev, zavallı ve kimliğini bulamamış bu koca - islamcılık- yalanından kendilerini çekip çıkarmalarıdır ki, ileride Türkiye’nin bu zavallı islamcılığına da yardımcı olabilsinler.

Evrensellik;

Elçisini ‘alemlere rahmet’ olarak gönderen yüce Allah, mesajını yalnız yeryüzünün ıslahına değil, tüm kainatın inkılabına şamil kılmıştır. Seküler düşüncelerin sığlığı içinde sadece yeryüzü evrenselliğini idealize etmez. Ayrıca yalnız çözüm paketi şeklinde algılanma zaafını da asla kabul etmez. Zira İslam, insanın sekülerleşme sorunları için çözüm değil - ondan ziyade - bir çağrıdır, bir davettir. Mesaj şirkten tevhide ve zulümden adalete dönme çağrısıdır. Bu yolda, inananlara ilkeler sunumudur. Bu ilkeler, tevhid ve adaleti tahkim etmede mevcut dengeleri sarsarak, mevcut akışında seyreden yaşamı bozar. Öyle ise bu ilkelere sarılmak yeni sorunların doğmasını sağlamak demektir. O halde İslam, esas olarak dünyevi sorunları giderici çözüm değildir. İlkelerine uyulduğu ve tahkim edildiği taktirde mevcut dünyevi sorunlar doğal olarak çözülmüş kabul edilir. Adalet, tevhit için meşru bir araçtır. Örneğin, adaletin sağlandığı bir yerde, hukukun haksızlığının olmayışı adaletin doğal sonucudur.  İslam’ın mesajı, şirk ve zulme bulanmış insanın, zihinsel ilerlemesini, inkılabını, devrimini sağlamaktır. İnsanın seküler mutluluğunu ve refahını garantiye almak değildir. Bu açıdan bakıldığında, Kürt’lerin mevcut ve şirkin zulmünden kaynaklanan, inanılmaz yoğunluktaki dünyevi sorunlarına çözüm; kendilerine ait veya kendileriyle anlaşma yapmış bir hükümetin hizmetleriyle mümkündür. Dolayısıyla Kürt’lerin, kendi hükümetlerinin veya en azından muhatap kabul edilerek anlaşma yaptığı bir hükümetin olması şarttır. Bu şart oluşu gerçekleştirmek için varlığını ortaya koyan Kürt’lerin bölgesellik girdabına girdiklerini, dolayısıyla evrensellik ilkesini çiğnediklerini söylemek ve bundan esinlenerek ‘bizler evrenseliz.Yüce(!) düşüncelerimizi böyle basit bir bölgenin basitliğinde hapsetmeyiz’ demek, İslam mesajının ıslah ettiği evrensellik kavramını - ilkesini kesinlikle hiç anlamamaktır. İslam’ın ilkeleri adına, yöneliş ve oluşa giden hedeflerin meşru araçlarını – amaçlarını değil – bile dava edinmek bir müslüman birey ve toplum için şereftir. Kürt’ler bu şereften kendilerini mahrum bırakmamalıdırlar.

Kürtler şunu iyice bellemeliler ki, genel olarak  müslümanların, özel olarak da bütün Kürt’lerin, Kürdistan vatanı ve Kürt vakası ile ilgilenmeleri şarttır. Aksi halde evrensellik iddiaları sahtekarlıklarını ve rantiyeciliklerini veya en iyimser yanıyla inanç adına koca yalanlarını maskelemekten ve ha bire kendilerini kandırmaktan başka bir şey değildir. Ne yazık ki Türkiye İslamcılığı bu şereften kendine pay çıkaramamış ve Türk ve Uzak Dünya İslamcılığını, mevcut maddi ve manevi rantiyeleri için uygun görmüşlerdir.

Burada Kürt vakasının vurgulanması, hem olgusal bir sorun olması hem sınanmanın mihenk taşı olması ve hem de yanı başlarında olması nedeniyle tüm Türkiye’yi olduğu gibi, Türkiye İslamcılığını da özel olarak etkilemiş olmasıdır. Acınacak - irdelenmesi gerekli - konulardan biri de Türkiye İslamcılığının, Kürt olgusundan etkilendiğinin farkında dahi olmaması veya bunu anlamsız bir şekilde gizlemesidir.

Sonuç olarak;

Kürt’ler, tevhid, ümmet ve evrensellik adına, söylenti şeklinde bir şeyler dillendiren, ancak ne söylediğinden kendisinin bile emin olmadığı Türkiye İslamcılığından –çoğu zaten ayrılmıştır - artık vazgeçmelidirler. Bu aynı zaman da Türkiye İslamcılığının da  faydasınadır. Ayrı bir oluşum olarak kendilerini - ki fiili durum zaten böyledir - sunmalıdırlar. Böylece çeşitli platformlarda Kürt’ler olarak tartışmalara katılıp, görüşlerini bildirecek ve İslimi söylem ve duruş adına, mevcut tükenmiş, yılışık havayı değiştirerek maddi ve manevi ivme kazandıracaktırlar.

Kürdistan vatanı ve Kürt vakası üzerine bir taun gibi çöreklenen, İslam’ı, zamanda ve mekanda itikad boyutuyla iyice algılayamamış Türkiye İslamcılığının ( enternasyonal sosyalizm-kominizmin ve diğerleri ayrıca ele alınacaktır.) inkara dayalı tevhidilik, ümmetçilik - evrensellik anlayışlarının, İslam cevherinin çok uzağında olduğunun ilk olarak ayırdına varan hem tarihte hem günümüzde müslüman Kürt gençleri olmuştur. Kürt’ler arasında bir yarış başlatmak için değil, ancak vurgulamak açısından şunu söylemek yeterlidir; Şeyh Ubeydullah’tan Şeyh Said’e, Şeyh Said’den Kadı Muhammed’e, Kadı Muhammed’den Molla Mustafa Barzani’ye Molla Mustafa Barzani’den bu günkü Kürt gençlerine kadar, müslüman Kürt insanı Kürdistan vatanı ortak paydasından, Kürdistan’ın hiçbir yerinde taviz vermemiştir.Ayrıca Kürdistan vatanını yalnızca reel bir mücadele alanı değil onu bir dava olarak ele almışlardır.

Türkiye İslamcılığının, Kürdistan vatanı ve Kürt vakası karşısında hiçbir sözünün olmayışı, inanılmaz bir hızla müslüman Kürt’lerin ayrışmasına sebep olmuştur. Bu ayrışma sonucu Kürt’ler gene aynı hızla duruşlarını netleştirmiş açıkça kendilerini Kürdistan vatanında Kürt vakasıyla deklere etmişlerdir. Müslüman Kürt’ler, Kürdistan vatanını ve Kürt vakasını, adalet yerini bulana kadar bilinç düzeyinde esas kabul ederler. Bu esaslar haricindeki mevzuları, vatanı ve vakayı parçalamak için konu etmezler. İnorganik bir şekilde varlıklarını sürdürürken Kürdistan vatanında ve Kürt’lerin bulunduğu her yerde bütün Kürt’lerle bu zeminde buluşurlar. Müslüman Kürt’lerin söylem ve duruşlarındaki netlik, Allah uğrunda, Kürdistan ve Kürt’ler içindir. Ayrıca bu netlik eğer değerlendirilirse Türkiye İslamcılığının da kurtuluşa giden yolu ve yönü olacaktır.

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Yavuz Delal'in Diğer Yazıları
   Kürt Sorunu ve Kürtler'in Sorunu
   Bu ne yaman çelişkidir Allah'ım
   Düşünmek risktir, Düşünmemek ise tacirliktir
   ''Kürt sorunu ve Müslümanlar'' forumuna dair
   Kuzey Irak / Güney Kürdistan
   Allah, Kürtlere bir peygamber gönderseydi!
   Türkiye İslamcılığı ve Kürtler (1)
   Kürt Manifestosu - Gereklilik Denemesi
   Ümmet Söylemi ve Kürt’ler
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.