Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
‘Dialog’, kendini karşı tarafa tahmil değil de, tanıtma ve tebliğ ise
Çarşamba, 21 Aralık 2005 - (14:51)
Selahaddin Eş Çakırgil

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Amerikan Başkanı Bush,Irak Savaşı’nın hatalı istihbarattan kaynaklandığını ve kendileri için ağır kayıplara vesile olduğunu’ itiraf ederken; ‘11 Eylûl 2001 Saldırıları’nın üzerinden henüz 10 saat geçmeden, bu saldırının İslam’ın ve Müslümanların üzerine atılmasının, ihtiyacı duyulan yeni bir ‘ideolojik savaş’ için tezgahlanan bir manipulasyondan ibaret olduğunu da itiraf edebilseydi.. Bush’a, dünya kamuoyu önünde açıkça hatırlatılması gereken, budur!

Evet, bilgilerimiz veya bildiğimizi zannettiklerimiz, gerçeği ne kadar yansıtıyor? Ve, yansıtılanların ‘hakikat’i nedir? Diğer bir deyişle, ‘11 Eylûl’, bir gerçektir, realitedir; ama, bu ‘realité’nin ‘verité’si, hakikati nedir?

16/17 Aralık gecesi, Kanal 7’de Mustafa Karaalioğlu’nun sunduğu ‘İskele-Sancak’ proğramı vardı. Saatler süren, -bence- faydalı bir proğramdı. Devlet Bakanı Prof. Mehmed Aydın, Ali Bulaç, Taha Akyol ve Prof. Şafak Ural ve (12 Mart 1971 Askerî Darbesi’nden sonra bir ara Kültür Bakanı da olan ve yıllardır Amerikan üniversitelerinde öğretim üyeliği yapan ve dünyaya, genelde bulunduğu ülkenin penceresinden bakmaktan kurtulamıyan) Prof. Tal’at Halman, dünyanın bugünkü temel mes’elesinin bir ‘medeniyetler çatışması’ mı olduğu ve dinlerarası dialogdan neler beklenme(me)si üzerinde tartışıyorlardı.

Amma, Prof. Halman, Saddam’ın, ‘sosyalizm+ arab kavmiyetçiliği’ temeli üzerine kurulu laik- Baas ideolojisi gereğince ve ‘kapitalist’ Amerikan emperyalizminin teşvikiyle başlattığı, 1980-88 arasındaki ‘Irak-İran Savaşı’nı bir ‘şiî –sünnî savaşı’ olarak değerlendirebiliyordu.. Bereket ki, Bulaç, ‘bu iddianın tamamen yanlış olduğunu, o savaşın bir ‘şiî –sünnî savaşı olmadığını, ve tarihimizin hiç bir devresinde, -bir takım çatışmalar olsa bile- Avrupa’da bilinen şekliyle bir mezheb savaşı olmadığını’  söyleyip bazılarının yanılmasını önledi. Doğrudur ki, Saddam Irak’da, sünnî arablara dayanıyordu,  amma, katı laik uygulamalar içindeydi ve kürdler de genelde sünnî idi, ama, onlar, şiî ağırlıklı İran İslam Cumhuriyeti’nin yanındaydılar..

İlginçtir, tartışmanın ileri saatlerinde, yine Halman, ‘Bizim Kur’an-ı Kerîm’imizde hristiyan ve yahudiler için olumlu ifadeler yanında, çok acı ifadeler de vardır. Elbette, hristiyanların da İslam’a bakışında benzer ifadeler.. Bu unsurları kaldırabilirsek..’ (!) gibi laflar bile edebiliyordu..

Prof. Aydın’ın, ‘(Batı’da bir şehirde) Müzeleri dolaşıyordum, okullardan getirilen çocukları da gezdiriyorlardı, ama, öyle bir Osmanlı, müslüman anlatımı vardı ki, tüyler ürperticiydi.. Bu bir karartma ameliyesidir. Çocuklar nefret değil, sevgi ayarlı olarak yetiştirilmelidir. Bunlar, temizlenmelidir. şeklindeki sözleri ise, anlaşılabilir bir başka boyut taşıyordu. Aydın, ayrıca, ‘Batı’lıların, kendi Mukaddes Kitab’larına aykırı baktıklarını ve bizim de (Kitâb)ımıza aynı şekilde bakmamızı istediklerini; böyle bir anlayış olursa,  dialogdan bir şey beklenemiyeceğini’; ayrıca, ‘medeniyetler çatışması’ deyiminin, Huntington’dan önce  Prof. Bernard Lewiss tarafından dile getirildiğini ve İslam’ı, ‘Batı’yı,  geçici olmayan bir şekilde, sürekli tehdid eden bir güç odağı’ olarak gösterdiğini, (ki, A. Tonybee de, Osmanlı’yı, ‘yokolmuş medeniyet’ olarak değil, ‘durdurulmuş medeniyet’ olarak tanımlardı); buna karşı, Prof. Esposito’nun ise, ‘Bu kadar derin bir kültür ve medeniyeti sıkıştırmazsanız, yine faydalı olacaktır..’ diye, ‘İslam’a yapılan saldırılara karşı çıktığını’; ‘Lewiss’in bir ilim adamı olsa bile, iyi bir mütefekkir olmadığını’ belirtiyor ve ‘sebebini söylemiyeyim,  ama, Ortadoğu’ya uzanır..’ diyor; bu ifadeye, T. Akyol, Lewiss’in, ‘Ortadoğu konusunda (İsrail’le irtibatını ima ederek) bir sözcü gibi davrandığını’ söyleyerek açıklık kazandırıyordu.

Bu arada, Aydın, ‘çatışmacı yaklaşımların, İslam dünyasındaki argüman zenginliğini öldürdüğünü, şiddete izin vermeyen İslamî anlayışların itildiğini, çatışmacı, direnişçi cereyanların yükseldiğini’ de eklerken; Akyol ise, Baş kesme sahnelerinin Irak’daki müslümanlardan geldiğini, ‘11 Eylûl’de 5 bin kişinin öldürülmesinin sorumlusunun da müslümanlar olduğunu’ söylüyor; Prof. Şafak Ural, ‘Ben o eylemleri veya saldırıları, niye dinim ve kendim adına yapılmış gibi kabul edeyim?’ demek ihtiyacını duyuyordu, haklı olarak.. Bulaç da, ‘İnsanın öldürülmesine, evet, karşı çıkmak gerekir, ama, en gelişmiş silahlarla, kitleleri yoketmek suç olmuyor! Silah sanayiinin hemen tamamı Batı’nın elinde değil mi?’ diyerek taşı gediğine koyuyordu..

Evet, dialog’dan korkulmamalı, ama, dialog’un, tarafların kendilerini karşı tarafa özellikle ‘maddî servet, kuvvet ve askerî savaş’ yollarıyla, zorla tahmil (yükleme) değil de; hakikati kavramak niyetiyle tanıtma ve tebliğ cehdi olduğu  üzerinde anlaşılabilirse.. Prof. Aydın’ın bu konuya değinirken, ‘Türkiye’ye gitmenin tam zamanı..’ zannına kapılan ‘misyonerler’in çabalarının yersizliğine işaret etmesi yerindeydi, ama, o gibi heveslere kapılanlara TC’de mevcud, Batı dayatması katı laik hukuk düzeninde ne gibi bir tedbir alınabilir?

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Selahaddin Eş Çakırgil'in Son 10 Yazısı
   Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
   Allah’ın diniyle savaşta olanların, o dinin terimlerinden istifade kurnazlığı..
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   Kalblere hükmedilemiyeceğini hâlâ anlamıyan zavallılar..
   Emperyalizm, Lübnan’da yenilmeye mahkûmdur!
   ''Kutsal'' karşıtları, sahiden de ''dua''sız mı?
   ‘Kişilere tapma hastalığı’, başka nasıl olur ki?
   Kosova, bir çetin 'devlet' yolculuğuna çıkarken..
   -Zulm, şirk ve küfrün hâkim olduğu-; ’Her yer Kerbelâ, her gün Âşûrâ..’
   ‘Modern klanlık / kabilecilik’ anlayışının çizgisinde..
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.