Tüm Haberler
Tüm Haberler
Sık Kullanılanlara Ekle! Açılış Sayfası Yap! Sitene Ekle! İletişim
  Anasayfa
  Haberler
  Bölgeler
  Yazarlar
  Ziyaretçi Yorumu
  Üyelik İşlemleri
  Künyemiz
  İrtibat

Gelişmiş Arama
Kitap Tanıtımı
 Humus'ta Kan Gövdeyi Götürüyor (Video)    Erdoğan: Suriye bizim iç meselemizdir    Zevahiri Suriye Muhalifetini Destekledi    Beşşar Esad’ın Suriye'de Öngöremedikleri    Şehid Şeyh Ahmed Yasin: Allah'ım Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum    ''İskenderun saldırısı İsrail'in taktik değişikliği''    İKÖ ve İslam Dünyasının Soruları    İrlanda gemisi Gazze yolunda    Türkiye'den İsrail'e Enerji Yaptırımı Sinyali    Hamanei: ''Siyonist rejimin saldırısı beşeri vicdanlara saldırıydı!''  
Hiçbir cinayet, adâlet adına işlenenden daha korkunç değildir!
Salı, 27 Aralık 2005 - (10:53)
Selahaddin Eş Çakırgil

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

Bugünkü yazımda, birkaç konuya kısa kısa değinmeye çalışayım..

*Başbakan, TC’de karşılaşılan ve uluslararası şikayetlere konu olan hukuk ihlalleri konusunda kendisini çok sık örnek gösteriyor.. Özellikle de, AB çevrelerinin Türkiye’deki insan hakları ihlalleri konusundaki beyanları sözkonusu olunca, ‘Ben içeriye girdiğimde neredeydiniz?’ diyor.. Haklı olsa bile, bunu o değil, başkaları söylemeli ve özellikle bu konuda kendisinden değil, başka örnekler vermeye çalışmalıdır. Çünkü, o, tek örnek olmayıp, mazlûmların haklılıklarını duyurabilmek için, Başbakan olmak gerekmediği de anlaşılmalıdır. Kaldı ki, bu gibi tavırlar, insanı haklı iken, haksız duruma düşürebilir ve ‘bu memlekette, inim-inim inleyen nice mazlumlar yok muydu?’ suali havada kalır.

*Van Üni. Rektörü Prof. Yücel Aşkın hakkında konuşmak istemiyorum.. Onun  tutuklu olmasını değerlendirirken, ideolojisi beni ilgilendirmiyor. Keza, tutuklu olması da tek başına zulüm değildir. Çünkü, tutukluluk, ‘sanığın kaçması, suç delillerini karartma ihtimali, ya da, can güvenliğinin sağlanması’ gerekçeleriyle olur. Eğer bu ihtimaller yoksa, tutukluluğun cezalandırma yerine kullanılması kesinlikle zulümdür ve zulme de, her kime yapılırsa yapılsın, karşı çıkılmalıdır. Prof. Aşkın’ın haksızlığa mâruz kalıp kalmadığını bilmiyorum. Ama, hakkında düzenlenen ‘iddianâme’, dehşet bir şey.. O iddianâme’ ceza ile sonuçlanmazsa,  yargı mekanizmasının, insanların şeref ve haysiyetiyle nasıl oynadığının yeni bir delili daha ortaya çıkmış olur.

Mehmed Ağar’ın, 5 yıl öncelerde, ‘Polis raporu da nedir ki, bir polise,‘bir rapor yaz, dosyasına koy..’ dersin, gerektiğinde kullanılır, öyle polislerimiz var ki, sıradan senaryo yazarlarına taş çıkartır..’  şeklindeki sözlerini hatırlıyorum..

Bir hukukçu olan muhalefet lideri Baykal’dan ayrı olarak, YÖK Başkanı ve emrindeki rektörler ordusu başta olmak üzere, medya ve sermaye çevreleri, ‘sanığın kaçması ve delilleri karatması’ ihtimalinin bulunmadığı için, serbest bırakılmasını istiyorlar ve Hükûmet’i suçluyorlar. Halbuki, konu Hükûmet’in  değil, ‘özerk’ bir kurum olan; ‘Hâkimler  ve Savcılar Yüksek Kurulu’ isimli kurumun yetki alanındadır. Asıl bu çabalardır, ‘dâvâyı siyasîleştirmek!’

Hem, ‘Yargı, Kanun yapma ve Yürütme’ güçleri arasında, ‘kuvvetler ayrılığı’ prensibinin geçerli olmasını ve hele de yargının bağımsızlığını istiyorsanız, öyle de olması gerekir. Demek ki, bunlar iktidara gelseler, kanunları uygulamak için, yargıyı kimlere nasıl uygulayacaklarının ipucunu veriyorlar. Kaldı ki, yargı zâten şaibe altında.. Ceza verirken, ‘vicdanları ile cüzdanları ve siyasî baskılar’ altında sıkıştıklarını, yargının tepesindekiler bile itiraf ediyorlardı..

Türkiye’de onbinlerce ‘tutuklu’ varken ve ‘tutukluluk’ bir ceza kurumu halinde çalıştırılırken kimsenin sesi çıkmazken; Prof. Aşkın’ın üzerindeki onca ağır iddialara rağmen, havaalanlarında olduğu gibi, bazılarına uygulanan, (VIP) (very interesting/ important person) (çok önemli kişi) ayırımının yargıda bile uygulanmasına ne demeli? ‘Milyonla çalan, mesned-i izzette ser-efrâz.. Birkaç kuruş mürtekibin câyı (yeri), kürektir!’ diyen Ziyâ Paşa doğrulanırcasına..

Sezer geçenlerde, ‘dokunulmazlıkların kaldırılması’ndan sözeder ve ‘önce siyasetçilerden başlanması gerek..’ derken; ‘Önce, hiç dokunulamaz olanlardan, C. Başkanı, Yargı ve Ordu’dan başlanmalı..diyemiyordu.. 

*Başta Baykal ve partisi olmak üzere, bazı odaklar, ‘erken seçim’ korosundaki yerlerini aldılar. İktidar partisinin pîr-u pâk olduğunu söyleyecek değilim.. Baykal, ‘dünyada nerede, 5 yılda bir seçim yapılıyor?’ diye soruyor. Sanki bu kanunu şimdiki iktidar partisi yapmış gibi.. Amma, Baykal kendisini ve partisini istikrarsızlığa indekslemişcesine, 5 seneyi çok uzun buluyor.. Halbuki, o, 1923-50 arası, 27 yıl serbest seçim yaptırmamış olan kendi partisinin muktesebatını gözönüne getirse, bu soruyu sormak yerine, başını önüne eğerdi..

Kaldı ki, yeni bir seçimde çok farklı bir tablo çıkması beklenmiyor, şimdilik.. Maksad, havayı bulandırmak ve ‘2007 Nisanı’nda süresi bitecek olan C. Başkanı Sezer’in yerine şimdiki Meclis tarafından seçimi’ni önlemek..

Halbuki, Baykal -ve hattâ Sezer-, eğer mâkul olmak kaygusu taşısaydı, 3 Kasım 2002 seçimlerinden sonra, ‘C. Başkanı, milletin bütünüyle tasfiye ettiği eski Meclis tarafından seçildiğinden, C. Başkanı için, yeni Meclis’in iradesince de kabul edilmek gereklidir, yeni bir oylama yapılmalıdır..’ demesi gerekirdi. Onu söyleyemeyenlerin, şimdi, ‘2007 Nisanı’nda, 4,5 senelik bir -iradesi eskimiş- Meclis’in yeni bir C. Başkanı seçmesi önlenmelidir..’ diye tutturmasında bir tutarlılık var mı? Anlaşılıyor ki, ‘taife-i laicus’un bir önemli siperinin daha elden çıkacağının korkusu dehşet uyandırmakta, bir yerlerde.. Bugün iktidarda olanlar, halkı biraz rahatlatmaya çalışırken; çökmekte olan sistemi de güçlendirsinler; ama, Devlet’e el koymuş olan 80 yıllık kadroların tahakkümüne dokunamasınlar; Devlet’e halkın rengini vermeye kalkışamasınlar, istenen, bu!.

[ Arşivle! ] [ Yazdır! ] [ Postala! ]

 

Facebook da paylaş Twitter da paylaş

'Selahaddin Eş Çakırgil'in Son 10 Yazısı
   Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
   Allah’ın diniyle savaşta olanların, o dinin terimlerinden istifade kurnazlığı..
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   ‘Diktatörlük cumhuriyeti / cumhuriyet diktatörlüğü’ mü?
   Kalblere hükmedilemiyeceğini hâlâ anlamıyan zavallılar..
   Emperyalizm, Lübnan’da yenilmeye mahkûmdur!
   ''Kutsal'' karşıtları, sahiden de ''dua''sız mı?
   ‘Kişilere tapma hastalığı’, başka nasıl olur ki?
   Kosova, bir çetin 'devlet' yolculuğuna çıkarken..
   -Zulm, şirk ve küfrün hâkim olduğu-; ’Her yer Kerbelâ, her gün Âşûrâ..’
   ‘Modern klanlık / kabilecilik’ anlayışının çizgisinde..
Yazarlar
Maruf Çetin
Fedek ile ilgili tüm tartışmalar uydurmadır
Alıntılar
Selahaddin Eş Çakırgil
Bir geçmeyen geçmişin, bir zorbalığın 100 yılından resmi geçit sahneleri..
Bülent Şahin Erdeğer
Diller Değil Davranışlardır Aslolan...
Ahmet Varol
'Kaybedecek Zalim' İçin Kaybetmek
Robert Fisk
Fisk: Şiiler, Esad'ı yalnız bırakmayacak
Bülent Keneş
Suriye'de yaşanan katliamlarda İran'ın rolü
Abdurrahman Dilipak
Mehdi mi dediniz?
Haberler
Kitaplar
Oyunlar

islamdunyasi.com'da
internet'te

© Copyright by İslamdünyası
E-Posta:
info@islamdunyasi.com

Kaynak göstermek şartıyla alıntı yapılabilir.
Yazarların yazıları kendilerini bağlamaktadır.
Sitemiz Basın Meslek İlkeleri'ne uymayı taahhüt etmektedir.